Üniversite Yarıyıl Kampı

 

Her sene eylül ve ocak aylarında vakıfta bir koşuşturma başlar. Eksikleri tamamlamaya çalışan, bir şeyleri yoluna koymak için uğraşan, okuma yapıp ders metinleri hazırlayan, şu vakitlerde şunları da yaparız diye heyecanla birilerine bir şeyler anlatan arkadaşları izlerken, bunun bir kamp hazırlığı olduğunu hemencecik anlarsınız. Çünkü vakıfta kampın telaşı diğer çalışmaların telaşından bir çırpıda ayırır kendini. Sene boyunca süren yoğun ve yorucu faaliyetlerin karmaşasından arınmış bir koşuşturma halini anlamanız pek uzun sürmez. Bilirsiniz ki artık bir kampın vaktinin geldiğini anlayan bu insanlar bir dağ başında dünya ile irtibatını kesip sineleriyle hasbihal etme ihtiyacını hatırlamışlar. Dünyalara sığamayan insanları bağrına basacak bir dağ başı bulunur mu? Belki. Fakat “Dünyada taşınacak bir kuru başınız var / Onu da hangi diyar olsa götürürsünüz” diyen şaire kucak açmış bir dağ başı muhakkak var. Biliyoruz. Onu arıyoruz.

Birden kendimizi otobüste buluyoruz. Şuradan devam edelim. Yuvacık Barajı’nın eteklerindeyiz. Bin metreyi otobüsle tırmanacağız. Yolculuk keyifli başlasa da kimileri için adrenalin dolu bir yamaç paraşütünden atlama çılgınlığına dönüşebilir. Hayretler içinde arkadaşların nasıl gülebildiğini izliyor birkaç kişi. Beyler! İyi misiniz? Dağın zirvesine yaklaştık. Yolun sol tarafı ucu bucağı görünmeyen sıra dağlar ve uçurum. Beyler! İyi misiniz? Herkes iyi. Manzaraya kenetlenmiş. Birkaç kişi mütereddit. Fakat onların endişelerini kaale almayalım. Yükseklik korkuları var. Eşekten atlasalar kalpleri teklemeye başlar.

Bu safhayı hemen geçip Kocaeli Diriliş Kampı’na ulaşıyoruz. Kampta yok yok. Fakat kar her yeri kapattığından kimi varlar da yok. Olsun. Belki aradığımız buydu. Bir ortak alan. Bir yemekhane. Etrafı karlı dağlarla çevrili bir düzlük. Dağın doruğunda. Odalarımıza yerleştikten sonra bir araya geliyoruz. Sabah namazı, kahvaltı, kırk kişilik bir arkadaş grubu, kısa bir ders, dağ yürüyüşü… Dünya kadar yaşadık. Yaşamayı özlediğimiz şeyler var. Görünce nefes almayı hatırlatıyor. Bir dost gibi. Tam burada bir dost buluyoruz. Yarılan bir kayalık. İçinde bir pınarı büyütüyor. Taşların içinden akan suyun başına çömeliyor iki kişi. Ne yaptıklarını anlamaya çalışıyorum. Ninemin “Derdin oldu mu suya anlat” dediğini birden hatırlıyorum. Fakat bu çocuklar daha çok genç. Benim ninemi nereden tanıyorlar da nasihatini dinliyorlar. Hayretler içindeyim. Yolumuza devam ediyoruz. Dağın başında park etmiş bir otobüsün önüne geliyoruz. Fakat bu olmasa mıydı? Kamp bitmiş, arkadaşlar hazırlanmış, dönüş için vakti bekliyorlar. Ne çabuk geçti.

Bu böyledir. Kendinizden bir parça bulduğunuz anların bitmesini bir türlü istemezsiniz. Boynumuzu büküp razı oluyoruz. Ama burada bir güzellik var. Diğer kampa bu yazıyı okuyan arkadaşlarla gitme ümidiyle, ölmez de sağ kalırsak şayet, yeni bir kampta görüşmek üzere dağlarla, yapraklarını dökmüş kayın ağaçlarıyla, esen rüzgarla vedalaşıp ayrılıyoruz.

 

Uğur DEMİREL

 

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder