casino maxi
Beyzanur Yaşaroğlu

Beyzanur Yaşaroğlu

Tüm Yazıları

Çocuk Filmi Mi Korku Filmi Mi İzletiyoruz?

Çocuk filmleriyle ilgili kavramlarla, üniversitede okuduğum bölümde çocuk filmlerinin zorunlu ders olarak bize sunulmasıyla tanıştım diyebilirim. Böyle bir konuyu ders olarak bize sunmaları, özellikle de zorunlu ders olarak vermeleri bana gereksiz gelmişti. Bu konunun ne kadar önemli olduğunu ilerleyen zamanlarda idrak edebildim. Çocuklara çocuk filmi mi sunuluyordu yoksa çocukların yaşları ve duygusal gelişimleri görmezden gelinerek korku ve kaygının bol bol yedirildiği filmlere mi muhatap ediliyorlardı?

Bu noktada çocuk filmlerini ele almadan önce masallardan ve özellikle Batı’daki masal kültüründen bahsetmem gerekecek. Batı’daki masal kültürüyle Doğu’daki masal kültürü arasında büyük fark var. Doğu’daki masallarda iyiler ve kötüler vardır. Masalların sonunda iyiler ödüllendirilirken kötüler cezalandırılır. Daha çok öğüt verme amaçlanmaktadır. Fatma Barbarosoğlu bir denemesinde masallardan şöyle bahseder: “Modern öncesinin masallarının, kıssalarının ağırlıklarını azaltan şey onlardan bize kalan ibrettir. Gökten düşen üç elmadır ibret. Oysa modern zamanların bizim tanıklığımız etrafında akan hikâyelerinde ibret göklerden yere düşmüyor hiç. İbretini çıkaramadığımız hikâyeler ağır bir taş gibi oturup kalıyor bilincimizin üstüne.”

Modern insan, ibreti ve ibret ile gelen acziyetini bir kenara bırakmış durumda. Bu değişim sadece yetişkin bireylerin değil, çocukların da zihinlerine yerleştirilmiş.

Batı’daki masal kültüründe daha çok kadın ve çocuklar üzerinden korku, şiddet ve cezalandırma konularının işlendiğini görebiliriz. Bu tespiti doğrulayan en önemli örneklerden biri de Batı’da birçok dile çevrilen ve günümüzde hala çocukların eğitimi amacıyla yuvalarda okutulan Struwwelpeter başlıklı şiir formunda yazılmış̧ resimli kitaptır. Bütün zamanların en çok satan çocuk kitabı olan Struwwelpeter, 1844 yılında Frankfurtlu Alman Dr. Heinrich Hoffmann tarafından yazılmış̧ ve resimlendirilmiştir. 1844 yılının Noel gecelerinde üç yasındaki çocuğuna hediye almak isteyen Hoffmann çarşıya çıkar ve çocuk kitaplarını araştırır. Araştırmasının sonunda uzun anlatımlarla ahlaki dersler vermeye çalışan masalları beğenmeyen Hoffmann eve döner ve Struwwelpeter adlı resimli kitabını oluşturmaya başlar. Heinrich Hoffmann kitabında; uslu olmayan, ailesinin sözünü dinlemeyen çocukların, örneğin parmaklarını emen çocukların parmaklarının büyük bir makasla kesilmesinden hayvanlara eziyet edenin köpekler tarafından damarları koparılacak biçimde ısırılmalarına, çok gülenlerin derilerinin renklerinin siyaha dönüşmesinden çorbasını içmeyen çocukların ölümüne kadar çocukların çeşitli korkunç felaketlere ve cezalara maruz kalacağını resimlerle anlatmaktadır.1

Dünya genelinde masallarda belli aralıklarla korku ve kaygı unsurları kullanılmıştır ancak Batı, korku ögesini gerek masallarında gerek kitap ve görsel sanatlarında çocuğun psikolojisini bozacak ve bilinçaltını tahrip edecek düzeye çıkarmıştır. Batı’da bu korku unsurlarının temeli trajediye ve drama dayanmaktadır. Trajedilerdeki çatışma ve zıtlık unsurlarını daha sonraları romanlarda da görmeye başlarız. İlerleyen dönemlerde, yani 17. ve 18. yüzyıllarda korku romanları sadece Avrupa’da değil Amerika’da da yaygınlaşmıştır.

Metnin başından beri Avrupa medeniyetinin korkuyu gelenekselleştirdiği görülmektedir. Peki, bu korku ve kaygı tam anlamıyla nedir? Kısa bir tanım yapmak gerekirse Kaygı daha çok varoluşsal bir sancı; hiçlik, yokluk, sonsuzluk endişesiyken korku ise daha çok dünyevi, o an içerisinde yaşadığımız sıkıntıların bütünüdür.

Yazı kültüründen görsel kültüre geçişle beraber hem algılamamızda hem düşünce tarzımızda birçok değişime maruz kaldık. Niceliksel ve niteliksel olarak değişime uğramamız bizim ahlaki bakış açımızın da değişime uğraması demektir. Özellikle bu gelişmelerin çocuklar üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Bu noktada “Çocuklar hangi filmi izleyebilir?” sorusu belki de kilit sorulardan biridir. İdeal bir çocuk filmi olduğunu söyleyemeyiz. Çocuklar için tasarlanan filmler aslında onun geniş hayal gücüne yapılan bir müdahaledir. Hayal dünyası çocuğun özgür alanıdır. Ve günümüzde tasarlanan çocuk filmleri, yetişkinlerin bilinç yapısıyla tasarlanmış sınırlı bir hayal gücünün ürünüdür. İzledikleri filmler, çocukların kişisel gelişimlerini de etkilemektedir. Sinemaya gittiği andan itibaren kendini ışığı sönmüş bir salonda bulan çocuk, birkaç saatliğine bir perdeden farklı bir hayal aleminin içine girer. Daha önce hiç görmediği gerçeküstü bir dünyaya giren çocuğun gerçeklik algısı da zarara uğrar. Küçük yaş kitlesine hitap eden bu filmler birkaç saat dilimi içerisinde çocukların zihin dünyalarını kirletir. Çocuklara mahsus olan masumiyet kavramı adım adım yok olmaya baslar. Bu zaman dilimi içerisinde çocukların bilinçaltı oyunlarının esiri olduğu gerçeği de gözler önüne serilmektedir.

Bilinçaltı veya subliminel mesajlar konusu oldukça önemli bir konu olsa da konunun uzunluğundan dolayı başka bir makalede ayrıntılı bir şekilde ele almanın doğru olduğunu düşünüyorum.

Beyzanur Yaşaroğlu

1: ÇOCUK FİLMLERİ DERS NOTLARI Doç.̧. Dr. RIDVAN ŞENTÜRK 2013 İstanbul

Evrensel bir kabul gören ‘’sinema‘’ sözcüğünün yaratıcıları olan Lumiere’ler, kullanışlı ve sağlam aygıtlarıyla sinemanın babası olma onurunu kazandılar. Louis Lumiere’in 1895’de yaptığı filmler, iyi düzenlenmiş, taze ve özgür bir hava taşıyan, durağan çerçeveli tek çekimden oluşmuştur. İlk film gösterimlerinin yapıldığı mekan Paris’te Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafedir. Bu çekimlerden en çok bilinenler Bir Trenin Gara Girişi, Bir Duvarın Yıkılışı, Bahçıvanın Sulanışı’dır. İlk gösterimi yapılan filmler arasından seyircide oluşturduğu etki nedeniyle en ünlü olanı ‘Trenin Gara girişi’ dir. Filmle ilgili en çok anlatılan efsanelerden birisi de, film gösterildiği sırada seyircilerin yaşadığı büyük panik... Ekranda dev bir trenin kendilerine doğru geldiğini gören izleyiciler, çığlıklar içinde odanın arka taraflarına doğru koşmaya başlamış hatta bazıları salonu terk etmiştir. Bahçıvanın Sulanışı filmi ise komedinin sinemadaki ilk örneği kabul edilmektedir.

Lumiere’ler 1900 yılında, Cinematographe’ın ticari haklarını Charles Pathe’ye devret -tiler.

Bu dönemlerde kendi kurmacalarını hikaye etmek isteyen ‘’yönetmenler‘’ doğdu. Bunlardan ilki Georges Méliès’dir. Méliès hem karikatürist, hem tiyatro yapımcısı, hem oyuncu, hem sahne ressamı hem de profesyonel bir illüzyonistti. 1896’da bir Bioscope edindi. Çektiği filmleri, sinema salonu haline getirdiği tiyatrosunda göstermeye başlayan Méliès, kısa süre içerisinde Fransa’nın ilk stüdyosunu da kurdu. Nitekim bu çalışmalar sonucunda karşılaştığı belirli hatalar sayesinde özel tekniklerde keşfetti. Bu özel teknikler arasında stop motion ve superempoze da vardı. Bu yöntemleri kullanarak kısa filmler çekti. Bu filmlerden bir tanesi kafasını devamlı olarak bir başka kafayla değiştirdiği Melomanic‘tir.

Meiles filmlerinde bir masalı sinemaya uyarlayarak yeniden anlatmakla kalmıyor, uyumlu, belirli bir mantık çizgisinden ilerleyen bir anlatım sürekliliği de oluşturuyordu. Filmciler için yeni bir yol açılmıştı artık.

Méliès ,1913’e dek birçok film yaptı. Bunların arasında en önemlilerinden biri de otuz tablodan oluşan ve dönemin filmlerinin üç katı uzunlukta olan Aya Seyahat’dir. Bu filmi Jules Verne’in romanından yola çıkarak gerçekleştirmiş; ancak onu parodiye dönüştürmüştür.

Aya Seyahat ilk gösterildiği yıllarda çok popüler olmuştur ve Melies'in çektiği yüzlerce fantezi filmi arasında en iyi bilinen film olmuştur. Film, aynı zamanda birçok kişi tarafından sinema tarihinde yenilikçi animasyon ve özel efekt kullanan ilk film ve sinema tarihinin ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilmektedir.

Yine filmle etkileşimleri yaklaşık olarak aynı zamana denk gelen “Edwin S. Porter” da çalışmalarına devam etti. Edwin Stanton Porter film sanatının temellerinden biri olan kurgunun, filme özgü anlatım tekniğinin mucidi olarak kabul edilmiştir.

Avrupa’da görülen yeni arayışlar henüz ABD’de söz konusu olmadığından en çok kopya edilen filmler Meiles’inkilerdi.

İşte böyle bir ortamda, ilk Amerikalı film sanatçısı kabul edilen filmin fiziksel gerçekliğin zaman ve mekan sınırlarından kurtuluşunda büyük katkısı olan Porter, büyük ölçüde rastlantısal denilebilecek bir gelişme sonucunda, hem sinema estetiği açısından önemli adımlardan birini atmış oldu hem de Amerikan sinemasına yön verdi.

Konularını güncel olaylardan seçen Porter, filmciliğin devamının tek bir ‘’çekim’’e değil, çekimlerin devamlılığına dayandığını kanıtlamıştır.

Porter kurgunun önemini vurgulayan yönetmenlerden bir tanesidir ve filmlerini bu prensibe dayandırarak çekmiştir. Çektiği filmlerden birisi de ilk Western Film’i kabul edilen The Great Train Robbery’dir. 1903 tarihli “Büyük Tren Soygunu (The Great Train Robber)” isimli filminde oyuncuları sahnede derinlemesine yerleştirerek farklı bir şey yaptı. O güne kadar çekilen filmlerde oyuncuların hareketi yatay düzlemde soldan sağa ya da sağdan sola olacak şekilde düzenleniyordu. Fakat Porter filminde bir atlıyı arka plandan ön plana koşturarak derinlik hissi yarattı. Bir soyguncunun silahını kameraya doğrultup ateşlemesini yakın planda gösterdi. Filmi elle kırmızıya boyayarak silah patlaması efekti de verdi.

Büyük ticari başarı kazanan 1903 tarihli Büyük Tren Soygunu’ nun sayısız benzeri yapıldı. Porter ,1908’den itibaren ilk sıradaki yerini Giffith’e bırakacaktı.

Kaynakça

Abisel , Nilgün ,Sessiz Sinema ,De Ki Basım Yayım Ltd . Şti. ,Ankara ,2014

http://sinemaninaltincagi.blogspot.com.tr

http://www.sinefesto.com/sinema-tarihinin-ilkleri.html

https://tr.wikipedia.org/wiki/Aya_Seyahat_(film,_1902)

http://www.gazetebilkent.com/2013/05/10/sinema-tarihi-sinema-oncesi-donem-1920/

  • 1