casino maxi

Nureddin Yıldız Hocaefendi ile Kur'an Kursları ve Hafızlık Üzerine Konuştuk

12 Haziran 2017 0 Yorum

Nurettin Yıldız Hocaefendi ile Kur’an kursları ve hafızlık üzerine konuştuk.

Röportaj: Genç Öncüler

Genç Öncüler: Hafızların pirleri vahiy katibi sahabeler diyebilir miyiz?

            Nurettin Yıldız Hocaefendi: Diyemeyiz. Vahiy katipleri, Rasulullah Efendimizin (sav) emrettiği şekilde, inen ayetleri yazan sahabelerdir. Okuma yazmaları vardı, bu sebeple Rasulullah Efendimiz, inen ayetleri onlara yazdırıyordu. Bu sebeple vahiy katipleri, vahyi yazan kimselerdi. Ama hafız olduklarında, Kur’an-ı Kerimi baştan sonra ezber bilip bilmediklerine dair bir malumatımız yoktur. Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezber bilen hafız sahabilerin sayısı çok değildir. Belki bir 150-200 rakamını bile doldurmamız mümkün değildir. Bunun nedeni, o dönemde hafızlık yapacak şekilde Kur’an-ı Kerim’in her ayetini indiği zaman ezberleyecek şekilde bir talebe gibi medresede oturan biri olma fırsatını bulamayışlarıdır. Rasulullah Efendimiz (sav) Rabbine kavuştuğunda sahabilerin çok azı, parmakla sayılacak kadarı hafızdı. Ama daha sonra Ashab-ı Kiram, yeni Müslüman olanları ve çocuklarını Kur’an hafızı yaptılar. Hafızlık başka şey, vahiy katipliği başka bir şeydir. Özet olarak bunu söyleyebiliriz.

           

Genç Öncüler: Kur’an’ı ezberleyen birisinin nelere dikkat etmesi gerekir?

            Nurettin Yıldız Hocaefendi: Bunun uzun uzun bir kitap şeklinde anlatılması da mümkündür. Ama şöyle satır başları şeklinde “Hafız olacak kişinin nelere dikkat etmesi gerekir?” sorusuna cevap olarak deriz ki: Evvela en dikkat edeceği ve hiç taviz vermeyeceği şey, Allah’ın kitabını ezberlemeye başladığının şuurunda olmasıdır. Bir ders kitabı ezberlemiyor, Allah’ın kitabını ezberliyor; ümmet-i Muhammed’in temel kaynağını ezberliyor. Dünyanın ve ahiretin saadet kaynağı olan kitabı ezberliyor. Olduğu gibi rahmet kaynağı olan kitabı ezberliyor. Bu kitabı ezberlemenin sıradan bir ders yapmak olmadığını şuurlu bir şekilde kavradığı zaman her işi halletmiş olur. İkincisi, Kur’an-ı Kerim’i ezberleyecek kişinin muhakkak bu sonuca ulaşmak için uğraşacağını kabul ediyoruz ama herkesin buna muvaffak olmaması da söz konusudur. Herkes hafız olacak diye bir kural yoktur. Hafızlık zaten başka bir hafızın denetiminde, hocanın denetiminde yapılır. Hocanın denetiminde yapıldığında da hocanın yönlendirmelerine dikkat edilmelidir. Hoca eğer senin için hafızlık şu an zor görünüyor derse buna gocunmamak gerekiyor. Bunu dert edinmeden diğer Kur’an ilimlerine, fıkha ve benzeri alanlara kayabilir talebe. Hafızlık bir nimet, çok büyük bir nimet ama belli bir zeka türü istiyor, belli bir kabiliyet istiyor, belli bir çalışılacak alan istiyor. Kişi ve çevre açısından bunlar oluşmadığı zaman diğer şeriat ilimlerine kayılabilir. Özellikle anne ve babalar çocuklarını hafız yapmada bu ince kurala dikkat etmelidirler.  Üçüncü olarak da hafızlık yapacaklara tavsiyemiz, hafızlık yapacak insanlar, kesinlikle bir hoca denetiminde ve Kur’an’ı indiği kalitede ve indiği tarzda ezberlemelidirler. Kur’an ezberlemek için taviz verirsek yanlış yapmış oluruz. Ekmeğe zehir katıp yemek gibi bir hata yapmış oluruz. Kur’an’ı, muhakkak Cebrâil aleyhisselamın Efendimize (sav) indirdiği şekilde ezberlemek lazım. Bu da özellikle bir hocadan alınmalıdır. Dördüncü tavsiyemiz, Kur’an-ı Kerim’le parayı asla birleştirmemek lazım; Kur’an’la dünyevi çıkarları birleştirmemek lazım. Sırf Allah için, sırf karşılığı cennet olacak şekilde hafızlık yapılmalı, Kur’an okunmalıdır. Bu şu demek değil: Hafızın diploması olmasın mı, hafızlıkla ilgili bir iş yapan ücret almasın mı? Alsın. Bu başka bir şey, para için yapmak başka, dünya görselliği için yapmak başka bir şey. Buna ihlas diyebiliriz, buna Allah için yapma kalitesi diyebiliriz.

Genç Öncüler: Kuran ezberlemek nasıl sevdirilir?

Nurettin Yıldız Hocaefendi: Bu şüphesiz çocuklar için bir tavsiye. Büyükler zaten istemeden hafızlık yapmazlar. Kur’an ezberlemek çok kolay bir iş değil. Evet Allah’ın kitabı çok kolay, ama neticede bir yıldan az olmaması ve üç yılı geçmemesi gerekiyor hafızlığın. Çok kısa sürede yapılan hafızlıklar unutulabilir, çok uzun süren, mesela dört beş yıl süren hafızlık da usandırabilir, kökten bütün ezberi dağıttırabilir. İdeal olan iki iki buçuk yıldır. Hafızlık çok küçük yaşlarda, dört-dokuz yaşlarında bıçak sırtında bir eylemdir. Şüphesiz çok büyük bir nimet ama bıçak sırtı bir iştir. On yaşından önce anne, dadı gibi bir hoca bulunmadıkça ve bu işi cihat aşkıyla yapan bir hoca bulunmadıkça o yaşlarda bir hafızlığı tavsiye edemeyiz. Hafızlık için iyi bir hoca, anne gibi bir hoca, cihat heyecanlı bir hoca bulunduğunda birinci şart yerine gelmiş demektir ve on yaşından sonra hafızlık daha idealdir. Bu zamanın fitneleri dikkate alındığı için söylüyorum. En önemli kural çocuğun söz dinlediği yaşlardan itibaren tatlı bir üslupla yönlendirilmiş olmasıdır. Çocuk ekmek yemek gibi, su içmek gibi bir hayat unsuru gibi görürse hafızlığı buna daha yatkın olur. İkinci olarak da kesinlikle hafızlık belli bir zeka türü ister. O zeka türü kendisinde olmayan çocuk hafızlığa sürdürülmemelidir. O ömür boyu ona yetecek şekilde bir ölçüyle hafızlığın yüzde biri iki yüzde biri ile yetindirilmelidir. Zira kabiliyeti ezber yönünde olmayan yahut aile şartları gereği onu muhafaza edemeyecek durumda olan bir çocuğa hafızlık yaptırılırsa bu onun Müslümanlıktan bile soğuma nedeni olabilir Allah muhafaza buyursun. Soğumasa bile hayattan kopmuş, bir kenarda çürümeye terk edilmiş bir ağaç gibi yaşayabilir. Bu nedenle hafızlığı kabiliyet olarak yapamayacaklara hafızlık yaptırılmasını uygun bulmayız. Hafızlık nasıl sevdirilir aile içinde? Anne gibi bir hocayla kabiliyetlerin kesişmesiyle ve sebatla... Hafızlık eskilerin deyişiyle iğne ile kutu kazmak gibidir. Sabrı olmayan hafızlık yaptırmamalıdır; hoca olarak, anne olarak, baba olarak. Mesela anne babalar gerekiyorsa bulundukları şehri bile terk edip başka bir şehirde yaşamaya hazır iseler sabırlı kişiler demektir. “Biz hocaya verdik çocuğu, iki sene sonra hafız olarak geri getirecek.” diye bir şey yoktur. Hafızlık yapar gibi uğraşacak anne ve baba. Hoca da yeniden hafızlık yapar gibi uğraşacak ve sabredecek. Sabrı bu düzeye getirecek insanların elinde biiznillah hafızlık sonuç verir.

Genç Öncüler: Hafızlık sadece lafızla sınırlı denilebilir mi?

Nurettin Yıldız Hocaefendi: Kur’an-ı Kerim’i Fatiha’dan Nas suresine kadar oku denince okunan şey midir hafızlık?  Kuru bir hafızlık budur. Ama Allah’ın bizden istediği hafızlık bu değildir. Kur’an’a hizmet hafızlığı bu değildir. Hafızlık üç şey olmalı: Fatiha’dan Nas suresine kadar hafızlık yapılır. İkinci olarak Allah’ın kitabı ne yapılmasını istiyorsa o yapılır, orijinal hafızlık budur. Üçüncü olarak hafız artık göğsünde Allah’ın emanetini taşıyan, Rasulullah’a indirilen emaneti barındıran birisidir. Okuyacak, okutacak, yaşayacak, yaşatacak Kur’an’ı. Hafız bir kenara çekilen insan değildir. Dağları, vadileri, şehirleri, ovaları, ülkeleri Kur’an’a hizmet için dolaşan insandır; bu üç şeye hafızlık diyoruz.

Genç Öncüler:  Kur’an’ın manasının yanı sıra bir de lafzının şifa olduğunu söyleyebilir miyiz?

Nurettin Yıldız Hocaefendi: Yani Kur’an-ı Kerim mana olarak, ihtiva ettiği konular olarak, yönlendirdiği ümmet olarak şifadır. Neden şifadır, huzurlu bir hayat kaynağıdır böyle şifadır. Kur’an-ı Kerim okunduğu zaman hastaya şifa olan ayetlerin bulunduğu bir kitap mıdır, evet öyledir. Ama bu, ayağı kırılan hastaya ayet okutarak kırık ayağının alçıya gelmesi manasında değildir. Ruh hastalıkları denen hastalıklar, stres sıkıntı gibi, tıbbın yazı yazarak, ilaç vererek bir sonuca getiremeyeceği hastalıklar açısından şifadır. Her ayeti bunun için geçerlidir; Ayetel Kürsi çok öncelikle geçerlidir, Felak ve Nas geçerlidir. Hastanede ayağı kırık olup alçıya alınmış birine hastalığı esnasında ona huzur ve sabır kaynağı oluşturması bakımından Kur’an ayetleri şifadır şüphesiz.

Genç Öncüler:  Hafızlığın süreçlerinden kısaca bize bahsedebilir misiniz?

Nurettin Yıldız Hocaefendi: Hafızlık için her şeyden önce düzgün okuma bilmek lazım ve bunu da ağzı düzgün, sabırlı bir hocadan almak lazım. Bir talebe adayı veya hafızlık adayı, ortalama bir buçuk iki dakikada bütün tecvid kurallarına uyarak okumadığı zaman hafızlık süreci başlamamış demektir. Medlere, ğunnelere, ihvalara, idğamlara dikkat ederek şöyle iki dakikada bakarak okuyabilen birisi hafızlık için hazır demektir. Ezber açısından da şöyle diyebiliriz: Kur’an-ı Kerim’in on beş satır olan sayfalarından bir tanesini bugün sabah başlayıp aşama kadar ezberler çocuk. Yarın kalktığında da hatasız bir şekilde o sayfayı eksiksiz olarak okuyabiliyorsa ezber için uygun ortam başlamış demektir. Bunu iki defa üç dört defa deneyebiliriz ancak bir talebe bugün ezberlediği bir sayfayı yarın kalktığında okuyamıyorsa o henüz hafızlık için ezberleme sürecine gelmemiş demektir. Bu talebe seri okumaya devam eder, bir hafta sonra tekrar denenir, bir ay sonra tekrar denenir. Üç beş kere bir sayfayı bugün ezberleyip yarın okuyup okuyamadığına bakılır. Bugün ezberlediğini yarın okuyamıyorsa o çocuk veya şahıs hafızlık için hazır değil demektir. Özellikle tekrar ediyoruz, bu muhakkak bir hoca denetiminde olmalıdır ve muhakkak ağız düzgünlüğü, tecvit kuralları saptandıktan sonra olmalıdır.

Genç Öncüler:   Peki hafızlığın önemi nereden gelmektedir?

Nurettin Yıldız Hocaefendi:  Hafızlık Kur’an’ı ezberlemek demektir. Kur’an’ı Allah’ın kitabı olduğunu bildiğimize göre hafızlık, Allah ile bağlantılıdır, peygamberin (sav) emanetidir. Ümmetin enerji kaynağıdır. Hafızlık için beşeri manada söylenecek söze gerek yoktur. Kur’an Allah demektir; hafız da Allah’ın emanetçisidir; bu ümmetin en şereflisidir. En değerlisidir, toplumun başıdır. Kıyamet günü biiznillah ailesinin ve onun sevdiklerinin şefaatçisidir. Kur’an’ın hafızı olup o hafızlığı şeref bilip koruyan birisi için dünya çapında söylenecek bir söz yoktur, ahiret değerleriyle söylenmiş sözler dünyada anlaşılmalıdır.

Genç Öncüler:   Hafızlık sürecinde adaylarda herhangi bir özellik aranır mı?

Nurettin Yıldız Hocaefendi:  Özellikle zeka aranır. Hafızlığın özel bir zeka türü var, o aranmalı ve aile olgunluğu aranmalıdır. Hoca sabrı ve çocuğun sağlığı önemlidir. Mesela dokuz yaşında çok kalın gözlük kullanan bir çocuk için hafızlık zor olabilir. Migren, epilepsi gibi hastalıkları bulunan çocukların doktoruyla konuştuktan sonra çocuğun hafızlığa başlaması gerekir. Hafızlık, arkadaş isteyen bir iştir. Tek başına bir çocuğun hafızlığa devam etmesi zor olabilir. Üç dört arkadaş bir araya geldiğinde daha rahat randıman alınabilir. Burada özellikle bir hususu belirtmekte fayda buluyorum: Ne yazık ki son yirmi beş otuz seneden beri ülkemizde Kur’an’a rağbet yüzeyselleşmiştir. Yani insanlar, “Kur’an’ımız iyi, Allah’ın kitabı, seviyoruz.” diyorlar ama diplomalı meslekleri Kur’an’dan öne çıkarıyorlar; işe gelince tıp fakültesinin muadili değil hafızlık diye bir sonuç maazallah karşımızdadır. Üç tane beş tane aile, çocuklarımız ehli Kur’an olsun diye çırpınıyor. Kur’an ezberleme merkezleri olan Kur’an kursları ne yazık ki bu yüzeysel Kur’an sevdasından etkilenmiş durumdadırlar. Elli öğrencisi bulunan Kur’an kurslarında özelliklerini belirttiğimiz çapta, mesela filan lise sınavlarında tam puan alan öğrenci ne yazık ki yok denecek kadar az. Ne yazık ki diğerleri başka okul kazanamadığı için yahut boşta durmasın diye veya Kur’an kursu kapanmasın diye getirilmiş gibi bir görüntü var. Yüz Kur’an kursundan belki bir ikisi bu kuralın dışındadır ama genel olarak böyle bir sıkıntı var. Mesela üç yılda hafızlık yapacak bir öğrenci kitlesinin içinde bir yılda hafızlığı yapacak öğrenciye zulüm yapılmış olur. O iki öğrenci diğer elli öğrencinin içinde kavrulup gidebilir. Zekasına yazık olur, emeğe yazık olur. Liselerde özellikle başarılı öğrenciler bir puan türüyle bir yere toplandığı gibi hafızlıkta da diyanet bunu yapmalıdır mümkünse. Öğrenciler başarılarına göre kurslara alınmalıdır.  Çünkü bu karma ortam bir sorun olarak öğrenciye, hocaya yansır.  Belki de hocanın adaletli davranmasına da yansıyabilir. Bu hususa dikkat edilmelidir.

Genç Öncüler:    Kur'an eğitimi aile içinde ne zaman başlamalı, usul hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?

Nurettin Yıldız Hocaefendi:  Kur'an eğitimi evvela annede başlamalıdır. Anne Kur’an okur, Kur’an’ı sever biri olursa, çocuğun işi kolaylaşır. Annenin hamileyken okuduğu Kur’an’ı çocuk dinliyordur. Cenin o sesi duyuyordur. Kur’an eğitimi ailede anne ile başlamalı,  baba ile başlamalı. Anne ve baba çocukları oyun oynarken onun yanında Kur’an okumalıdırlar. Çocuk oyunun bir parçası gibi annesinin, babasının Kur'an okurken sesini duymalıdır. Bu çok önemli.  Bunun dışında Kur'an okuma, harfleri tanıma ve çözme açısından üç yaşından itibaren başlayabilirsin. Ama bu zeka durumuna göre, çocuğun kavrayış durumuna göre, aile ortamına göre değişir. Üç yaşında bir çocuk yirmi sekiz harfi tanıyabilir. Dört yaşında Kur'an okuması mümkündür. Ama sabrı olmayan, iğne ile kuyu kazmayan çocuğa dört yaşında Kur'an öğretemezsin. Bu bir vebal sebebi olabilir. İdeal olan da altı yaşından itibaren çocuğa Kur'an öğretmektir. Bu çocuktan çocuğa değişkenlik gösterebilir ama altı yaşında her çocuğa elif cüzü öğretilebilir. On yaşında da mükemmel Kur’an okuyabilir çocuk. Bu ailedeki ortama bağlı,  Kur'an'a olan alakaya bağlı.  Çocuğun annesinin, babasının, ağabeylerinin, eve gelen misafirlerin ne kadar Kur’an’ı konuştuklarına, Kuran'a ne kadar alaka gösterdiklerine bağlıdır.

Genç Öncüler:    Bu eğitimi çocuklar için kolaylaştırıp renklendirmek mümkün müdür?

 Nurettin Yıldız Hocaefendi:  Elbette Kur'an eğitimini renklendirmek mümkündür. Çocuklar için cazip hale getirmek mümkündür. Ama sulandırmadan, cıvığını çıkarmadan yapılmalıdır. Bu konuda pedagoglardan istifade edilebilir. Özellikle hafız olan pedagoglar bu konuda özel bir çalışma yapabilirler. Vakıflardan biri,  bu konuda pedagoglardan ve Kur’an muallimlerinden istifade ederek bir sistem geliştirilebilir. Ama şunu unutmayalım; bu oyun eğer Kur’an’ı sulandıracaksa ve çocuğun şımarmasına neden olacaksa sakınca da üretebilir.

 Genç Öncüler:    Rasullah’ın (sav) hafızlık ve Kur'an öğretimine dair örnekler verilebilir mi?

 

Nurettin Yıldız Hocaefendi:  Bugünkü medreselerdeki, Kur’an kurslarındaki hafızlık eğitimi manasında Rasulullah’tan (sav) örnek bulmak mümkün değil. Efendimizin günlerinde Kur’an ayet ayet, sure sure iniyordu ve inen ayet ezberleniyordu. Ashab-ı Suffa -Allah onlardan razı olsun- mescidin yanında kalan o Kur'an talebeleri, inen ayetleri ezberliyorlardı. Şimdi elimizde Fatiha suresinden Nas suresine kadar olan bir mushaf var, hafızlığı ondan yapıyoruz. Böyle bir hafızlık örneği Efendimiz zamanında yok. Ama Efendimizin kendisine din öğrenmek için gelenleri, ezberledikleri ayet sayısına göre değerlendirdiğini görüyoruz. Kim daha çok ayet ezberlemiş diye bir ölçü koyduğunu görüyoruz. Uhud’ta bir mezara iki kişi konulacağı zaman, kıble tarafına daha çok ayet bileni koyun dediğini görüyoruz. Yani Kur’an-ı Kerim’e teşvik, ezberlemeye teşvik,  daha çok ayet ezberine tavsiye şeklinde örnekler var ama Efendimizin şöyle otur, şöyle yap, şurayı şu şekilde ezberle diye tavsiyesi bugünkü medrese manasında yoktur. Bunu daha çok ashab-ı kiram ve ashab-ı kiramdan sonraki nesiller üzerinde görebiliriz.
Velhamdülillahirabbilalemin.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder