Ragıb el-İsfahani
Bu ay hayali röportajlarda konuğumuz Ragıb el-İsfahani idi. Arkasında önemli metinler bırakan İsfahani’nin hayatı ile ilgili bilgiler muğlaktır. En net veri Hicri IV. asırda takriben 1108 yılı dolaylarında vefat ettiğidir. Bu röportajda kendisinin Türkçeye ‘Erdemli Yol’ olarak tercüme dilen ‘ez’Zeri’a ila mekarimi’ş Şeri’a’ kitabından insanın dünyadaki sorumlulukları ve heva-akıl çatışması başlıklı bölümlerinden istifade ettik. Bu kitapta şunu gördük ki asırlar öncesinde yazılmış olmasına rağmen insana dair, fıtrata dair kanuniyetleri iyi tahlil etmesi dolayısıyla her dönem önemini koruyacak bir kaliteye sahiptir. Bugünün Müslüman gençliği kendini, Müslüman kalabilme davasını gerçekleştirirken öncelikle ne olduğunu ve nerede olduğunu ve ne ile karşı karşıya olduğunu iyi tahlil etmelidir. Bu da Kuran ve sünnet ışığında insana, mücadeleye, düşmana dair bilinmesi gereken elzem bilgileri kataran böyle kadim metinlerin marifetiyle önemli bir başarı sağlayabilir. Biz kendisine insanın yolculuğunu, ne olduğunu ve onu neyin mücadelesinin beklediğini sorduk. İstifadelerinize sunuyoruz…
1-Bir Müslümana insanın dünyadan ahrete uzanan hayatını değerlendirirken onu nasıl tanımlaması gerekir?
İnsan asıl vatanı olan cennete (Daru’s Selam’a) davet edilmiştir. Ne var ki cennete giden yol şaşırtmalı ve karanlık olup kötü yürekli zorbalar tarafından işgal edilmiştir. Yüce Allah da bize kalbimize terkip ettiği aklı, nur ve hidayet kaynağı olarak indirdiği Kitab’ı vermiştir. Bize lütfettiği nimetlerden biri de korunup sakınmamız için emrettiği kulluğudur.
2-İnsanın çıktığı bu yolda şaşırtmalı tuzakların olduğundan bahsettiniz. İnanan insanlar bu şaşırtmalı yolda kitabın rehberliği ve onlara kendi pozisyonlarını anlatan bu açık misaller varken nasıl bu tuzaklara düşebilir?
Yüce Allah buyurdu ki: ‘’Rahman olan Allah’ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytan göndeririz. Şüphesiz onlar, bunları yoldan (cennet yolundan) alıkoyarlar, onlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar’’(Zuhruf 36- 37). Dünyada iken gereken azığı Yüce Allah’ın ‘’Azıklanın ve bilin ki azığın en hayırlısı takvadır’’(Bakara 197) emri doğrultusunda hazırlamayan kimseye gelince, gezisi sona erdiğinde kendisine emanet olarak verilen beden ve sahip oldukları geri alınacaktır. Onun için yararsız bir serzenişten başka bir şey yoktur. Ve böyle kimseler o gün şöyle derler: ‘’Ne olurdu geri döndürülsek ve Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak!’‘( En’am 27) ‘’Bize şefaat edecek kimse yok mu? Bize şefaat etseler ya da geri döndürülsek de daha önce yaptığımız amellerden farklısını yapsak!’’ (Araf 52). Oysa o gün ‘’Daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış hiçbir nefse imanı fayda etmeyecektir.’’ (En’am 158)
3-Özellikle gençler ve hatta çocuklar ama en az onlar kadar da yetişkinlerin insanın dünyadaki pozisyonunu anlatan bir misalleme yapmak gerekirse bunu nasıl anlatırsınız?
Bir açıdan bakıldığında insanı bir çiftçi olarak da görebiliriz. İşi ekip dikmek, dünya çiftliğidir. Ölüm anı, bir anlamda hasat mevsimi olup hemen ardından ahret gelecektir. Böyle bir çiftçi ancak ektiğini biçecek, ancak biçtiği ekini tartacaktır. Bu nedenledir ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‘’Her kim ahret ekinini isterse onun ekinini artırırız. Her kim de dünya ekinini isterse ona da onu veririz. Ama ahrette hiçbir nasibi olmayacaktır.’’ (Şura 20) Nasıl harman yerinde ölçüler, tartılar, bekçiler, katipler, şahitler ve mal sahipleri varsa, ahrette öyle olacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‘’Kıyamet günü adil terazileri koruz. Hiçbir nefse haksızlık edilmez. Hardal tanesi kadar bile olsun onu veririz. Hesaba çekiciler olarak Biz yeteriz.’’ (Enbiya 47) ‘’Muhakkak ki üstünüzde değerli yazıcı, bekçiler vardır. Ne yaptığınızı iyi bilirler.’’ (İnfitar 9) Ahiret için amelde bulunanın ameli her iki âlemde de bereketli kılınmıştır. Onun tartısı tamdır ve sahibi için ebedi azık olur. Yüce Allah buyurdu ki: ‘’Her kim ahreti ister ve onun için güzel bir amelde bulunursa işte onlar çabaları şükranla karşılananlardır.’’ (İsra 19) Her kim de dünya için çalışırsa çabası helak olacak ve ameli boşa gidecektir. Yüce Allah buyurdu ki: ‘’Her kim dünya hayatı ve ziynetini isterse orada yaptıkları amellerin karşılıklarını veririz ve asla eksiltilmez. İşte onlar için ahrette yalnız ateş vardır ve dünyada yaptıları tamamen boşa gitmiştir. Yapıyor oldukları amelleri de batıldır.’’ (Hud 15-16)
4-Biz biliyoruz ki insan bu tuzaklara düşme noktasında dikkatli olmak için kendini iyi tanımalıdır. Bu durumda nefsin, aklın ve onlarla ilintili başka kavramların bilinmesi insanın kendini tanımasını için elzem gibi görünüyor. Bunları bize nasıl anlatırsınız?
Bilin ki, nefsin insan bedenindeki durumu, bir beldedeki valinin durumuna benzer. Valinin güç ve organları sanatkarlar ve işçilerden oluşur. Akıl onun için, dürüst ve bilge bir vezirdir. Şehveti yemek getiren kötü bir hizmetçidir. Hamiyet, polis komutanıdır. Yemek getirmekle görevli hizmetçi hilekâr ve kötü ahlaklı biridir. Valiye dürüst görünür, ancak bu dürüstlüğün arkasında zehirli bir akrep gizlidir. Valinin danışmanının tedbirlerine sürekli karşı çıkar. Onunla her zaman çatışma ve mücadele içinde olur. Vali, hakimi olduğu beldeyi yönetirken aldığı tedbirlerde bu kötü hizmetçiye değil de danışmanına kulak verir, polis komutanını iyi yönlendirir ve onu sürekli bu kötü kalpli hizmetçiyi izlemekle görevlendirirse, kötü hizmetçi yöneten değil yönetilen, yönlendiren değil yönlendirilen olarak kalır. Bu durumda beldenin durumu düzelir ve işler yolunda gider.
5-Bu misallemeyi biraz daha genişletmek isteriz. Kalbin akılla terkip edilmesinden bahsetmiştiniz. Aklın insan için önemli bir yeri olduğu aşikar. Onun nefsle ve insanı oluşturan diğer unsurlarla nasıl bir ilişkisi vardır?
Akıl atıyla avlanan bir avcıya benzer. Şehveti atı, öfkesi köpeği gibidir. Avcı zeki, atı doru ve köpeği de eğitimli ise ne avlayacağını iyi bilecektir. Kendisi beyinsiz, atı azgın veya durgun, köpeği de eğitimsiz ise ne atı istediği gibi hareket edecek, ne de köpeği gerekli yardımı gösterecektir. Böyle biri başarısız olmaya mahkûm olduğu gibi ne istediğini de tam olarak bilemeyecektir. Nefs tedbirlerinde aklın yardımıyla hamiyeti eğitir ve onu şehvet üzerinde hâkim kılarsa düzgün ve sağlam bir nefs olur. Aksi takdirde bozulur. Bu nedenle Yüce Allah bizi hevaya uymaktan sakındırarak şöyle buyurmuştur: ‘’Hevaya uyma, seni Allah yolundan saptırır.’’ (Sad 26)
6-Hatırlattığınız son ayet gösteriyor ki akıl, nefs, kalp üçgeninde devreye heva gibi çok önemli bir kavram giriyor. Bunlar arasındaki ilişkiyi bozmada şeytanın en önemli silahlarından biri olarak görebiliriz hevayı. Müslümanların hayatlarında mücadele kavramını inşa ederken hevayı çok önemli görmeli değil mi?
Heva ile mücadele Allah Resul’ünün de (sav) ifade ettiği gibi cihadın en büyüğüdür: ‘’Soruldu ki cihadın en üstünü hangisidir? Şöyle buyurdu: hevan ile yaptığın mücadeledir.’’ Eğer bulunduğun sınır boyunu kaybeder, orada yaşayanlarla ilgilenmezse, büyük bir yergiye muhatap olacaktır. Çünkü Allah Resul’ü (sav) şöyle buyurmuştur: ‘’Hepinizi çobansınız ve hepiniz de güttüğünüzden sorumlusunuz.’’ Yüce Allah kıyamet günü inkarcıya şöyle seslenecektir: Ey kötü çoban! Eti yedin, sütü için ama yitiği arayıp yarayı sarmadın. Bugün senden intikam alacağım.
7-Son olarak sormak istediğimiz husus şudur: İnsanın heva ile mücadelesinde hangi sonuçların çıkması olasıdır?
İnsanın heva ile ilişkisinde üç durum görülür:
A- Hevanın insanı etki altına alarak ele geçirmesi ki, ayette şöyle vurgulanmıştır: ‘‘Hevasını ilah edineni gördün mü? (Casiye 23)
B- Heva ile mücadele etmesi ve çoğu zaman onu alaşağı etmesi, bazen de ona yenilmesi ki, mücahitlerin övgüsünde kastedilen budur. Allah Resul’ü (sav) şu hadisi ile buna işaret etmiştir: ‘’Düşmanlarınızla savaşır gibi hevalarınızla savaşın.’’
C- Bir diğer hevasına tamamen hakim olması ki, şu ayette de bu mana murat edilmiştir: ‘’Rabbinin makamından korkan ve nefsi hevadan sakındırana gelince cennet de onun barınağıdır.’’ (Naziat 40-41) Allah Resul’ü (sav) de şu hadisinda buna işaret etmiştir: ‘’Şeytanı olmayan kimse yoktur. Yüce Allah şeytanıma karşı bana yardım etti de ona hakim oldum.’’ Şeytanın insana musallat oluşu, hevasının miktarına göredir. Yüce Allah hakikati en iyi bilendir.