Spor mu, Hayatın Anlamı mı?

NESİBE KANUNİ

 

SPOR MU, HAYATIN ANLAMI MI?

Futbol bir ölüm kalım meselesi değildir.

Ondan çok daha önemlidir.

Bill Shankly*

 

Futbolun dünyanın en eski sporlarından olduğu söylenir. Eski Mısır kabartmalarında top benzeri bir cisimle oynayan insan figürleri görülür. Kaşgarlı Mahmut’un da içlerinde bulunduğu birçok tarihçi Türklerin oynadığı “Tepük” isimli bir oyundan bahseder. Eski Türklerin kızlı erkekli gruplarla sadece ayak ve kafa kullanarak bir oyun oynadıkları anlatılır, kuralları şimdiki futbola çok benzemektedir. Bütün bunlarla birlikte ilk yazılı futbol maçı tarifi William FitzStephen tarafından 1170 yılında yazılmıştır. Londra ziyareti sırasında gençlerin ve çocukların yemek sonrası boş arazilere ve sahalara koşup çok meşhur olan top oyununu oynadığını anlatır. Futbolun özellikle son yüzyıldaki gelişimi yadsınamaz bir gerçek. Türkiye’deki etkisi de zira hiç azımsanacak gibi değil. O yüzden bir mercek tutmalı tüm olup bitenlere ve futbolu sahadan çıkarıp bir de tersten bakmalı diye düşündük.

Futbolu dünyaya yayanların İngilizler olduğunu herkes bilir. Aynı şekilde Osmanlıya da İngilizler tarafından getirilmiş ve ilk defa Rumlar ve Selanikliler gibi azınlık gruplar tarafından oynanmaya başlanmıştır. Bu ilk dönemde Türkler biraz daha temkinli yaklaşmış ancak cazibesine dayanamayıp kısa sürede onlar da bu oyunun etkisi altına girmişlerdir. Daha sonra kulüpler kurulmaya başlamış ve yüzyılın başından itibaren dört büyükler efsanesi yazılmaya başlamıştır. Teknolojinin ülkemizde giderek gelişmesi ve sanayi devrimiyle beraber futbol bir sektör haline gelmiş, hem para kazanılan ve kazandıran hem de toplumun alışık olmadığı bir kültür olan ‘zevk için vakit geçirme’ anlayışını başlatmıştır. Futbol, özünde zinde tutan ve sağlık için çok faydalı bir spordur fakat bu topraklara girişinden çok kısa bir süre sonra çok ayrı bir yere yerleşmiş, bir spor faaliyetinden ziyade kitleleri birleştiren bir zemin ve ortak milli duygu haline gelmiştir.

Son günlerde meydana gelen şike tartışmalarıyla beraber kafamızda bir yere oturttuğumuz futbolun da tahtı sallanmaya başladı. Masum bir oyun olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışıyorduk ama artık bunu iddia edecek cesaretimiz kalmadı. Birkaç aydır süren şike davalarında başta Fenerbahçe’nin başkanı Aziz yıldırım olmak üzere pek çok kişi tutuklandı. Soruşturma derinleştikçe altından başka isimler çıkıyor, olay daha farklı bir boyut kazanıyor. Bu bir futbol şike davası mı yoksa Ergenekon çete soruşturması mı emin olamıyoruz. Kafamız karıştı ve itiraf edelim, biraz da güvenimizi yitirdik. Siyasi partiler tutuklulara sahip çıkıyor, köşe yazarları methiyeler düzüyor, cezaevi kapıları her kesimden destekçi tarafından aşındırılıyor. Hangi ülkede siyaset, para, spor ve çeteler bu kadar iç içedir bilmiyoruz. Bilmeyen birine açıklamak için çok karmaşık ve zor bir tablo var önümüzde. Bir spor dalı üzerinden bu kadar büyük oyunlar nasıl döndürülebilir, silah ticaretiyle futbolun ne ilgisi var, telefonları dinlemeliler mi? Tam bir bilgi kirliliği ve kavram kargaşası içindeyiz. Ligi kalan kısmından bırakmıyoruz izlemeye devam da ediyoruz. Birilerinin suça karışması diğerlerini etkilememeli!

Şimdi bir süreliğine futbolu bir kenara bırakalım. Dini kitaplarda da evrimci biyoloji kitaplarında da insan, toplumsal bir varlık olarak tarif edilir. Tek başına yaşamını sürdürebilir ancak gelişemez ve kısıtlı imkânlar dâhilinde yaşayabilir. Neslinin devamını sağlayamaz. Psikoloji bir ilim olarak geliştiğinden beri insanın başkalarına ihtiyaç duyduğunu da öğrenmiş olduk. Bunu peygamber efendimizin (s.a.v.) insanlara sunduğu ilk dini anlayışla da görebilmiştik. İslam bir ümmet dinidir, Müslüman cemaat (topluluk) içinde bulunmalı ve bireysellikten uzak durmalıdır. Bunun hadisi şeriflerde teşvik edici ve toplumu daha güzele yönlendirmeye vesile olabilecek örneklerini görürüz.

Birbirine karşı muhabbet ve merhamette, müminler, bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız, uykusuz kalıp, onun tedavisi ile meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşmalıdır. [Buhari]

İnsan bu toplumsal fıtrat üzere yaratılmış ve Allah (c.c.) ona bu duyguyu neden bahşettiğini, nasıl bir ümmet oluşturması gerektiğini detaylıca anlatmıştır. İnsan tek başına güçsüzken kendisi gibi düşünen, aynı dava için çalışan insanlarla bir arada bulunduğunda göründüğünden çok daha güçlü ve tesirlidir.

Bir pencere daha açalım ve 21. yüzyılın getirdiği büyük teknolojik yeniliklere bir göz atalım. Yüzyılın ortalarından beri televizyon ve radyo hayatımızın oldukça içindeydi, son yirmi yıldır buna bilgisayar ve internet ağı da eklendi. Teknoloji ya da uzay çağının insanları artık ekranlara bakarak, dinledikleri haberlerin doğru veya yalan olduğunu kontrol edemeden yaşıyor. Tutkuyla bağlandığımız, kendi tarzımızı ifade eden programlarımız var. Bazılarımız için bu Amerikan veya Kore dizileri, bazılarımız için sabahlara kadar süren tartışma programları, bazılarımız için spor gösterimleri bazılarımız içinse twitter’dan an be an takip ettiğimiz, dünyanın en ücra köşesini bile bize açan kısa haberler, bazılarımız içinse facebook’ta saatlerimizi geçirmek.

Dünyada kurulu insani düzenin mimarı olan kişiler tarafından çok iyi bilinen insani eğilimler süslenip paketlenerek bize en sevdiğimiz biçimde sunuluyor. İnsanın en temel temayülü olarak bahsettiğimiz topluluk bilincine sahip olma, cemaatleşme ihtiyacına ilaç olarak son yüzyılın en büyük akımı olan futbolun verildiğini söyleyebiliriz. Dinsiz veya dinini unutmuş milletlerde sapık tarikatlar, illuminati, yuvarlak masa gibi efsanelerle insanları toplayan anlayış, geleneksel bile olsa dinine sahip çıkan toplumlarda futbol gibi spor oluşu ve zararsız oluşu maskesinin ardından aynı düzeni rahatlıkla sürdürüyor. İnsanın bir yere bağlanma, yanında aynı duyguyu paylaştığı arkadaşlarını görme ve konuşacak ortak konulara sahip olma isteğini çok güzel bir şekilde karşılayan futbol genel geçer anlayışa göre her şeye rağmen anlayışla karşılanması gereken bir durum, bir vaziyet. Güçlü bir takımı tutmuyorsan ya da memleketini temsil eden bir takımı desteklemiyorsan büyük kayıp içindesin. Bu kadar büyük kitleler yanlış bir yoldan gidiyor olamazlar.

Spora, spor faaliyetlerine ve insanlara sunulan her zevke körü körüne karşı çıkmak ve ‘aman kaçın’ demek elbette afakî bir istek olurdu. Komplo teorileriyle zihnimizi yormak da değil yapmamız gereken. Fakat yaratıcımızın sık sık tekrarladığı “akletmez misiniz” soru ve nidası, üzerine çok da kafa yormadığımız konularda da aklımıza gelmeli. Diğer spor dalları değil de özellikle futbolun gündemden düşmediğini, reklamının ne kadar da sık yapıldığını, futbolun bir magazininin olduğunu, futbolcularla ağlayıp futbolcularla güldüğümüzü inkâr edemeyiz. Bizim topluluk olma ihtiyacımızı çok iyi bir şekilde giderdiğini de…

Bunun yanında Müslüman gençler olarak nasıl bir düzene hizmet ettiğimizi de gözden geçirmemiz çok önemli. Büyük maçların öncesinde ve sonrasında şehirde kilitlenen trafiğin ortasında kalıp, elinde bira şişeleriyle otobüslerin camlarına vuran holiganların tacizine uğrayanlar mutlaka vardır. İnsanların ne kadar acizleştiğini, kendine zerre kadar faydası olmayan bir şeyin uğrunda parasını ve vaktini nasıl harcadığını, pek çok hayırlı işe yorabileceği beynini ‘iddia’lara yorduğunu görmek hiç de zor değil.

Meseleyi milli bir davaya dönüştürmek ve ölüm kalım meselesi haline getirmek gibi abartılı davranışlar da katılarak futbol, diğer tüm uyuşturma yöntemleri gibi toplumun iliklerine nüfuz etmiştir. İnsanların düşünme yetisini kısıtlayıp, zihinlerinde ülkenin sorunlarını düşünecek yer bırakmayana kadar içine işlemiştir. Şans oyunları, televizyon dizileri, uyuşturucu, moda gibi farklı yöntemlerle de bu plan desteklenmektedir. Tüm bu etkilerin sonucunda toplumun fertlerini düşünemez ve üzerlerine oynanan oyunları fark edemez duruma gelirler.

Kendini spordan ve zevk verecek faaliyetlerden uzak tutmak şeklinde değil fakat fanatikleşmek ve bunu bir din gibi hayatın merkezine koymak Müslüman için tehlikeli bir durumdur. “Takımım için ölürüm” diyen ve karşıt takımın destekçisine düşman edasıyla yaklaşan Müslümanlar görmek ise durumun en acı verici tarafı olsa gerek…

Bilinçli Müslüman gençler olarak attığımız adımları hesap etmeli, kendini bilme ve insanlara hayrı emretme gayreti içinde olmalıyız.

 

*Liverpool eski başkanı