Tesettür

TESETTÜR

"Kabul et ki peygamberler bize dirilmekten haber vermemişler. Cehennem ateşi de yok ortada. Kulların kendilerine nimetler bahşedenden hayâ etmeleri gerekmez mi?" Allah'ın Resulü (s.a.v.) insanların en ince duygulusu, en güzel siretlisi, görevine en bağlananı ve haramdan en çok nefret edeniydi. Ebu Musa el Hudri'den rivayet edilmiştir: "Allah'ın Resulü (s.a.v.) perde arkasındaki bakire'den daha fazla hayâ sahibi idi. O, bir şeyden hoşlanmasaydı onu hemen yüzünden anlardık."(Müslim). İbn-i Kayyım

 

Dilin değişmesinin kültürün de değişmesi anlamına geldiğini söylerler ve biz bir kaç kelime üzerinde düşünüp durumu anladığımızı sanar geçip gideriz. Örneğin “ikon” kelimesini düşünelim. Asıl anlamı Ortodokslarda İsa(a.s.), Meryem(a.s.) ya da azizlerin tahta üzerine mumlu ve yumurtalı boyalarla yapılmış dinsel resimler iken şu anda Türk Dil Kurumu; bilgisayarda kullanılacak herhangi bir programı simgeleyen küçük resim diye tarif ediyor. Halk dilinde ise bambaşka çağrışımlar yapıyor, örneğin moda ikonu deyince şüphesiz kafamızda hepimizin canlandırdığı bir resim var.

Biz yüz yıl önce dilini kaybetmiş bir toplumuz. Birçok kelimeyi koruduk, bazılarının cismini taşıdık ama anlamını yitirdik, bazılarını da tümden kaybettik. Artık görsek de tanımayız. Edep kelimesi de arada kalmış bir kavram oldu bizim için. Annelerimiz ve babalarımızın bize nispeten yerinde kullandığını söylemek hata olmaz sanırım ama bizim için böyle bir kavram literatürümüzde zaten hiç olmadı. Dinlediğimiz bir sohbette veya -özel araştırırsak- kitaplarda manasını görebiliyoruz. Yoksa ikon kelimesi kadar bile hayatımızın içinde olduğunu iddia edemeyiz. Kelimeyi tanımaz olduğumuzdan beri de onun ifade ettiği anlamı da tanıyamaz olduk. Edebi ister dini ister örfi bağlamda ele alalım, kayıplarımız var. Kötü olan tarafı şu ki neyi kaybettiğimizin farkında bile değiliz!

Annelerimiz, ablalarımız gibi giyinmiyorduk ve bunu kabullenmiştik de ama en azından kendi şeytanımıza bahane buluyorduk. Nefsimin önüne geçemiyorum, içimden öyle geliyor, ilerde biraz daha dikkat edeceğim gibi söylemlerimiz vardı. Bir kaç senedir gözle görülür hızda büyüyen ve cidden gözle de görülen bir akım başladı. Garip bir şekilde hepimiz tesettür ayetlerini ezbere biliyoruz, hatta asr-ı saadette kadınların nasıl giyindiğine dair okumalara bile katılıyoruz ama her emirde olduğu gibi bunda da hayatımıza aktarırken bazı problemler yaşıyoruz. Bildiğimizi bilmiyor gibi yapıyor veya öyle bir şey yok gibi davranıyoruz. Bazılarının yaptığı takvadan, bizim yaptığımız vasat olan gibi bir hale bürünüp vicdanımızda tek bir pürüz bırakmıyoruz. Yeni çıkardığımız durum ki en içler acısı olan bu olsa gerek, tesettürün de bir modası olduğuna dair nutuklar atmak hatta bu konuda çalışmalarda bulunmak. Fiyatı bir lise öğrencisi için yüksek sayılabileceği halde en çok satanlar listesine girmiş dergilerimiz var artık. Dergilerimiz derken bir ikilem yaşıyorum zira o dergiyi çıkaranlar, okuyanlar ve okumayı tercih etmeyenlerin toplumun aynı sınıfına dâhil olup olmadığından emin değilim artık. Son on yıldır içine düştüğümüz zenginlikle inşa ettiğimiz yeni dönem kölelik sistemleriyle bir kast oluşturduk. Toplumun üst, yüksek (âlâ) tabakasını oluşturan ve giyim zevklerimizi belirleyen sınıfla biz aynı sokaklarda gezip aynı yemekleri yiyor muyuz bilemiyorum. Bildiğim şu ki, babalarımız sokaklardaki billboardlarda veya televizyon reklamlarından kadınlar kullanıldığı için kadının değerinin düştüğünü söyleyip bununla mücadele etmeye çalışırken biz başörtüsüne sahip kadınların da boy boy pozlar verdiği yayınların içinde boğuluyoruz. Bunun yanlış olduğunu asla sesli ifade edemiyoruz. Çünkü ifade özgürlüğü için edilmiş onca laftan sonra kendimize de geniş özgürlükler tanımaya karar vermiş gibiyiz. Ya da en başında bahsettiğimiz kaybımız, edebimiz gerçekten bizimle bulunmaktan artık hoşlanmıyor.

Kadınların bu derece gösteriş merakına kapılmış olması ve buna hem sebep olan hem de onları tüm güzelliğiyle sergilemekten büyük zevk alan Müslüman erkeklerin varlığı ezber bozar nitelikte. Zühdü, gösterişe kapılmamayı ve malın en gizli şekilde ve çokça infak edilmesini tavsiye eden peygamberimizin (s.a.v.) mesajı birazcık yanlış anlaşılmışa benziyor. Zira hayâ duygusu müslümanın vazgeçilmezi, onu kâmil bir mü’min yapan özelliklerinden biridir. Hayânın uzaklaşmaya başlaması tehlike çanlarının çaldığına işaret eder. Yüzünü göstermeye çekinen, televizyon açıldığında peçesini çekiştiren nenelerimizin yanında, özgüveni zirvelerde dolaşan, sahnelerden korkmayan ve ne yaparsa yapsın bir açıklaması olan, utanmayan bizler çok çiğ duruyoruz. Asil ve vakur bir mü’min\mü’mine olma vasfının en önemli emarelerinden olan hayâ tesettür şeklimizi de doğrudan belirliyor. Tesettürden kastım salt başörtüsü asla değil, kılık kıyafet de değil ve cinsiyet ayrımına da gitmiyorum. Tesettürü oldu olası yanlış yorumlamamıza sebep olan mantığımızı bir kenara bırakalım. Baştan aşağıya kendini koruma altına alan, saklayan, muhafaza eden ve bu uğurda bir mücadelesi olan birinden bahsediyorum. Bazen sesini yükseltmekten hayâ eden ama hakkı söylemesi gerektiğinde susturulamayan birinden. Kendini baştan aşağıya kapatmış ama kalbini, zihnini dünyaya açmış birinden değil. Kılık kıyafetinin ayırtına henüz varmadan, yaşayışından, halinden ve tavrından onun tesettürünü görebileceğiniz birinden bahsediyorum.

Evet. Bizler bazı kavramların modasının geçtiği bir çağda yaşıyoruz. Çoğu zaman aradığımız halde güzel örneklikler bulamıyoruz, okuduğumuz kitaplar beynimizdeki karmaşayı daha da artırıyor. Akışa kapıldığımızda çılgınca akan bir selde sürükleneceğimizi biliyoruz. Ama giyinişimizi zevklerimizi başkalarının tayin etmesine izin vermek bizim tavrımız olmamalı. Allah bize sınırları belli kurallar koymuştur fakat bunu küresel ekonominin en çok istifade ettiği bir kanala bulaştırmak, modaya kurban vermek Müslüman için gerçekten içler acısı bir durum. Ne giydiğimiz önemli evet, bir kimlik taşıyoruz fakat bu bizi esir alan, vaktimizi, paramızı heba eden bir yolla gösterildiğinde asıl amacından sapıp hem zihnimizde hem de toplum gözünde bizleri farklı bir noktaya taşıyacaktır. Hayâsını kuşanmış ve onunla tesettürünü tamamlamış Müslüman kadın ve erkekler bu ümmetin öncüsü olmaya aday olabilirler ve hep de onlar olmuşlardır. Rabbim emrini doğru anlayabilenlerden olmamızı sağlasın.