Ümmet Bizi Bekliyor!

FİRDEVS BÜŞRA KALUÇ

 

ÜMMET BİZİ BEKLİYOR

Konuşmalarımız, davranışlarımız, giyim tarzımız, hayallerimiz bize mi ait? Bizden değerler mi taşıyor? Yoksa başka diyarlardaki başka değerlere sahip olan insanların değerleri ile mi yaşıyoruz? Onlar gibi konuşmak, onlar gibi arkadaşlar edinmek, onlar gibi eğlenmek, onlar gibi yaşamak mı istiyoruz? Hayatımıza neleri soktuğumuzun farkında mıyız?

Elbise seçimlerimiz neye göre mesela? Meçhul bir komuta merkezinden “Bu sezon mavi giyilecek” dendiği zaman, dolabımızdaki kırmızıları kaldırıyor muyuz? Ya da en azından kendimize mavi bir şeyler mi alıyoruz? Niçin mavi diye sormuyoruz. Uysal bir şekilde kabul ediyoruz.

Değerlerimizin merkezi Allah’ın dininden Batı’ya doğru kayıyor. Bizzat şahit olduğum iki Müslüman genç kız arasındaki konuşma şöyleydi: Birinci kız arkadaşlarıyla dışarı çıktıktan sonra annesinin eve geç gelmesine izin vermediğini sinirle anlatıyor. İkinci kız “Benim annem hep izin verir” diyor. Birinci kız üzgün bir şekilde “Benim annem seninki kadar modern değil işte” diye cevap veriyor. Eve geç gelmeye izin veren anne ‘modern anne’, izin vermeyen anne ise modern olamamış henüz. Bu düşünce tarzı yıllardır televizyondan veriliyordu. Atılan tohumlar dikenli bir şekilde çıkıyor. Biz de ‘biz’e, dinimize yabancı olan düşünce biçimleriyle “kendimiz” olmaya çalışıyoruz. Asla olamayacağımızı bildiğimiz halde.

Hâlbuki bu ümmetin inandığı gibi yaşayan, inancından taviz vermeyen, inandığı yolda diri duran, dik duran gençlere öyle çok ihtiyacı var ki! Çevrenin ve insanların beğenmesini umursamadan sadece Allah’ın beğenmesini önemseyen gençlere ihtiyacı var.

Dr. Abdullah el-Hatır anlatıyor: “Size İslam’ı seçmiş bir İngiliz gencin hikâyesini anlatmak istiyorum. Bu gençle Londra’nın güneyinde tanıştım. Müslümanlığından üç hafta sonra başka bir beldede çalışmaya başladı. Onu tanıyan Müslüman gençler yeni patronuna, Müslüman olduğunu açıklamaması konusunda kendisini ikna etmeye çalışmışlardı.

Zira patron onun Müslüman olduğunu öğrenirse kendisine bu işi vermekten vazgeçebilir, o da bundan olumsuz etkilenip dininden dönebilirdi. Bu konuda onu ikna edemediler. İşle ilgili mülakat sınavına gittiğinde içeride, aynı işe girebilmek için kendisi ile yarışan ve Müslüman olmayan birçok kişinin olduğunu gördü. İş mülakatında, Müslüman olduğunu, Ruud olan ismini Ömer ismi ile değiştirdiğini belirtip şunları söyledi: ‘Ben dinimi ve ismimi değiştirdim. Bu işe kabul edildiğim takdirde namaz kılabilmem için süre verilmesini isterim.’

Kendisini işe aldılar. Aslında ona söyledikleri şey çok daha ilginçti: ‘Biz bu iş için radikal kararlar alabilme gücüne sahip birini arıyorduk. Sende bu karar alabilme gücünün gerçekten var olduğunu gördük. Zira sen hem dinini hem de ismini değiştirmişsin.’”

Ümmet, gençleri bekliyor. Aşağılık kompleksine kapılmayan, İslam’la yücelen, “Çağ değişti, modern olmalıyız” sözlerine kulak asmayan, Müslüman kimliğini en güzel şekilde taşıyan gençler! Bu ümmet bizi bekliyor!