casino maxi
Mahinur Özdemir

Mahinur Özdemir

Tüm Yazıları

Mahinur Özdemir

Ruhun dinç kalmasına en büyük katkı sanattan ve sanatçıdan gelir. Ruhlarsa renk renk çeşit çeşit. Benzerlikler olsa da hepsi ayrı bir dünya ve bu dünyaların kendini beden denen karadeliklerde kaybetmesi an meselesi belki de kimisi çoktan kaybolup gitti. Peki sanat ve sanatçı kavramları ne derece güneş olabiliyor ruh dünyamıza. Ya da ne derece tüm insanlığa hitap edebiliyor? Dansından resmine, müziğinden heykeline, mimarisinden edebiyatına, tüm sanat dallarına olan ilgiler ruhun ihtiyacından çok ideolojik fikirlere göre yönlenmiş durumda. Bir sanatın fikre hizmet etmesi gerektiğini savunuyorum fakat fikirlere göre sanat seçimini değil... Her sanatın kendine has duruşu, tarzı, dili ve görevi vardır. Bir sanatın dilini çözmek ve onunla konuşabilmek demek tüm insanlık ile konuşabilmek daha da önemlisi anlaşabilmek ve halleşebilmek demek.


Nasıl ki yeryüzünün ve gökyüzünün ses ahengini kuşlar; renk ahengini her türlü doğa harikası mekanlar; koku ahengini misk kokulu çiçekler, deniz ve toprak tedarik ediyorsa insanoğlu da gerek kendi yaratılış ve iç dünyasından gerek dış dünyanın bu güzel ahenginden ilham alarak yeteneği, gücü ve basireti nispetinde var olan sanatı ayakta tutmaya ve yaşatmaya çalışır ki bu oldukça yüklü ve kutsi bir görevdir. Sanatın her bir dalı insanlık için bir kurtuluş vesilesi, barış sebebi veya bütünleşme köprüsü olabilecek potansiyeldeyken onu kendi ideolojik fikir dünyamıza hepsedip dış dünyaya kapatmamız sanata ve sanatçıya yapabileceğimiz büyük darbelerden birisidir. Sanat demek algı demek, algı demek fikir demek, fikir demek insan demek ve insana giden bu real ve sürreal yolların kesişimi olan sanat, ufkumuzu geliştirmek konusunda büyük bir sorumluluğun altına girerken onu çıkmaz sokaklarda sıkıştırmak ve birbirine zıt kutuplara itmek ruh dünyamıza vurulan bir pranga olacaktır. Bu kutuplaşma genelde her bireyin ve toplumun zihniyetine ve yaşam tarzına göre şekilleniyor. Mesela mütedeyyin bir arkadaşımız ney yahut kanun çalıp hat ve tezhip gibi sanat dallarında kendini eğitirken kendisini modern olarak tanımlayan bir arkadaşımız piyano, çello gibi müzik aletlerine veya tiyatroya daha fazla yöneliyor. Oysaki Pelin arkadaşımız ney üfleyebilmeli veya Şüheda arkadaşımız çello çalabilmeli. Berkcan hat sanatına ilgi duyabilmeli ve Abdurrahman yıllarını pandomime verebilmeli. İdeolojilerin, sosyal çevrenin, partilerin, üniversitelerin birleştiremediği insanları sanat birleştirebilir. Evet dansın bacaklarını bağladığımız zincirleri kırmalı, ressamın tuvalini rahat bırakmalı, tiyatroların perdelerini sonuna kadar açmak yetmez zihinlerdeki anlamsız perdeleri de açmalı, tezhip ile kemanı arkadaş yapmalı, saksafon ile ney kardeş olmalı, tüm sanat camiası kendi deresinden bir yol bulup bir okyanusta buluşmalı. Ananevi ve modern sanatları birbirinden ayırarak değil bir araya getirip kainatın ritmini yakalamalıyız ki kulaklarımızın pası silinsin. Doğadaki her türlü renk cümbüşünü gökkuşağında toplayabilmeliyiz ki renkler birbirine küsmesin. Tüm çiçeklerin kokusunu ciğerlerimizde toplayabilmeliyiz ki yeri gelince her insanın nefesi olabilelim. İşte sanat budur. O bu şu demeden kendisini en güzel bir şekilde sunar muhatabına, tabi biz onu ayrım gözetmeksizin kendi ruh dünyamıza buyur edebildiğimiz müddetçe.

SANATTA HUDUD


Sanatın ayrıştırılmasının ve takım gibi tutulmasının elbette karşısındayız fakat hayatımızın her alanında olduğu gibi sanatın da bir yordamı ve ahlakının olacağını unutmamamız gerekiyor. Sanata pranga vurmayalım derken ahlakımızın zedelenmesine ve inancımızın gölgelenmesine hiçbir surette izin veremeyiz. Hele ki sanat, kirli bir kisve haline getirilip her türlü ahlaki değerler yozlaştırılıp inancımıza hakaret noktasına gelinmişse buna tüm gücümüzle karşı çıkmamız sanatı ayrıştırmak değil aksine onun bütünlüğünü ve haysiyetini korumaktır. Çeşitli algılar ile Müslümanların sanat ve estetik düşmanı olduğunu; müziğe, dansa, tiyatroya yabancı ve cahil olduğunu tüm dünyaya empoze etmeye çalışıyorlar ve bunu yaparken de en kutsallarımıza ve ahlakımıza saldırarak bizi galeyana getirip işlerini kolaylaştırıyorlar. Bu gibi durumlarda ne algılarına kurban olmalıyız ne de bunu yanlarına bırakmalıyız. Eğer bizler kendimizi sanat ile eğitir ve ehil olursak, onlara onların dilinden daha sert ve etkili bir biçimde tepki verirsek ne algılara ne ahlaksızlığa meydan vermemiş oluruz. William Channing’in dediği gibi "Sanat ruhun zafere ulaşmasıdır." Bizler de zafere giden bu yolda kendimizi olabildiğince doldurmalı, Müslüman gençler olarak sanat cahili ve estetik fukarası yaftalarını üzerimize yapıştırmaya çalışan güruha fırsat vermeden onları her türlü bilgi ve sanat birikimimizle alt etmeliyiz. Fakat ne yazık ki alim ve bilge dediğimiz insanların sanata olan yanlış bakış açılarından dolayı, bırakın bir sanat dalında ilerlemeyi; kimimiz eline müzik aletini, cebine boya kalemini koymaya korkar oldu. Oysa bizler yeryüzünün halifeleri olarak elimize geçen sanat fırsatını o kadar iyi değerlendirmeliyiz ki yeri geldiğinde düşmana karşı bir silah olarak yeri geldiğinde bir motive aracı olarak ve hatta yeri geldiğinde hayata karşı farklı bir bakış açısı olarak kullanabilelim. Bilhassa gençler olarak, ahir zamanda ufkumuzun son derece açık, olayları analiz gücümüzün yüksek olması gerek. Ayrıca toplumu çok iyi okuyor olabilmemiz ve bunları elimizden geldiğince bir müzik aletine, bir şarkı güftesine, bir resim tuvaline ve bir tiyatro sahnesine dökebilmemiz gerek. Zira Tolstoy'un da dediği gibi "Sanat düşünebilen, gerçeği görebilen ve toplumu anlayabilen insanların işidir."

Hayatın bizi sanattan koparmak için oynadığı bütün oyunlara rağmen inadına sanat inadına güzellik... Okuldan veya işten eve dönerken kulağımızı tırmalayan korna ve iş makinelerine inat bir müzik aleti alalım elimize. Dikilen yüksek binalar ve çarpık kentleşmelerin çirkinliklerine inat doyumsuz bakabileceğimiz tuvallere dokunalım rengarenk fırçalarımızın ucuyla. Yalan dünyaların kahramanı olmak yerine gerçek tiyatrolarımızın başrolü olalım. Dünyanın ve mahlukatın zevkine varalım kainatın her bir zerresinde. Sanatın her bir dalını evladımız belleyelim ve ayırt etmeden bağrımıza basalım. İlla bir şeyi ötekileştireceksek sanatsızlığı, zevksizliği ve estetik fukaralığını ötekileştirelim ki çirkinlik ve duygusuzluk son bulsun Allah'ın kainatında. Zaten bütün güzelleştirmelerin, güzel görmelerin, ahenklerin temelinde O'nu bulmak ve O'nu anlatmak vardır. Elimizin, dilimizin, kulağımızın, beynimizin, bedenimizin ve zevkimizin mimarı Allah'ı aramak ve O'nun eserlerinden yeni eskizler hazırlamak... Ne büyük bir lütuftur sanatçı olmak ve gerçek sanatkarı bulmak.

Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

Necip Fazıl Kısakürek

  • 1