casino maxi

Sanat ve Gazeteci Mafyasının İnfazlarına Dair

Furkan Gençoğlu Gündem Ara 18, 2014 0 Yorum

Bu ülkede azınlık olduğu gerekçesiyle ezildiklerini öne süren belli kesimlerin, toplumsal yaşamın bir çok alanında adeta mafyalaşıp, linç mantığı ile öteki olarak gördükleri insanları sindirmeye ve korkutmaya çalıştığını gözlemliyorum.  Belli bir kültür medeniyet değerleriyle yetişen kitleler, iş yaptıkları alanlarda biraraya gelerek mafyalaşıp bir linç geleneği oluşturabiliyorlar. Örneğin bu ülkede bir sanatçının sanatının değerli olabilmesi için atatürkçü, sosyalist, alevi vb. kimliklerinden birine sahip olman gerekiyor. Veya gerçek bir gazeteci olabilmen için anti islamist söylemlerin hoparlörü olman gerekiyor. Aksi takdirde bu toplumsal grupların içinde barındırılmıyor, hedef gösterilerek saldırıların muhatabı oluyor ve adeta dayak yemişten beter hale geliyorsun. Ne yandaşlığın kalıyor, ne yalakalığın, ne teröristliğin kalıyor, ne ihaleciliğin. Ayrıca yetiştirilme tarzları ve doğuştan gelen kimliklerle oluşturulmuş toplumsal sınıflar arasında geçiş yapmanda pek mümkün değil. Eğer bu ülkede alevi bir sanatçı olarak doğduysan, ölene kadar Atatürkçü, Sosyalist, Cumhuriyet mitinglerinde koşturan, CHP’den PM üyesi olan, Beşşar Esad posterlerinin arkasında konser veren “onurlu” sanatçı kimliğini korumak zorundasın.  Bunun aksi zaten “onursuzluk”, “düşkünlük”, “satılmışlık” olarak nitelendiriliyor.

 

Bu durumun yakın örneğini Yavuz Bingöl hadisesinde gördük. Yavuz Bingöl bu mafya geleneğinin içinde erimediği bu kaba sığmadığı için sanat ve gazeteci mafyası tarafından linç edildi. Sebebi ise Berkin Elvan ile ilgili bir konuda kendi bireysel görüşünü ifade etmesi.  Bingöl gazeteci ve sanat mafyası tarafından anında yargılanıp, infaz edildi.  Tabi linç edenler bunu asla linç olarak görmüyorlar. Onlar bu yaptıklarına “kamu vicdanı” adını koymuşlar. Bu ülkede atatürkçülüğün, sosyalist değerlerin, alevi mezhepçiliğinin “kamu vicdanı” olduğu bize yutturmaya çalışıyorlar. Ahmet Kaya onuncu yıl marşı eşliğinde linç edilirken, linç harekatının mimarları bunu kamu vicdanı olarak açıklamışlar, alçaklıkları “kamu vicdanında” yargılanıp hüküm verilince, bütün suçu cahil bir genç şarkıcının üstüne atmışlardı. Bu süreç içerisinde kamu vicdanı olduğu iddaa edilen ve linç hareketinin teorik kaynağı olan, linçe meşruiyet kazandıran “Atatürkçülük” linç hadisesinden çok kısa bir süre sonra sandık altında kaldı ve on yılda devlet söylemi üzerindeki etkisi azaldı. Ahmet Kaya’nın itibarı iade edildi. Cezaevine uğurladığı belediye başkanı,  sırayla Başbakan ve  Cumhurbaşkanı oldu. Hakkını savunduğu başörtülü kızlar üniversite kapılarından tekrar içeri girdi. Böylece “kamu vicdanı” yalanı ortaya çıktı. Ve bu linç girişimini başlatanlar aslında “kamu vicdanının” altında kaldılar.

 

Sanat ve gazeteci mafyasının oluşturmak istediği algı için katliamlar bile muhatabın dinine, mezhebine ve ırkına göre ayrıştırılıyor. Örneğin Beşşar Esad ordusu Halep’te Türkmenleri katlederken, sekülerizmin öncü kuvveti sanat ve gazeteci mafyası derin susuşlara garkolmuş, Kobane’de beliren katliam ihtimali üzerine ortalığı ayağa kaldırmış ve hükümeti sanki IŞİD’in bölgedeki kadim müttefikiymiş  gibi göstermek için ellerinden geleni yapmışlardı. Kürtlere olan derin sevgi ve hoşgörülerinden bunu yapıyor değiller elbette. Nihai hedef Kürt kamuoyunu İslamcı hükümete karşı kışkırtıp, barış masasının ayaklarından birini kırıp masayı çökertme yolunda bir adım atmak, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini IŞİD ile özdeşleştirip, Beşşar Esad yönetiminin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı uluslararası arenada ki meşruiyetini artırmak, İslamı terörle özdeşleştirip, İslami faaliyetler yapan her grup ve kişi “cihatçı terörist” olarak yaftalayıp itibar suikasti yapmaktı.  Hedeflerine ulaşmak için içten içe kin besledikleri ve geziye destek vermemekle suçladıkları Kürt halkının acılarını pragmatik bir tavırla araçsallaştırdılar. Makyavelist düşüncenin iki ayaklı, iki kulaklı suretleri bunlar.

 

Dediğim gibi bu mafya için hiç bir ölüm salt tek başına bir ölüm değil, hiç bir katliam salt tek başına bir katliam değildir. Makul ve makul olmayan ölümleride iyi tasnif ederler. Ölü seçicilik konusunda tam bir saha uzmanıdır bu mafya. Örneğin Berkin Elvan’ın ölümü hala belli linç girişimlerine kaynaklık eden bir sembol haline getirilirken, Okmeydan’ında DHKPC-HDP çatışmasında öldürülen Bartın’lı tekstilde çalışan 16 yaşındaki çocuk işçi İbrahim Öksüz hiç bir girişimin kaynağı, sembolü haline getirilmemekle birlikte, mafyanın ilgisizliği ve toplumu harekete geçirecek alternatif bir lobinin yokluğu sebebiyle üç gün içinde unutulup gitmiştir. Berkin Elvan ölümsüzdür, İbrahim Öksüz ise ölümlüdür. Çünkü Berkin Elvan alevi ve sosyalisttir. Hükümetin, alevi düşmanı olmasından, Suriye politikasından, polis devleti kurmasından, çocuk katili olmasına kadar bir çok meselede suçlanması için ölümü kolayca araçsallaştırılabilir. Fakat İbrahim Öksüz devrimci şiddetin kurbanı olmuştur ve belli linç hareketleri için araçsallaştırılabilecek bir kimliğin sahibi değildir. Sünni, Türk bir “çoğunluk” üyesidir. Ölümü sanat ve gazeteci mafyası için işlevsel değildir.

 

 

Daha ne kadar bu sanat ve gazeteci mafyasının vur dediğine vur, söv dediğine sövmeye devam edeceğiz? Veya bu hedef göstermelerin, bu linç girişimlerinin hedefi haline gelmeye devam edeceğiz?  Toplumun farklı kesimlerinin acılarını kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda araçsallaştırmaları ve hitap ettikleri kitlelere, ak partiye oy veren kitleye yönelik düşmanca ve ayrımcı bir tavrın takınılması gerektiği düşüncesini empoze etmeye çalışan,  hitap ettiği kitlenin içinden de ak parti seçmenine ve kadrolarına yakın duran kişilerin itibarlarının sıfırlanması gerektiğini ifade eden bu gazeteci ve sanat mafyası her ay toplum tarafından bilinen kişileri hedef tahtasına oturtuyor ve oklarını fırlatmaya devam ediyor.  Yavuz Bingöl, Melih Altınok, Kutluğ Ataman, Cengiz Alğan, Hülya Avşar, Orhan Gencebay, Şahan Gökbakar. Bunlar hiçbir zaman ilk değildi ve son olmayacaklar. Ahmet Kaya’yı linç eden gelenek yaşamaya devam edecek. Peki bu ülkenin vicdanlı ve merhamet sahibi insanları bu sanat ve gazeteci mafyasına karşı artık bir cephe açmayı düşünmüyor mu? Bunlara dur dememiz için daha kaç kurban vermemiz gerekiyor?

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder