casino maxi

‘ŞİDDET’İ ÇÖZÜMLEMEK

Düşünce Şub 03, 2015 0 Yorum

Şiddet; bazen bir taşma, bazen bir aşma, bazen bir yok olma, bazen bir var olma, bazen bir müşahhasta yok olan ‘var’ın mücerret kıvamındaki bir ‘fiiî tekevvün’dür.
Ne olursa olsun şiddet ‘an’da vardır. Dolayısıyla görünendir. Görünen olduğu için de, dolayısıyla bir fikrî veya zihnî veya ruhî/psikolojik bir zemini vardır. Dolayısıyla şiddet ‘amaç’sız ve ‘araç’sız değildir.
Durumu, yeri, mekânı, zamanı buudundan bir yerden, başka bir yere doğru giden bir ‘şey’dir, şiddet. Burada ‘şey’ kelimesini dillendirmişken; ‘şey’ ve ‘şiddet’ bağlamında ‘şiddet’in, engin ufukları kapsayabilir bir kavram olan ‘şey’ kelimesi içerisine girmesine de değinmeliyiz. Fikrî-felsefî cereyanlarda geniş bir yeri olan ‘şey’; müfekkiremizde el atılan her bir meseledir. ‘Şiddet’ fikrî, zihnî, ruhî/psikolojik bir zemine malik ise haliyle ‘şey’e de girer.
Konumuna göre şiddet, ‘müspet’ veya ‘menfi’ ne şekilde olursa olsun, böyledir.
Şiddetin tekevvün sürecinde, ruhî/psikolojik buuduna bir de içtimaî buudunu eklemliyiz. Daha doğru bir ifadeyle içtimaî buudu da, etkileri buudundan mühimdir. ‘Şiddet’ bağlamında ‘etki’yi söz konusu ettiğimizde, karşımıza iki durum çıkabilir; a) ‘etki’ karşısında ‘tepki’ b) ‘etki’ karşısında ‘pasifizm’. İkinci durum umumî düzlemde belli bir yere kadar geçerli olup, belli bir yerin sonunda ‘tepki’ halini alabilir. İçtimai buudu söz konusu ettik ya; işte her iki durumda da içtimai, buudun akislerini müşahede ediyoruz.
Peki… Şiddet nedir? Şiddetin işlevleri nelerdir? Şiddetin gücü nedir? Şiddetin konumu nedir? Şiddet her zaman aynı değere maliktir? Şiddetin esbabımucibesi var mıdır? Şiddet hakkında söz söyleyebilmek için ‘şiddet’i çözümlemek gerekir mi? Şiddet tek veçheye mi maliktir? Şiddet salt bir mesele midir? Bu sualleri çoğaltabilir miyiz?
Ek bir sual; modern hayattaki modern insanı şiddet bağlamında, şiddeti modern hayattaki modern insan bağlamında nasıl değerlendirebiliriz?
Gerginlikler, fışkırışlar, değerler buudundan şiddeti ele alırsak;
– İçinde sıvı bulunan herhangi bir esnek yapı, gerildiği takdirde fizikî sıkışma sonucu patlama meydana gelir ve sıvı dışarıya fışkırır. Gerginlik ve fışkırış buudundan teşbih bu.
– Var olan bir durum karşısında ‘şiddet’ kapsamına girebilecek herhangi bir yolla, karşındakini muhatap etmek. Değerler buudundan teşbih de bu. Yalnız, değerler nereye kadar, diye bir sual ile karşılaşabiliriz burada. Yine klişe bir sözü tedaileri icabı zikredebiliriz; “Bir kişinin özgürlüğü bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter.”
Mamafih… İnsan, muhatap olan ve muhatap olunan şeklinde geniş iki kanada malik bir varlık olduğuna göre, şiddet insanın genişliğine nispetle nerede, nasıl, ne şekilde olabilir?
Söz gelimi; eşine karşı şiddet uygulayan bir kocanın, şiddet uyguladığı anda iki veçheli bir panoraması vardır; a) eşine karşı b) kendine karşı. Burada manasını aşikâr etmemiz gereken nokta ise hususî düzlemde bu misal için, umumî düzlemde meselemiz için şiddettir. Eşine karşı ve kendisine karşı olarak, bu misaldeki kişinin çözümlemesi yapılırken, panoramaya üçüncü bir mesele zeyl edilir, o da bir mesele olarak ‘şiddet’tir. Hatta meseleye, şiddetin şekillerini ve de en mühimi olarak muhteviyatını zeyl edersek, nasıl bir panorama ile karşılaşabiliriz? Ve yine aynı şekilde, şiddete muhatap olan ve şiddete muhatap eden ilişkisine, şiddete kadar gelen süreci de dâhil edersek ne diyebiliriz?
İki eş arasındaki bu misal, tedaileri icabı bu şekilde dursun!
Meseleye farklı zaviyeden devam edersek; şiddetin gerektiği yerde, gerektiği şekilde uygulanması menfi midir, müspet midir?
Virgülsüz, duraksız bir şekilde ortaya attığımız bu cümle görüldüğü kadar basit midir? Tam bir çözümlemeye tabi tutarsak bu cümleyi, şiddetin;
– Gerektiği yer
– Gerektiği şekil
– Gerektiği yerde, gerektiği şekilde uygulanması; fiil-kuvve halinde
– Menfi
– Müspet
– ‘ne’ye, ‘kim’e göre menfi, müspet
– Zaman
– Mekân
meselelerinin çözümlenmesi, yerine oturtulması gerekir.
Bu çözümlemelere zeyl olarak, şu noktanın da aşikâr hale getirilmesi, tanımlanması gerekir; şiddetin gerektiği yerde, gerektiği şekilde uygulanması durumu, şiddet sayılır mı?
Dolayısıyla karşımızda şöyle bir tablo bulunmaktadır;
– ‘Ben’/’Biz’ (Ruhî/Psikolojik)
– ‘Sen’/’Siz’ (Ruhî/Psikolojik)
– Uygulanan-Şiddet (Gerçekleşen)
– Uygulanan Sonrası (Etki, Etki-Tepki)
– Sonuç (‘Ben’/’Biz’, ‘Sen’/’Siz’, Uygulanan, Uygulanan Sonrası; bu durumların gerçekleşmesinin akabinde, Som Halde Ortada Duran. Menfi de olabilir, müspet de olabilir veya önce menfi sonra müspet de olabilir.)
Dolayısıyla sağlam bir şekilde meseleyi anlamak ve anlamlandırmak için, sağlam bir şekilde analiz etmemiz gerekir. Şiddet meselesi tek veçheli bir mesele olmadığı ve de her zaman aynı şekilde ve sonuçlara malik olmadığı için de hassas ve sağlam bir analiz gerekir. Farkında olalım veya olmayalım her nevi şiddet sorununu doğuran, kaşıyan yolları da halletmiş oluruz böylelikle.
Farklı bir misalden devam edersek… Örgütler ve şiddet bağlamında şunları söyleyebiliriz; haklı veya haksız bir devlet ve bir şiddet üreten örgüt arasında kalabilme durumu olan halk, muhtemelen bu ikilemde alakası olmayan ve zorlama bir şekilde üçüncü taraf olabilir. Buradan devam edersek; eğer iki taraftan biri şiddet üreten taraf durumunda ise doğal olarak, taraflardan öbürü de gücü yettiği oranda karşılık verebilir. Bu son yargı, salt bir nazarın şahit olduğudur.
Bir devlet ve bir örgütle hudutlandırmayalım meseleyi. Öyle veya böyle, şiddet uygulama araçlarına malik olan bir zümre, elinde şiddet uygulama araçlarına malik olmayan kitleleri, şiddete muhatap ettiğinde panorama nasıl ve hangi düzeyde olacak? Burada müsavi bir durum yoktur. Ve ‘normal seyrinde giden’ bir zümreyi de, karşılık vermeye çekebilecek bir durum vardır. Mazlumun, kendini korumak amacıyla karşılık vermesi, şiddet olarak vasıflanamayabilir; lakin sağlam bir otorite, sağlam bir hayat sürme ortamı olmayan bir bölgede de, insanlar arası ilişkileri korumak (haklar, hürriyet ilh.) ve bu minvaldeki meseleleri de gözümüzün önüne getirmemiz gerekir mi?
Nihayetinde karşılığı olan bir meseledir şiddet. Tek veçheli bir mesele değildir. Varlığı ile yokluğu arasında müşahede edilebilir bir fark vardır.
Burada şiddet meselesine lugavî buuddan yaklaşmak, meseleye vukufiyeti artıracaktır. Şiddet şu manalara gelir:
– Kuvvet veya güç aşaması
– Hız, sürat
– Sertlik, sert hareket
– Sıkılık, müsaadesizlik
– Peklik, aşırılık, fazlalık
– Kaba kuvvet, baskı
Mezkûr manaların her biri şiddet kelimesinin, mana alanını oluşturur. Bu manalarında, mana alanlarına nazar edilebilir.
Şahit olunduğu üzere, şiddet kelimesinin manaları arasında yalnız menfi ve müspet manalar yoktur. Öte yandan “cebir” manasına müsavi olan manalar ile alakasız gibi görünen “kuvvet veya güç aşaması” gibi manaların ise tedailerine nazar etmek gerekir.
Dolayısıyla “şiddeti konumlandırmak” olarak ifade edebileceğimiz mesele, hayattaki yeri, ehemmiyeti, konumu, işlevi, getirisi, götürüsü gibi alanlardan-buudlardan tespit etmeyi içerir. Menfilik, müspetlik bu konumlandırmadan sonra gelecektir. Şiddetin menfiliğinin veya müspetliğinin olabilirliği meselesi de, şiddetin menfi veya müspet haller ile irtibatından sonra gelecektir. Umumî düzlemde, karşıdan nazar ettiğimizde “şiddet”i ve sonra da “şiddet”e dair meseleleri müşahede edeceğiz.
Eşya ve insana karşı menfi şiddetin yerine refahı tesis etme işi ise zaten dünyada meseleler üstü meselelerdendir. İslam ise bunu sağlayacak tek dindir. Uçsuz bucaksız hiçbir meselede kapalı kapı bırakmayan dindir. Hayatın her alanını kucaklar. Dolayısıyla hakların gaspını, hakların yok sayılmasını, kaba kuvveti-şiddeti engelleyen, refahı sağlayan tek sistem İslam’dadır.
Dolayısıyla İslam’ın “ed-Din” oluşunda, meselemiz için de bir yer bulabiliriz.
(Zaten) Bu da; bizim inancımız ve davamız zaviyesinden üstünlüğümüzü gösteren ve ışıldatan meseledir.

 

Ali Tarık Parlakışık

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder