casino maxi

Yemen Krizi ve Arkaplanı

Siyaset Şub 03, 2016 0 Yorum

yemen

 

 İsmail Çoktan

@ebusalahaddin

Şubat 1979’da İran’da, Şah’ın devrilmesiyle kurulan ‘’İran İslam Cumhuriyeti’’ Ortadoğu’daki dengeleri kökten sarsmıştır. Devrim sonrası İran’ın, Devrimi tüm Ortadoğu’ya yaymaya çalışması bölgedeki Arap-İsrail savaşı dışında yeni bir bölgesel çekişme alanı doğurmuştur.

Devrim İslamcı mollalar tarafından yapılmıştı ve bu mollalar İsrail’i haritadan silmekle tehdit ediyordu. Bölge’de Araplara tek başına karşı koyan İsrail giderek daha fazla tehlike altına giriyordu. Ayrıca İran İslam Cumhuriyeti rejiminin Filistin’deki İslami hareketleri desteklemesi de Filistin-İsrail savaşında yeni bir umut doğurmuştu.

İran İslam Devrimi’nin olduğu tarihten sonra devrime yönelik genel algı aşağı yukarı böyleydi ta ki 2010 yılı sonunda Tunus’ta ateşlenen devrim fitilinin bütün Ortadoğu’ya yayılmasına kadar.

İran’ın devrim karşısındaki tutumu başlangıçta ‘’Bu devrimler İran İslam Devrimi’nin bölgedeki yansımasıdır’’ şeklindeki bir yaklaşımla aslında İran’ın bölgeye yaymak istediği devrim için bir yol bulduğunu gösteriyordu. Fakat Devrim hareketinin yayılarak büyük oranda İran’ın etki alanındaki Irak-Suriye-Lübnan hattına taşınması İran için bu devrimleri kontrol etmenin imkansız olduğunu ortaya koydu.

Başlangıçta, Arap intifadaları için ‘’İran devriminin bölgedeki yansımaları’’ gibi destek ifadeleri kullanan İran, devrimlerin söz konusu hatta taşınmasının ardından ‘’İran, bu devrimlerle ABD ve İsrail tarafından kuşatılmak isteniyor, bu devrimlerin ikinci adımı İran’ın bir ABD-İsrail işgaline uğramasıdır’’ ve ‘’İran bölgede Filistin direnişine destek veren tek ülke ve bu devrimler İran’ın Filistin etrafında kurduğu direniş eksenini çökertmek amacıyla ortaya çıkarıldı’’ gibi sözleri İran’ın daha önce zaten Irak’ta var olan otoritesini güçlendirmesi ve Suriye ve Lübnan’da daha evvel müttefikleri yoluyla kurduğu hegemonyayı bu ülkeleri direkt kendi etkisine alacak bir müdahalede bulunması sonucu izledi.

Nihayetinde İran’ın bölgede yayılması ve Arap ülkelerinden ‘’Başkent’i Bağdat olan bir Pers imparatorluğunun vilayetleri’’ diye bahsetmesi bölgedeki Arap milliyetçiliği ve Sünni toplulukları rahatsız etmiştir. Buna rağmen Arap devrimlerinde İran’ın Şii motifler altında yaptığı askeri müdahalelere rağmen ciddi bir Sünnici karşı koyuştan çok bölgesel nedenlerin öne çıktığını görebiliriz.

İran’ın müdahaleleri belirttiğim gibi Arap milliyetçiliği ve Sünni mezhepçiliğini harekete geçirmiş ve zaten öteden beri Fars körfezindeki bir hakimiyet mücadelesi şeklinde var olan İran-Suudi çekişmesini tüm bölgeye fiilen yaymakla birlikte bu çekişmeyi salt bir petrol çekişmesi şeklinden çıkararak Arap-Fars ya da kısmen Sünni-Şii savaşına dönüştürmüştür.

Suriye ve Irak’ta, İran’ın tüm saldırılarına rağmen Suudi Arabistan’ın direkt müdahalesi olmamasına rağmen İran’ın, Suudi Arabistan’ın arka bahçesi olarak nitelenebilecek Yemen’de meydana gelen devrime karşı ülkedeki Şii azınlığı kullanarak bir karşı devrim/darbe girişiminde bulunması Suudi Arabistan’la İran’ı tamamen karşı karşıya getirmiştir.

Yemen Devriminin Seyri

Yemen’de Suudi Arabistan tarafından desteklenen 32 yıllık Ali Abdullah Salih yönetimine karşı ilk gösteriler, Ali Abdullah Salih’in iktidarı oğluna bırakma planından vazgeçerek erken seçime gitmesi ya da istifa etmesi talebiyle 11 Şubat 2011 günü ülkenin en büyük üçüncü şehri Taiz’de yapılan yönetim karşıtı gösterilerle başladı.

Ali Abdullah Salih’in iktidarı oğluna bırakmayacağını beyan etmesine rağmen erken seçime gitmemekte ısrarlı olması devriminin Yemen’in diğer büyük şehirlerinden Aden’e sıçramasına ve nihayetinde 15 Şubat günü San’a da yapılan gösterilerle tüm ülkeye yayılmasına sebep oldu.

Devrimin başlangıcından sonra Yemen Ordusundan bazı subayların Ordu’dan ayrılarak göstericilere katılan General Ali Muhsin El Ahmar ile birlikte ordudan ayrılması ve Ali Abdullah Salih karşıtı gösterilere katılması Yemen ordusunda bölünmelere sebep oldu ve Ordu’daki Ali Abdullah Salih’in oğlu Ahmet Ali Abdullah Salih’e bağlı olan ordunun büyük bölümünü oluşturan kısmı rejimin yanında durmaya devam etti.

Salih rejiminin Taiz, San’a ve Aden’de göstericilere ateş açması bazı kabilelerin silahlanarak San’a ve Taiz’de orduya karşı çatışmalara girişmesine sebep oldu.

San’a da Haşd kabilesi lideri Şeyh Sadık El Ahmar’a bağlı silahlılar rejim güçlerine karşı çatışmalara girişerek Sana’daki değişim meydanında gösteri yapan binlerce Yemenliyi korumaya çalışıyordu.

Çatışmalar giderek şiddetlenerek 4 Nisan günü Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarına taşındı ve Cumhurbaşkanlığı sarayına yapılan bombardımanda Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih ağır yaralanarak tedavi görmek üzere Riyad’a götürüldü.

Ali Abdullah Salih, Riyad’da tedavisini tamamladığında herkes ondan istifa etmesini beklemesine rağmen o istifa etmeyerek Yemen’e geri döndü.

Dönüşünü müteakip Taiz’de ordu güçleri Özgürlük Meydanında Toplanan kalabalığa gece baskını düzenleyerek meydanı dağıtmaya çalıştı fakat meydan buna direndi ve sonuçta onlarca kişi öldü yüzlerce kişi yaralandı.

Çatışmaların giderek şiddetlenmesine ve artık iç savaş havası estirilmesine içte ve dışta tepkiler verildi. Taiz’de özgürlük meydanına yapılan baskın sonrasındaki Cuma gün göstericiler San’a, Aden ve Taiz gibi büyük şehirlerde Barış Cuması ve İç Savaşa Hayır adı altında gösteriler düzenledi ardından BM ve Körfez ülkelerinin arabuluculuğuyla Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Körfez Görüşmeleri adı altında görüşmeler başlatıldı ve 21 Şubat 2012 günü görüşmeler Ali Abdullah Salih’e siyasi dokunulmazlık verilerek iktidarı yardımcısı Abdu Rabbu Mansur Hadi’ye devretmesi ve 2 yıllık geçiş sürecinden sonra Salih’in ya da oğlunun katılmayacağı bir seçime gidilmesi kararıyla sona erdi.

Bu karardan sonra Ali Abdullah Salih tedavisini tamamlamak üzere ABD’ye gitti.

Yemen’li göstericiler her ne kadar Salih’e dokunulmazlık verilmesine itiraz ettiyse de karar göstericilerin önde gelenleri tarafından kabul edilerek uygulanmaya başlandı.

Yemen’deki Husi Sorunu.

Yemen nüfusunun çoğunluğunu Sünniler teşkil etse de Yemen’de önemli bir Şii/Zeydi nüfus bulunmaktadır. Zeydiler kimi raporlara göre Yemen nüfusunun %12-20 arasındaki bir bölümü oluşturuyor.

Zeydilerde 12 İmam itikadının olmaması onları diğer Şiilerden ayıran en büyük farktır. Buna rağmen çoğu alim Zeydileri Şii mezhebi içerisinde görmektedir. Bunun nedeni ise Zeydilerin diğer Şiilerin aksine Muhammed Bakır ( r)’a değil 5. İmam olarak yine Peygamber (a)’ın torunlarından Zeyd Bin Ali Bin Zeynelabidin’e bağlı olmaları ve İmam Zeyd’i son imam olarak görmeleridir.

Husiler ise Zeydi toplulukta İran’la ilişkilere girerek Siyasal olarak öne çıkan gruptur. Husilerin merkezi Sana’nın kuzeyinde İmran beldesidir bu belde Suudi Arabistan’ın Necran vilayeti sınırına yakın bir bölgedir.

Zeydiler, Osmanlı imparatorluğu döneminde sık sık merkezi yönetime karşı İsyan eden bir topluluktur. İmparatorluğun yıkılmasından sonra kurulan Ulus devlet sürecinde Yemen Güney ve Kuzey Yemen olarak ikiye bölünmüş ve Kuzeyde Suudi Arabistan’a yakın Sünni yönetim hakim olmuştu Husiler bu süreçte giderek siyasileşmiş ve 1979’daki İran devrimiyle beraber İran’la dirsek temasına girerek Yemen yönetimine karşı silahlı mücadeleye girişmişlerdir.

1993 yılında Yemen iç savaşının Güney ve Kuzey Yemen’in birleşerek tek devlet haline gelmesiyle birlikte sona ermesi Husi sorununu ülkenin en önemli sorunu haline getirmiştir.

Husiler 90’lar boyunca mücadelelerini sürdürerek 2001 yılında 11 Eylül saldırılarından sonra El Kaide’nin Yemen’de ortaya çıkmasını bahane ederek El Kaide ve Yemen ordusuyla çatışmalara girişmeye başladılar.

2005-2010 yılları arasında Husi ve El Kaide hareketlerini bahane gösteren ABD ve Suudi Arabistan Yemen’de defalarca hava saldırıları düzenlemiştir. İran ise bu süreç boyunca Husilere silah ve para yardımı sağlayarak Husiler üzerinden ülkede nüfus elde etmeye çalışıyordu.

Yemen’de Ali Abdullah Salih’in istifasıyla sonuçlanan gösterilerin yapıldığı tarihlerde Husiler, El Kaide’ye karşı çatışmalarını sürdürmelerine rağmen Ali Abdullah Salih karşıtı devrim hareketine hiçbir şekilde katılmadılar Şubat 2012’de Körfez görüşmelerinin Ali Abdullah Salih’in yetkilerini yardımcısı Abdu Rabbu Mansur Hadi’ye devretmesiyle sonuçlanmasına tepki gösteren Husiler, Hadi’nin Cumhurbaşkanlığını kabul etmediklerini ilan etti.

Husiler, Yemen’deki 3 yıllık devrim ve devrim sonrası oluşan görece rahat dönemi çok iyi değerlendirdiler ve bu süreçte İran’dan ciddi miktarda silah ve mühimmat elde ettiler.

2014 yılı yazında Yemen Ordusundaki Ali Abdullah Salih’e bağlı güçlerle anlaşmaya varan Husiler İran’ın ciddi silah desteğiyle İmran’da başlangıçta El Kaide’ye karşı savaşarak Sana’ya doğru harekete geçtiler.

21 Eylül 2014 günü Sana’yı kuşatan Husiler kışlalarından çıkmayan Ali Abdullah Salih yandaşı askerlerin bakışları arasında ciddi bir direnişle karşılaşmadan Başkenti ele geçirdi.

Husiler hareketlerinin darbe olmadığını göstermek için yaklaşık 2 ay Devlet Başkanı Hadi ile diyalog görüşmeleri yaptılar fakat Hadi’nin diyalog görüşmelerinden çekilerek istifa etmesi üzerine onu tutuklayarak ev hapsine aldılar.

Hadi’nin Şubat 2015’te kaçarak Aden’e ulaşması ülkede yeni bir iç savaş için tüm şartları olgunlaştırmıştı. Husiler ve Salih’e bağlı güçler Hadi’nin kaçışından sonra Aden’e yürümeye başladı, önce İbb ve Sonra Taiz’i ele geçiren Husiler ve Salih’e bağlı güçler nihayetinde Bab El Mendeb Boğazını da kontrol altına aldı ve Aden’i kuşattılar.

Husiler’in Aden’e yaklaşmasından sonra Devlet Başkanı Hadi, Suudi Arabistan’a kaçtı ve Suudi Arabistan’ı müdahale etmeye davet etti. Husilerin adım adım gelen darbesini izleyen Suudi Arabistan’ın bu noktada devreye girerek müdahalede bulunması oldukça ilginçtir. Bana kalırsa Suudi Arabistan ve İran arasında başarısız bir ittifak olduğunu gösteriyor.

Zira Ali Abdullah Salih’i Suudi Arabistan desteklerken Husileri de İran’ın desteklemesi ve bu iki gücün ortak bir darbe yapması bu durumu kanıtlar bir niteliktedir.

Husilerin Aden’e saldırması ve daha önce de Anayasayı feshetmesi bu ittifakı bozmuştur.

2015 yazında Aden’de başlayan çatışmalara Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin oluşturduğu Arap koalisyonu Husiler ve Ali Abdullah Salih’e bağlı güçlere karşı Kararlılık Fırtınası adını verdikleri hava bombardımanları başlatarak karşılık verdi ve 2015 sonuna kadar San’a hariç güneyden kuzeye doğru bütün şehirler Yemen Halk Direniş Komitaları ve Arap Koalisyon güçlerinin eline geçmiş durumda San’a ve kuzeyi ise hala Husilerin kontrolünde, iç savaştan yararlanan El Kaide ise Yemen’in güneyindeki Hadramut bölgesinin en büyük şehri Mukalla ile beraber yine güneydeki Ebyen vilayetinin en büyük iki şehri Caar ve Zencebarı elinde tutuyor.

Güney Yemen Sorunu

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra ortaya çıkan Ulus Devletlerle, Osmanlı İmparatorluğunun İslam coğrafyasında hakim olduğu yerlerde 25’i aşkın ulus devlet kurulmuştu. Yemen’de biri San’a merkezli diğeri Aden merkezli kurulan Kuzey ve Güney Yemen arasında yıllarca devam eden ayrılık 90’ların başında vuku bulan iç savaştan sonra iki tarafın birleşmesi ve Yemen Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sona ermişti.

Halihazırda Cumhurbaşkanı olarak tanınan  Abdu Rabbu Mansur Hadi’nin çabaları Yemen’in birleşik bir cumhuriyet olmasında önemli bir rol oynasa da  Güneylilerin sorunu hiç bitmedi.

Güney Yemen’de ortaya çıkan birçok hareket hala Güney’in ayrılmasını talep ediyordu, özellikle bazı sol menşeli hareketler merkeze karşı silahlı mücadele sürdürsede bu çok etkili olamıyordu.

Şubat 2011’de başlayan halk ayaklanması esnasında Aden’de yapılan gösterilerde Güneyli göstericiler bağımsızlık talep eden dövizler taşıyorlardı.

Körfez  görüşmelerinde de bağımsızlık talep etmişler fakat güney kökenli bir siyasetçi olan Abdu Rabbu Mansur Hadi’nin Cumhurbaşkanı olması ve Güneyin sorunlarını çözme vaadi verilmesi Güney Yemen’lilerin Hadi’ye güvenmesini sağlamıştı.

Güney’deki başlıca sorunlardan biri fakirlik. Güney Yemen’de Hadramut bölgesi belki de dünyanın en fakir bölgeleri arasında üst sıralarda sayılabilir. 2013 yılında Güney Yemen’in Ebyen şehrinde açlıktan kaynaklanan ölümler meydana geliyordu.

Ayrıca Güneylilerin Yemen siyasetinde etkili olması da sürekli engelleniyor. Abdu Rabbu Mansur Hadi’nin bir Güneyli olarak ülkenin başına geçmesi bu sorunların aşılmasında ciddi bir adım olarak sayılsa da Hadi’nin ömrünün Husi darbesi yüzünden kısa olması Güney’deki umutsuzluğu artırıyor.

Bütün bu sorunların çözümü istikrarlı bir Yemen’e bağlı. Yemen’in istikrara kavuşarak Güney sorununa ciddi bir şekilde eğilmesi bu kangrenleşmiş yaranın tedavisinde önemli bir aşama olabilir ama mevcut duruma bakıldığında Yemen’in istikrara çok uzak olduğu açıkça görülüyor.

El Kaide (Ensar El Şeria)

El Kaide’nin Yemen kolu Ensar El Şeria hareketi 11 eylül 2001 saldırılarından sonra El Kaide lideri Usame Bin Laden’in yakın dostlarından Enver El Evlaki tarafından kuruldu.

ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinden sonra Aden körfezi’nde ABD üslerine yönelik saldırılar gerçekleştirmesi üzerine ABD, Yemen’de El Kaide’ye yönelik hava saldırıları başlatmıştı. Özellikle 2005 yılından sonra yoğunlaşan hava saldırılarında son olarak 30 Eylül 2011’de hareketin lideri Enver El Evlaki öldürüldü.

Buna rağmen Yemen El Kaidesi giderk gücünü arttırıyor. Husilerin 2014’te yaptığı darbe sırasında Hadramut’un başkenti Mukalla’yı ele geçiren örgüt 7 Ocak 2015’te Paris’te Peygamber (a)’ın karikatürlerini yayınlayan Charlie Hebdo dergisine yönelik yapılan saldırının emrini vermekle biliniyor. Saldırıda 12 karikatürist öldürülmüş ve bu saldırı Dünya’da ciddi bir ses getirmişti.

Yemen El Kaidesi geçtiğimiz hafta da Yemen’in Güney vilayetlerinden Ebyen’in 2 büyük şehri Caar ve Zencebar’ı ele geçirdi.

Sonuç

Yemen’in bütün bu iç sorunlarla uğraşırken bölgesel güçler İran-Suudi Arabistan arasındaki çekişmeye ve ABD-El Kaide çatışmasına da sahne olması ülkedeki Siyasi ve İnsani durumu çok daha fazla zorlaştırıyor.

Halkın özgürlük ve onur talepleri adı isterse Husi olsun ister Suudi Arabistan ister İran olursun çeşitli yerel ve bölgesel aktörlerle engelleniyor. Yemen’deki Güney-Kuzey bölünmüşlüğü ise ülkenin içinde bulunduğu durumu daha bir çıkmaza sürüklüyor.

Şuanda Yemen’de devam eden iç savaşta Husiler her ne kadar geriletilmişsede hala Başkent Sana’yı ellerinde tutuyorlar bu da savaşın uzamasına ve devrimin asıl hedeflerinden daha çok uzaklaşmasına neden oluyor.

Husilerin, iran’ın Suriye’de zor durumda olması ve kısıtlı miktarda yardım ulaştırmasının yanında Arap koalisyonun hava saldırıları ve Yemen Halk Direniş Komitalarının saldırıları karşısında daha fazla mukavemet gösterebileceğini düşünmüyorum.

Yine de Husiler bertaraf edilse bile bu Husilerin Yemen’deki varlıklarını buharlaştırmayacaktır. Dış müdahalelerin ve etkilerinin devam etmesi ise Husi sorunun sürekli devam etmesi anlamına geleceğini net olarak söyleyebiliriz.

Zira Suudi Arabistan Husileri vururken İran destekliyor ve bu yapılırken özellikle İran tarafından mezhebsel temele oturtuluyor.

Öyle sanıyorum ki Yemen’deki sorunların çözülmesi sorunlara yaklaşımların Mezhep ya da bölgesel etnisite temelli yaklaşımların aşılması ve dış müdahalelerin Yemen’in toplumsal sinir uçlarına dokunmasının önüne geçilerek Yemenli-Yemenli diyaloğuyla mümkün olabilir. Tıpkı bütün bölgedeki sorunlarda olduğu gibi.

İsmail Çoktan

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder