casino maxi

Sosyal Medya Bizim Neyimiz Olur?

Senanur Yaşaroğlu Genç Öncüler Gündem 24 Nisan 2017 0 Yorum

                                Sosyal Medya Bizim Neyimiz Olur?

Kimi zaman uykudan kalktığımızda ne zaman uyuduğumuzu, ne yapmak için uyandığımızı veya hangi güne gözlerimizi açtığımızı hatırlamayız. Yaşadığımız bu boşluğa anlam vermek için bir kaç saniye düşünürüz. Çok geçmeden günlük akışa kapılır, güne devam ederiz. uyku en büyük rutinlerimizden biri olduğu halde arada bu tarz adaptasyon sorunları yaşayabiliriz ve bunu (patolojik boyutlara ulaşmadıkça) tehlikeli görmeyiz çünkü uyku alemine aşina varlıklar olarak bu küçük sorun bizi korkutmaz. Peki, yabancısı olduğumuz bir âleme dalıp çıktığımızda da durum bu kadar sıradan mıdır?

Teknoloji yaşamımızın her alanına yayılmış, her işimizin vazgeçilmez bir kısmını kaplamış vaziyette. Eğitimden iletişime, alışverişten eğlenceye kadar her işimizi ellerimizdeki telefonlardan, tabletlerden hızlıca halledebiliyoruz. Ancak elimizdeki bu güzel nimeti hakkıyla değerlendiremediğimizde, dijital cihazlarımız kendimize ayıracağımız bir zaman dilimi verip zamanın bereketini alabiliyor. Yaşı, cinsiyeti, dünya görüşü, ekonomi düzeyi fark etmeksizin toplumun her parçası, teknolojinin yaşamımıza soktuğu ‘Dijital Dünya’ nın girdabına kapılmış durumda. Zamanla hepimiz ihtiyaç dışında sanal âlemde geçirdiğimiz her anın ruhumuza ağırlık yaptığının farkına vardık. Bu gerçekliğe göz yummak ya da korkuya kapılıp bu âleme düşman olmak çözüm değil elbet. Sadece bir adım geriye gidip içinde bulunduğumuz durumu daha sağlıklı tahlil etmek zorundayız.

Sanal dünyanın yetişkinleri kendine en çok çeken tarafı sosyal medya siteleri şüphesiz ki. İster gösteriş için bir fotoğraf paylaşın, ister salih niyetlerle insanlara yol göstermeye çalışın, kabul edelim ki her ne amaçla olursa olsun bu dünyanın büyüsüne kapılıyoruz. Her gün sanal âlemde önümüze çıkan yeni bir kapıyı aralıyoruz. Bu gizemli keşif yolculuğuna o kadar dalıyoruz ki içinde bulunduğumuz mekâna, zamana ve kimliklerimize yabancılaşıyoruz. Whatsapp gruplarında evlat sevgisiyle ilgili süslü cümlelerle bezenmiş bir yazıyı yayan ama yanı başındaki çocuğunun ilgi çığlıklarını duymayan bir kadın, annelik kimliğine yabancılaşmıştır.  Eve gelir gelmez Facebook’a girip önemli gördüğü haberleri paylaşan ama eşinin ve çocuklarının neler yaşadığından habersiz bir baba evine yabancılaşmıştır. Twitter’dan çıkıp İnstagram ’a giren, yorum ve beğeni sayılarının istatistiğinde kaybolduğu için ibadet vaktini yakalamayan bir genç, zamana yabancılaşmıştır. Sonunda,  içinde bulunduğu yaşam koşullarına adapte olamayan bireylerin oluşturduğu tarihine, kültürüne, değerlerine yabancı toplumlar ve nesiller oluşmuştur.

Yetişkinlere kıyasla elimizde, cebimizde, dizimizde taşıdığımız bu dijital dünyanın çocuklar üzerindeki yansımaları oldukça farklı. Hayatlarımıza girdiği andan itibaren çeşitli dönüşümlere sebep olan sanal dünyanın ortasına doğan çocukların bu gerçeklikten nasıl etkilendiklerini düşünürken aklıma bir büyüğümün şu sözü geldi: “Biz sanal âleme göç ettik ama evlatlarımız oranın yerlileri.” Çocuklar artık sanal mı gerçek mi anlayacak yaşa gelmeden telefonlarla ve tabletlerle oynuyor. İnce motor kabiliyetlerine göre inceleyecek olsak henüz bebeklik evresinden çıkmamış (iki yaşından küçük) çocuklarda bile teknolojik cihazların etkilerini gözlemlemek mümkün. Eline telefon verilmiş bir bebeği izlediğinizde ilk hareketlerinden birinin, baş ve işaret parmaklarını ekranda kaydırmak olduğunu görürsünüz çünkü daha önce telefondaki görüntüyü büyüten birini görmüş ve cihazı kontrol etmeyi öğrenmiştir. Çocuklar henüz soyut- somut kavramlarını öğrenmeden sanal olan dünyayla tanışıyorlar. Aynada kendini gördüğünde şaşıran ve aynaya ardı ardına vurup kendini tutmaya çalışan, annesi koltuğun arkasına saklandığında gerçekten kaybolduğunu düşünen bir bebeğe sırf ağladığında sussun diye verilen telefonun zararlarını tahmin etmek hiç de zor değil.

İleriki yaşlarına ulaştığında, ailesi tarafından dijital cihazlarla olan ilişkisi kontrol edilmemiş bir çocuk için ise tehlike katlanarak büyümeye devam ediyor. Son zamanlarda çocuklar arasında oldukça yaygın olan oyuncakların seslendirildiği videolar bu tehlikeler arasında. Artık iki çocuk bir araya geldiğinde oyuncaklarını ellerine alıp karşılıklı bir hikâye oluşturmak yerine internetten başkalarının seslendirdiği oyunları izlemeyi tercih ediyor. Çocukları hem beden hareketleri hem de hayal gücünü kullanma açısından bu denli pasifize etmenin başka bir yolu var mıdır bilinmez ancak önlem alınmadığında doğuracağı sonuç ortada: düşünmeye ve harekete geçmeye aciz bir nesil.   

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder