casino maxi

Mavi Marmara Dava Sürecini Mavi Marmara Avukatlarına Sorduk

Gündem 4 Ocak 2017 0 Yorum

 

Mavi Marmara davası sürecini Mavi Marmara avukatlarına sorduk.

Röportaj: Furkan Gençoğlu

 

 

Av. Gülden Sönmez


DAVAMIZ FİLİSTİN DAVASIDIR

 

Öncelikle hatırlatmak gerekir ki Gazze Özgürlük Filosu 6 gemiden oluşan 37 farklı ülkeden Müslüman, Hristiyan, Yahudi farklı din,dil, ırk dünyanın dört bir yanından insanların ve bağışlarının katılımıyla dünyanın ortak vicdanı olarak Gazze Ablukasını kırmaya ve Gazze’de abluka altında yaşam mücadelesi veren Filistinlilere insani yardım götürmek için yola çıkmıştı. Filodaki gemilere ve çoğu yolcuları taşıyan Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs 2016 sabah namazı vakti İsrail’in saldırısına uğramış ve 10 yardım gönüllüsü şehit olmuş 56 sı ağır yaralanmış ve 100’ün üzerinde yardım gönüllüsü de çeşitli şekillerde yaralanmıştır. Mavi Marmara sadece bir vakıa değil Türkiye halkı ile beraber dünya vicdanı ile hareket etmiş bir misyondur. Bilinmelidir ki;  Mavi Marmara Gazze ablukasını kırmak, Gazze’deki Filistinlileri en az dünyadaki diğer milletler kadar özgür ve yardıma muhtaç olmadan onurlu yaşam hakkını sağlamak üzere yola çıkmıştır. Saldırıdan sonra tüm mağdurlarla beraber başta şehit aileleri olmak üzere bir hukuk mücadelesi başlattık. Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında davalar açtık. İsrailli katillere birçok ülkede tutuklama kararı çıkarttırılmış ve İsrail tam bir yargı kıskacına düşürülmüştür. Özellikle üst düzey İsrailli komutanların yargılanması İsrail Ordusunda büyük sıkıntı oluşturmuş, hatta bir İsrail askeri İsrail hükümetine karşı dava açmıştır. Bu durum İsrail açısından hem güvenlik eksenli bir devlet yapılanması olması hem de kendi şeriatları açısından kabul edilemezdir. Ayrıca ne suç işlerse işlesin nasıl katliam yaparsa yapsın dokunulmaz olan İsraile dokunulmuş ve dava üstüne dava ile karşılaşmıştır. İsrail bu durumdan derhal kurtulmak için çeşitli girişimlerde bulunmuş ve davayı açan bizlere önce tehdit ve şantajlarla yaklaşmış sonrasında ise  birçok kez para teklifinde bulunmuştur. Bu teklif 1 milyar doları aşmıştır ancak tarafımızca reddedilmiştir. Bu arada bu davaların en önemlisi olan Türkiye’deki ceza davası başta olmak üzere tüm bu davalardan kurtulmak için de Türkiye ile anlaşma yolunu aramıştır. Bizler böyle bir anlaşmaya karşı olduğumuzu defalarca beyan etmekle beraber yine de bir normalleşme anlaşması olacaksa da şahsi davaların kesinlikle konu edilmemesi gerekliliği üzerinde durduk. Defalarca yazılı açıklamalar yaptık. Ancak tüm çabalara rağmen 28 Haziran 2016’da Türkiye ile İsrail arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşma 9 Eylül 2016’da yürürlüğe girdi. Maalesef içeriğinde 10 şehit ailesine toplam 20 milyon dolar bağış ödemesi ve İsrailliler hakkında açılmış tüm davalardan tüm İsraillilerin muaf tutulacağı yani affedileceklerine dair bir anlaşma imzalanarak TBMM’den geçti. Bunun yansıması en önemli dava olan Türkiye’deki ceza davasında da kendini hemen gösterdi. Bildiğiniz üzere Türkiye İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2012/264 Esas sayılı davada tüm mağdurlar müşteki/mağdur sıfatıyla bu davanın bir parçasıydı. Bu davada;

1.      İsrail Genelkurmay Dönem Başkanı Rau Gabiel Ashkenazi,

2.      Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Maron,

3.      Hava Kuvvetleri İstihbarat Sorumlusu Avishay Levi

4.      İsrail İstihbarat Başkanı Amos Yadlin

olmak üzere dört sanık yargılanıyordu.Sanıklar, kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, nitelikli yağma, deniz ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, nitelikli mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eziyet suçlarını azmettirme gibi suçlardan yargılanıyordu. Yargılama 15 duruşmadır çok yoğun bir katılım ile devam ediyordu.Ancak anlaşmadan sonra davanın gidişatı değişti ve Mavi Marmara Ceza Davasının 09.12.2016 tarihli duruşmasında Savcı, mütalaasında ‘bu anlaşmaya göre devletin egemenlik haklarından olan yargılama hakkının bu olay ve bu olaya dahil kişiler ile ilgili olarak kullanmayacağının’ gerekçesi ile davanın düşürülmesini istedi. Bu mütalaa çok ciddi itirazlarla karşılaştı. Siyasi iradenin etkisiyle hareket ettiği iddia edilen Mahkemeye bazı şehit yakınları ‘“bugüne kadar siyasi iradede hep ‘hak sahibi kan sahibidir’ sözlerini duyduk. Bugüne kadar 1 dolar bile almadık. Zaten bu dava tazminat davası değil ceza davasıdır’ Dediler ve Devletler anlaşarak ilişkilerini normalleştirse bile davalara kimsenin dokunamayacağın bu nedenle davanın devam etmesi ve yargının bağımsız olduğunu  ve hukuka uygun olarak hareket etmesi gerektiğini açıkladılar .

Anlaşma metninin 4. maddesinin hukuken ‘ÖZEL AF’ niteliği taşıdığı ve bu nedenle de TBMM’den 330 oyla (3/5) oyla geçmesi gerektiği, bu şekilde geçmeyen bu anlaşma onay kanununun bu yönden anayasaya aykırı olduğu konusu dile getirildi.

Türkiyeli tüm mağdurların yargılamayı devam ettirmek istedikleri ve bu anlaşmaya binaen bu davanın düşürülemeyeceği ve eğer düşürülürse anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açacakları konusu ile Türkiye İsrail anlaşmasının Türkiye vatandaşı olmayan diğer ülke vatandaşı mağdurlar açısından bağlayıcı olmadığı ve yargılamanın diğer ülke vatandaşı mağdurlar için düşürülemeyeceği konusuna dair itirazlarda yine bu duruşmada dile getirildi. Bilindiği gibi bu mağdurların arasında Müslüman-gayrimüslim çok önemli isimler de var. Kendisi şu an İsrail hapishanesinde tecritle hücrede tutulan Şeyh Raid Salah, hapiste olmadığı zamanlarda tüm duruşmalara katıldı. Bu duruşmada da avukatı hazır bulundu. Mısır’da hapiste olan Şehit Esma’nın babası Muhammed Biltaci, Alman milletvekilleri, Kudüs Başpiskoposu Capucci gibi isimler de bu ceza davasında taraflar.

Türkiye hukuku ve uluslararası hukuka dayalı diğer itirazlar ve bu itirazları bilimsel gerekçelerle izah eden ve yazılı olarak mahkemeye sunulan uzman görüşlerinin içindeki hususlar ve tüm itirazlarımıza rağmen Mahkeme heyeti bağımsız ve adil bir yargılama koşullarından tamamen uzaklaşıp siyasi tutumunu açık etti. Mahkeme, hiç kimseyi dinlemeden ve hatta ilk kez gelen mağdurların dinlenmesine bile izin vermeden hukuka aykırı davranarak tüm itirazlarımıza rağmen davanın düşürülmesine karar verdi.

 

Bundan sonra Türkiye hukukuna ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuka göre bundan sonra itiraz süreçlerimiz yürüyecek. Ancak şunu belirtmeliyiz ki; davalarımız konusunda inatçı olacağız. Zira bu davalar sadece Mavi Marmara gemisinde işlenen suçlarla ilgili değil Gazze’ye uygulanan ölümcül ablukayla, Kudüs’ün özgürlüğüyle ve bizlerin ‘adalet’ sorumluluğuyla ilgilidir. Bugün bu kadar kan ve gözyaşının aktığı dünyada  İnsanoğlu hukukun gözetildiği mekanizmalara sahip olmasa da zalime zulmünün hesabının sorulduğu adil mekanizmalara giden yolun bu hukuk mücadelesinden geçtiğini çok iyi biliyoruz. Geldiğimiz süreçte Türkiye’nin ve İsrail’in şartları kendi yorumlarınca yerine gelmiş olabilir. Ancak Mavi Marmara’nın şartları yerine gelmeden bu süreç bitmeyecektir. Bu şartlar:

1.      Gazze ablukası/Akdeniz işgali bitecek

2.      İsrailli sivil asker tüm katiller tek tek hesap verecek, cezasını çekecek.

3.      İsrail verdiği tüm zararları tüm mağdurlara kuruşuna kadar ödeyecek.

4.      Kudüs özgür olacak

Ve Biz hep beraber Özgür Filistin’in başkenti Kudüs’ten dünyaya  Hz. Ömer ‘in Adaletini anlatacağız. İnanmış yüreğin yeryüzünde adaleti hakim kılma mücadelesi vereceğimiz emekle doğru orantılı olarak karşılık bulacaktır. Zira bu Rabbimizin vaadidir. Yardımcısı Allah olan mutlaka kazanır. 

 

 

Av. Kaya Kartal

MAVİ MARMARA Davası olarak bilinen işgalci İsrail tarafından gerçekleştirilen korsanlık eyleminin azmettiricilerini yargılamak üzere 2012 yılında başlayan dava maalesef onursuz bir anlaşma dayanak yapılarak hukuksuz bir kararla düşürülmüştür. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen, 10 Şehidi ve 490 Müştekisi olan, dava esasen bütün katillerin değil sadece azmettirici olarak tespit edilen İsrail Genelkurmay Başkanı, Deniz Kuv. Komutanı, Hava Kuv. Komutanı, İstihbarat Başkanı’nın yargılandığı bir davaydı. İsimleri tespit edilen ve suçlara doğrudan karışan askerlerle alakalı soruşturma maalesef aradan 6 yıl geçmiş olmasına rağmen halen sonuçlandırılarak davaya dönüştürülmemişti.

Bahse konu davada sanıklara yöneltilen suçlamalar kasten adam öldürme, kasten adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli kasten yaralama, nitelikli yağma, deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma, nitelikli mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet suçları olmasına rağmen gelinen aşamada bu dava onursuz bir anlaşma ile dava düşürülmüştür.

İdare ajanlarının kendi aralarında olgunlaştırıp, Hukuka, Adalete ve Temel İnsan Hakları Sözleşmelerine, Jus Cogens (amir hükümler) nitelikli kurallara aykırı olarak, gerçek mağdurların mağduriyetlerini ve hislerini yok sayarak, temel hak ve özgürlükleri zedeleyerek imzaladığı ya da imzalayacağı antlaşmaların devletlerarasında bir anlam ifade etse de bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yok addedilmesi gerektiğini ifade ettik. Özellikle yaşam hakkı ve işkence yasağının savaş dönemlerinde dahi askıya alınamayacak haklar olduğunu, yaşam hakkı ihlallerini ve işkence yasağını soruşturma ve kovuşturma dışı bırakan anlaşmaların ya da kanuni düzenlemelerin Ceza Hukuku açısından karşılığının bulunmadığını vurguladık. Yine Ceza Mevzuatı açısından düşme nedenleri üzerine yoğunlaşarak kanunda gösterilen hiçbir düşme nedeninin gerçekleşmediğini ayrıntılı olarak izah ettik.

Savcının, yargılama yetkisinin devlete ait olduğu ve devletin bir anlaşma ile bundan vazgeçmesi halinde davanın artık görülemeyeceği ve düşmesi gerektiği yönündeki hukuka aykırı beyanı karşısında biz, Anayasa’nın 9. maddesi gereği yargı yetkisinin millette olduğunu milletin bu yetkiyi mahkemeler eliyle kullandığını, hâkimlerin memur olmadığını, bağımsız ve tarafsız davranmaları gerektiğini ifade ederek bu beyana itiraz ettik.

Normalde 5 ayda bir verilen duruşma günlerinin 15 günde bire indirilerek yargılamanın aniden hızlandığı davada mahkeme başkanının agresif ve sert tutumuyla duruşma düzenini sağlayamadığı, yabancı müştekilerin tercüman talebini gereği gibi yerine getiremediği, reddi hakim taleplerini görmezden geldiği, müştekilere ve avukatlara söz vermediği bir vasatta avukatlar olarak, mahkemeyi protesto edip, mahkemenin meşruiyetini yitirdiğini, bahse konu sanıkların mahkeme salonlarında olmasa bile vicdanlarda zaten mahkum edilmiş olduğunu vurgulayarak cübbelerimizi çıkartıp salonu terk ettik.

 

Av. Yasin Şamlı

 

 

        Bir avukat olarak, hâkimin mevzuatla bağlı olduğunu ve hatta hâkim ve savcıların kendilerini memur olarak gördüklerini buna göre hareket ettiklerini biliyorum.
        Bir avukat olarak mahkemenizin gelinen aşamada nasıl bir hüküm vereceğini büyük oranda tahmin ediyorum.
        Bir hukukçu olarak ise yaşadığım çağın şahitliği, hissettiğim sorumluluğun ağırlığı ve gereği hukuka/adalete dair birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü biliyorum ki bütün insanların, hâkimlerin ve hatta mahkemelerin büyük bir mahkemenin önüne çıkarılacağı gün, ben de o mahkemenin önüne çıkarılıp hesap vereceğim. Yaptıklarımın ve yapmam gerekirken yapmadıklarımın hesabını…
       İşte bu sorumluluk gereğince şunları söylemek istiyorum:
       Hukuk normları; yani anayasalar, uluslararası sözleşmeler, kanunlar tüzükler ve yönetmelikler meşruiyetini adaleti gerçekleştirme amaç ve çabasından alırlar. Mahkemeler de böyledir. Değişik bir ifade ile; hukuk normları ve mahkemelerin amacı adaleti sağlamak değilse artık bir meşruiyetleri de kalmamış demektir.
      Bu dava konusu somut olayda, bütün müşteki ve müdahiller gibi benim müvekkilemin de adaletin gerçekleştirilmesinden başka bir amacı ve talebi yoktur. Bu kabilden olmak üzere dosya sanıklarına, cinayetin faillerine zerre kadar haksızlık yapılmasını istemezler, istemeyiz. Hatta onlara bir haksızlık yapıldığını gördüğümüzde bu haksızlığın karşısında dururuz. Bu sözümüzün delili, yaşadığımız hayattır. Eğer ömrümüz olursa bundan sonraki hayatımızda da aynı istikamet üzere olmayı amaç edindiğimizi de söylemek isterim.
     Adaletin tahakkukunda mevzuatın yorumu önemlidir. Bizler iyi hukukçunun elinde kötü mevzuat hükümlerinin bile iyi yorumlanması halinde iyi sonuçlar vereceğini biliyoruz.
     Adaletin tahakkukunda vicdan da önemlidir. Bu bakımdan mevzuat yer yer hâkimin/ hukukçunun vicdanına atıf yapar.
     Şimdi, bu dava konusu somut olayda;
-   Savunmasız ve silahsız 10 kişi tam donanımlı ordu mensupları tarafından yakın mesafeden ve taammüden katledildi.
-   İnsanlar işkence ve kötü muameleye tabi tutuldu.
-   İnsanlar kasten ve taammüden silahla yaralandı.
-   Eşyaları ve paraları gasp edildi.
-   İnsanlar kaçırıldı ve alıkonuldu.
-   İnsanlara, kadınlara ve erkeklere tacizde bulunuldu.
-   İnsanlığa karşı, insanlık onuruna karşı suç işlendi.

      Peki bu konvoya katılanlar ne yaptılar? Onlar açık hava hapishanesi durumunda olan Gazze’deki çocuklara oyuncak, hastalara ilaç götürmek istediler. Kısacası insanlığın vicdanını temsil ettiler. İnsanlık onurunun gereğini yaptılar. Bunu yalnız kendi adlarına değil hepimiz adına, bütün insanlık adına yaptılar. Buna karşılık katliama ve insanlığa karşı suça maruz kaldılar. Onun için bu dosya sanıklarının fiilleri insanlığa karşı suçtur.
    Şimdi siz bu muhakemeyi yapan mahkemenin hâkimlerisiniz. Hukuka göre tek amacınız ve meşruiyet sebebiniz adaleti sağlamak.
     Buyurun;
                      - Anayasanız
                      - Uluslararası sözleşmeniz
                      - Kanunlarınız
                      - Ve Vicdanınız
     Biz yalnızca ve herkes için adalet istiyoruz. Bütün diyeceklerim bu kadar.



Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder