casino maxi

Teknoloji

Teknolojinin tarihçesini etraflıca bilmem. Ama bizim nesil neredeyse her evde olan televizyona oldukça aşina büyüdü. Çocukluğumuzun sonlarına doğru bilgisayarla tanıştık ve kimimizin evinde, kimimiz de sadece okulun bilgisayar laboratuarında sırayla bilgisayar oynadık. Çocuktuk; bilgisayarla oynuyorduk o zamanlar, henüz bilgisayarın bizimle oynadığı zamanlar değildi.
Komple teorilerinin genelde kanunlaştığına şahit olduğumdan olsa gerek zaman zaman bizim neslin proje bir nesil olduğunu düşünürüm. Neredeyse her evde radyo, teyp, televizyon, sonra sonra bilgisayar  ve internetle tanışan bir nesil. Aynı zamanda annesinin mutfakta dinlediği radyoda yahut babasıyla arabada marşlarla, ezgilerle cihad ve mücadele  ruhu kazanırken (!) bir yandan da evdeki TV’de gördükleri, işittikleri ve zamanla normalleştirdikleriyle girdiği  ikilemin farkında olmayan bir nesil.
Bu nesil biraz daha büyüyüp ergenliğe adım attığındaysa evde bilgisayar ve internetin de yaygınlaşmasıyla “sanal” alemin yavaş yavaş içine girmeye başladı. “Chat” kavramıyla tanışan genç, ilk başta sanal bir yabancıyla konuşmanın tedirginliğini yaşarken ileriki zamanlarda  mahremini sergilemek için hassaten çaba sarf edeceğinden bihaberdi.
Belki de bu neslin ve sonrasının imtihanıydı bu. Yani sokakta şeker veren amca/ teyzeden kaçan nesil; ” Ali ile Ayşe’nin mutlu yuvası” yer bildirimiyle evinin adresini ve içerisindeki özelini paylaşıyordu.  Aslında Ali de Ayşe de imtihandaydılar. O Ayşe ki fotoğrafının cüzdanından düşmüş olduğunu fark etse “acaba nerede düşürdüm” diye dellenecek, utanacak, korkacak, ar edecek, günlerce ağlayacaktı. Çok değil 5,10 sene önce.  Ama şimdi sanal sosyal medyaya geldiğinde “only girls” profiline giren tanımadığı hanım kızları kabul edecekti. Üstelik cinsiyetinden nasıl emin oluyordu ki. O Ali ki hanımını değil sergileme(t) yan yana dolaşırken dahi bir edep ve haya ile çekinecekti bir nesil önce.( Örnekler artırılabilir ve fakat hepimizce malum olduğundan artık etraflıca bahsi de can sıkıcı olmaya başladı. Zira bu kötü bir durum. En basit ifadeyle ‘kötü’. Ve kötünün ağızlarda sakız olması da bir şekilde normalleşmesini beslemek oluyor maalesef.)
Velhasıl bu müslüman neslin evrimi, birileri için ‘devrim’ oldu. Birileri bir yerlerde bir şeyleri çok iyi başardı. Yasaklarla yapamadıklarını ‘özgürlük’lerle çok güzel başardılar. Hata yapan, evet büyük hatalar yapan ve kitabi bir fıkhı olmadığından mıdır nedir sanal sosyal medyada haddi aşan bir nesil meydana getirdiler. Haklarını yememek lazım bu nesil ‘özgüven’ cihetiyle eksiksiz bir nesil oldu. Zira içinden vicdanı ve bozulmamış fıtratıyla hareket edip uyaranların uyarılarına da çok sert cevaplar verebildi hep.
Allah bozulan fıtratlarımızı selamete çıkarsın. Hak ile batıl ayrımı yapmada feraset, uygulamada da sabır versin. Zira masum değiliz belki de hiç birimiz…
Vefa GÜZEL

    GENÇ ÖNCÜLER: Öncelikle sizi biraz İnternetten araştırdık ve daha öncede görüşmelerimizden biliyoruz,  Genç Öncüler’de bir sunumunuz olmuştu. Sözlük geçmişiniz var, radyo geçmişiniz var. En son sosyal ve dijital medya kullanımının artmasından sonra Uluslararası Sosyal Medya Derneğinin kurulmasına öncülük etmişsiniz. Neden böyle bir oluşuma ihtiyaç duydunuz? Kuruluş aşaması nasıl oldu? Bize USMED hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? SAİD ERCAN: Tabi ki. USMED 2012 yılında kuruldu. Benim sosyal medya ve sosyal medya kavramı ile tanışmam ise 2008 yılında interaktif sözlüklere üyeliğimle başladı. İnteraktif sözlüklerin cazip olan tarafı şuydu; Yazarlığınız onaylanıyordu ve ondan sonra onaya düşmeden yazı yayınlayabiliyordunuz. Önceki interaktif platformlarda mesela işte web sitelerinde, edebiyat dergilerinde bildiğiniz gibi yazılar bir editör grubuna gider ve onaylanırsa yayınlanır, onaylanmaz ise yayınlanmazdı.  Hatta forumlarda bile yazılar onaya düşerdi ondan sonra yayınlanırdı. İnteraktif sözlüklerin bu tarafı güzeldi. Yani size bir kere yazarlık veriliyordu ve siz o yazarlık üzerinden yazmaya başlıyordunuz. Ve ben şunu düşündüm: İnteraktif sözlüklerin hepsi ahlaki kaygıları gütmeyen, küfrün serbest olduğu bir yere kadar cinselliğin serbest olduğu, anarşizmin alabildiğine serbest olduğu platformlardı ve bunların karşısında ahlaki kaygılar ile duran bir sözlük yoktu. İHL sözlük bu ihtiyaçtan dolayı kuruldu. Okul temelli bir şey olsun dedim. İHL Sözlük olsun diye düşündüm ve çok tutuldu ikinci haftasından Ahmet Hakan yazdı. Üçüncü haftasından Hürriyet yazdı, Habertürk yazdı ve biz birden popüler olduk ve Ekşi Sözlük’e 3-4 ayda kafa tutar hale geldik. Çok iyi dönüşler aldık ama tabi herkes şaşırıyordu ve hatta Ekşi Sözlük’te “İHL Sözlük açıldı İslamcılar oraya gitsin, Müslümanlar oraya gitsin” denmeye başlandı. Çok sevindik bir çok yazar bizde üyelik açtı. Ben onları görüyordum admin olduğum için. Üyelik açtılar, yazdılar, çizdiler sonra biz 2010 yılında 16 Mart Uluslararası Vicdan Günü’nü yaptık. Bu süre zarfında Sırrı Süreyya Önder dahil işte Mustafa Armağan, Selahattin Yusuf, Tarık Tufan, Sibel Eraslan gibi çok ciddi bir ekip, 20-30 kişilik bir yazar ekibini bir hafta gibi kısa bir sürede topladık, bu etkinliği yaptık. Ciddi ses getirdi. Arkasından belgeseller yaptık. Çok ihtiyaç duyulan belgesellerdi bunlar çok da güzel oldu ve böylelikle sosyal medyaya el attık fakat İHL Sözlük o süre zarfında ciddi maddi yazılımsal sıkıntılar yaşadı. Bir script vardı ve 20 bin yazara ulaştığımız için yetmiyordu. Ya buna yeniden yazılım yapılması gerekiyordu bu da çok maliyetli bir şeydi. Türkiye’de yazılım hala çok pahalı bir şey ve gücümüz yetmedi o zamanlar.  Düşünün daha yeni evlenmişsiniz, öğrencilikten kurtulmuşsunuz. Sonra İHL Sözlüğü başka arkadaşlarla güçlendirelim derken istediğimiz gibi gitmedi ve İHL Sözlükten ben ayrıldım ve arkadaşlara devrettim. Yıl 2011. Biz o sırada ne yapalım dedik. En azından Sosyal Medyada böyle bir eksik olmasın dedik ve biz arayış içerisindeyken, domain ararken, sosyalmedyahaber.com’a baktım ve çok şaşırdım çünkü alınmış olması lazımdı ama alınmamıştı işte biz o zaman Webrazzi’nin arkasından ikinci belki en büyük haber platformu olarak kurulduk. İşte arkasından sosyalsosyal.com geldi ve birden bloklar açılmaya başladı. Bu arada biz sosyalmedyahaber.com’da habercilik yapıyorduk, sosyal medya ve teknoloji hakkında haberler yapıyorduk. Bu sayede biz sosyal medyayla ilgilenen işte bizim yönetim kurulumuzda olan Salih Çaktı, Mertcan Ermiş gibi arkadaşlarla da bir bağlantı kurduk ve bir habitat oluşturduk. Daha sonra yeni yazarlar aramıza katılmaya başladı. Ve biz yine sosyalmedyahaber.com’da güzel işler yaptık. Sosyal medya kavramını sevdik ve dedik ki İnteraktif Sözlükler de geç kalmışız, sosyal medyada geç kalmayalım ve bu anlamda sosyalmedyahaber.com bizim için iyi bir şey oldu. Bir yıl sonra da buradan tanıştığımız arkadaşlarla dedik ki biz bu sosyal medya birlikteliğini bir sivil toplum kuruluşuna dönüştürelim. Ama tabi şunu yaptık liyakat sahibi arkadaşlara ulaştık, yine sosyal medya ve İnternet üzerinden ve iş yapan arkadaşlarla buluştuk  ve arkadaşlar buyurun biz bir dernek kuralım dedik ve üç aylık bir çalışmanın arkasından, tüzükleri hazırladık. Çünkü hep İnternette bir şeyler yapmıştık gerçek hayatta ilk kez bir şey yapıyorduk. Gerçek kimliğiniz, tüzüğünüz ve anayasanız ile birlikte bir sivil toplum kuruluşu bir devlet gibidir ve çok ciddi hakları vardır biliyorsunuz Avrupa’da ve yeni yasalarda. Ve biz o genç arkadaşlarımızla Eylül 2012’de resmi olarak Uluslararası Sosyal Medya Derneği USMED’i kurduk. Çok ciddi bir teveccüh ile karşılandı, yine bütün medya organları bizi yazdı, haber yaptılar ondan sonra biz kurulur kurulmaz ilk sosyal medya eğitimimizi vermeye başladık üniversitelerde.  Düşünün 600 saatlik bir eğitim verdik. Hem öğrettik hem öğrendik, biz de eksiklerimizi gördük, kendimizi eğitmiş olduk.  Ve biz USMED olarak açık alanları doldurmaya başladık. Yani Türkiye’de sosyal medya yalnızca dijital pazarlama olarak algılanırken, işte kapitalizm bizim ürünlerimizi sosyal medyada nasıl sattırırız yönünde bakarken, biz bunun sosyolojik yönlerini, psikolojiye bakan yönlerini, sağlığa bakan yönlerini inceledik, insan kaynaklarına bakan yönünü irdeledik ve tabi siyasete bakan yönünü irdeledik. Mesela Meclisin Twitter karnesi diye bir rapor yayınladık ve ciddi ses getirdi, ana haberlere çıktı. Biz aslında USMED ile yola çıkarken şunu hedefledik: Biz öteki değiliz Türkiye’ye bir şeyler söylüyoruz onun içinde Türkiye’nin derneğiyiz ve Türkiye’nin derneği isek ona göre davranıp Türkiye çapında ve hatta uluslararası olarak çünkü bir şeyin uluslararası olması için illa ki Avrupa’dan veya Amerika’dan çıkmasına gerek yok. Türkiye’den de çıkabilir ve biz dünyanın ilk sivil toplum kuruluşu olduk sosyal medya alanında. Ve bununla ilgili yurtdışıyla da yazışmalarımız oldu. İşte İngilizce, Arapça hesaplarımızı açtık sürdürmeye çalıştık kendi imkanlarımızla ve bunların hepsini İnternetle tanışan gençler olarak yaptık. Arkamızda hiçbir holding sermaye ve başka kurumlar olmadan yaptık. Ve kendi maaşımızdan işte belki kendi evimizin rızkından arttırarak yaptık ve gelinen noktada yakın bir zamanda USMED olarak  ikinci genel kurulumuzu yaptık ve çok ciddi anlamda kaliteli bir ekip oluştu. Sosyal medya dediğimiz kavram çok büyük bir kavram fakat burada bir resmi kurum yok. Eğitim verecek kurumlarda çok ciddi bir eksiklik var. Bizim USMED Akademi bünyesinde 30’a yakın eğitmenimiz var ve bunlar eğitimler veriyorlar. Kurumlara danışmanlıkları yapıyorlar, devlete danışmanlık yapıyorlar, devlet kurumlarına danışmanlık yapıyorlar. İşte en son Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sosyal medya eğitimi verdik ve bu bir devrimdi yani, hakikaten bu anlamda USMED bir boşluğu doldurmuş oldu. GENÇ ÖNCÜLER: Sosyal medya bir sektör haline geldi, Türkiye Dijital Ajansı, Dijital Ofisi kuruldu ve şu anda şirketler ajanslardan yararlanarak sosyal medya konusunda çalışmalarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu anlamda sosyal medyanın sektör olarak geleceğini nasıl görüyorsunuz? SAİD ERCAN: Biz arkadaşlarımızla şu anda dernek bünyesinde olsun, ajanslarla birlikte olsun, mesleki bir örgüt gibiyiz mesleki bir yapılanma gibiyiz ve arkadaşlarımızın ben iş yapış modellerini görüyorum. Bundan üç sene önce iş bulmakta zorlanan arkadaşlarımız şu anda müşteri seçiyorlar.  Bunun bir meslek ve gereklilik olduğunu artık herkes biliyor. İşte Türkiye’nin geçirdiği Van depremi, gezi olayları, Rabia eylemleri,  sosyal medyada ciddi geri dönüşler aldı ve artık  kimse sosyal medyanın gereksiz olduğunu düşünmüyor. İnstagram bir salı pazarı gibi, herkes bir şey satıyor. Yani hem maddi anlamda çok ciddi bir sektör, ajanslar çok ciddi paralar kazanıyorlar. Ve sadece şunu düşünün: Amerika Forbes en zengin 500 listesinde artık genç girişimciler var, sosyal medyacılar var, e-ticaretçiler var. Dijital sosyal ağ platformları var ve bu liste sürekli gençleşiyor yani siz yeni bir girişimci iseniz ve gençseniz, yazılı  bir projeniz varsa sektör için geleceksiniz. Ve şu an hakikaten sektör artık yeterli insan kaynağı bulmada sıkıntı çekiyor. GENÇ ÖNCÜLER: Peki siz eğitimler verdiğiniz söylediniz bu eğitimlerde başarılı olan arkadaşlara istihdam olanağı sağlıyor musunuz? SAİD ERCAN: İster istemez bu habitat içerisinde onlara bir yer bulunuyor zaten. Yani şu anda benim öğrencilerinden işsiz yok ama tabi eğitim tek başına yeterli değil. Kendini geliştiren arkadaşlarımızın hepsi çok güzel işler yapıyorlar. Evinden 2-3 tane firmaya freelance danışmanlık yaparak işlerini sürdürenler var. Home office şekilde ve bu insanlar çok rahat bir şekilde hem işini yapıyor hem zevk alıyor. Sosyal medyanın en iyi tarafı bu ve zorla sosyal medya işi yapan  görmedim. GENÇ ÖNCÜLER: Peki bir tweet atarak 10-12 bin lira kazananlar olduğuna dair haberler var, bunların doğruluk payı nedir? SAİD ERCAN: 12 binler belki üç veya dört sene öncesinin fiyatıydı, şu anda 30 bin, 40 bin lira tweet başı ücret alanlar var. Fenomen diye tabir ettiğimiz çocuklardan da tweet başı 500-1000 lira alıp sinema şirketlerinde, e-ticaret şirketlerinde, haber sitelerinde reklam yapanlar var ve bu bir sektör. GENÇ ÖNCÜLER: Sosyal medyanın sektör haline gelmesi, gelişmesi ve istihdam alanlarının açılması  ile geleneksel medyayı nasıl etkiler. Geleneksel medya biter mi? SAİD ERCAN: Geleneksel medya bitiyor demek çok büyük bir iddia olur çünkü medya çok önemli. Ben uzun vadede şöyle olacağını düşünüyorum: İletişimciler sosyal medya demiyorlar, yeni medya diyorlar çünkü sosyal medya demek onlara biraz zor geliyor. Yeni medya yani medyanın yenilenmiş hali, devamı gibi bir şey ama sosyal medya sıfırdan gibi bir şey ve o koskoca profesörler sosyal medya hakkında yorum dahi yapamıyorlar ve bu alanı da küçümsüyorlar. Oysa orada ciddi anlamda vatandaş gazeteciliğinin arttığını görüyoruz. Artık Güney Kore’nin en büyük haber ajansı vatandaş gazetecilerinden oluşuyor ve o ajans altı katlı bir binada çalışmalarını sürdürüyor. Dünya vatandaş gazeteciliği ne doğru gidiyor. Muhabir bulundurma imkanı olmayan yerlerden  gelecek bir tweet, gelecek bir haber çok önemli. işte mesela bir tweet vardı Tuncel Kurtiz öldüğünde. Ben geriye doğru gittim  o gün ve bir kişi saat 10:00’da yazmış. Tuncel Kurtiz komşumuzdu yanda öldü, muhtemelen siz de birkaç saate duyarsınız ve biz 12.00’da duyduk bunu yani sosyal medyayı takip ettiğinizde haberin kaynağına da çok çabuk ulaşma imkanınız oluyor. Onun için Julian Assange’ın bir sözü var sosyal medya ile ilgili. “Benim adımla MOSSAD’ı arattığınızda 1 milyondan fazla sonuç çıkıyor artık ve ajanlar da bunu çok iyi biliyor, bir haberi kaynağından çıktığı zaman durdurmak çok zor olduğu için sosyal medyada kaynağı kurutmaya çalışıyorlar.”  Sosyal medya da böyle, haber bir kere çıktığında durdurmak çok zor. Bununla ilgili Black Mirror diye bir dizi var, onun birinci bölümü ve dördüncü bölümü de izlenebilir. GENÇ ÖNCÜLER: Sosyal medyanın  dünyevileştirici bir etkisi var mı? İnsanların sosyal medyada en mahrem hallerini paylaşma ihtiyacını hissettiklerini görüyoruz. İnsanlar neden bu hallerini sosyal medyada paylaşmak istiyorlar? SAİD ERCAN: Aslında şöyle, sosyal medyayı bir panayır yeri gibi düşünelim. Panayırları bilirsiniz. İnsanlar toplanırlar veya bir düğün düşünün bir dernek düşünün veya işte misal ben gelirken gittim en güzel gömleğini giydim falan filan. Sosyal medya da böyle aslında orada da olurken en iyi şeylerimiz ile oluruz öyle değil mi, en iyi fotoğraflarımız, en iyi yemeklerimiz, en iyi gezdiğimiz yerler, kimse İETT otobüsünde iken bak çok güzel seyahat ediyorum diye fotoğrafını koymaz, uçaktaki resmini koyar ama. Hayatta da öyledir önemli bir yere gittiğinizde en güzel gülüşünüzü takınırsınız, normal hayatta küfür ediyorsan orada etmemeye dikkat edersin. Aslında bir vitrin gibi sosyal medya. İnsanların vitrini çünkü sosyal medyada olmak istediğimiz insanız, olduğumuz değil ve bu çok önemli orada kafamızda bir kahraman var. Said Ercan’ın kahramanı nasıldır, hayat belki bazen bazı şeyleri olmamızı istememiştir ama orada olabilmeye imkan var, orada çok iyi bir yazar gibi durabiliriz, boynunuza fular takıp bir resminizi koysanız bir yazara dönüşebilirsiniz, bu kadar basit. Kendini yazar gibi gösterebilirsin. Böyle bir sürü çocuk oldu, mesela yazar bilmem ne diye hesap açıp, ismini vermeyeyim, daha sonra kitap yazıp yazar olan çocuklar var. Bir algı yönetimi yaptı, kendini yazar gibi gösterdi, kitap çıkarttı ve insanlar gitti kitabını aldı. Böyle, kesinlikle bir kalitesizliğin olduğu doğru, bir bilgi kirliliği olduğu doğru fakat bunun zamanla çözüleceğini ve insanların zamanla yavaş yavaş normal hayatlarını da paylaşacağını düşünüyorum. Çünkü hepimiz ortak bir sihir yapıyoruz aslında. Yani aslında ortak bir yalana sahip çıkıyoruz hepimiz onun için bunun zamanla kırılacağını, zamanla rayına oturacağını düşünüyorum. Çünkü yeni bir düzenin oturması zaman alır, sosyal medyanın da normalleşmesi zaman alacaktır. Fakat gittikçe artık işte, canlı yayınlar publishing, yayıncılığa döndü sosyal medya. Yani sosyal medya size şu imkanı veriyor, siz bir kameraman olabiliyorsunuz, bir editör olabiliyorsunuz. Said Ercan  medyası olarak benim şu anda 100.000’in üzerinde farklı sosyal ağlarda takipçim var. En çok satan gazeteler sıralaması yaptığınızda ben ilk 10’a giriyorum yani bu çok ciddi bir güç aslında ve istediğimiz bir güç yani hani hep deriz ya işte sözün gücüne inanan, söz medeniyetinin çocuklarıyız. Doğu toplumları böyledir söz medeniyetinin çocuklarıdır. Sosyal medya aslında çok güzel bir şey veriyor, text tabanlı iletişim. Tarihte hiç kimse bu kadar yazmamıştır, hiç kimse de bu kadar okumamıştır. Hocalarımız hep ne olursa olsun okuyun derlerdi sosyal medyada da insanlar bir şekilde okuyorlar. Deli gibi WhatsApp kullanıyorlar ve bu yazışarak kullandığımız bir şey. Düşünün artık amcalar, dedeler WhatsApp kullanıyor ve bu bir kazanım aslında text tabanlı iletişime geçiren bir kazanım. Burada önemli olan şey ise content. Sosyal medyada tüketici misin yoksa üretici misin? Sosyal medyanın ilk halini düşünelim, Facebook, Twitter kurulduğunda içinde hiçbir şey yok, sen profil açıyorsun, ben açıyorum öteki açıyor ve biz o contenti tüketiyoruz. Ben senin arkadaşın isem senin contentini görüyorum başka birisini görmüyorum. Öte yandan contenti sen üretmez isen kim üretirse onun görüşü kazanır. Ve tabi bir de işin içinde reklamlar var çünkü iyi bir pazar sektörü burası. Facebook reklamlarına siyasilerin, kurumların verdiği paralar çok deli paralar. İşte bu cari açıklar falan nereden artıyor diye soruyoruz, işte buradan artıyor. Google’a bugün verilen paralar çok ciddi paralar yani dudak uçuklatacak paralar ve bunların yanında Google hem para kazanıyor hem de senin ülkenle ilgili data veri elde ediyor. WhatsApp 19 milyar dolara satıldı. Reklam var mı  WhatsApp’ta yok. Türkiye’nin en değerli kurumu Tüpraş 4.4 milyar dolara satıldı. Dört kat fark var. Onun için sosyal ağlarda Türkiye maalesef tüketici.  Onun için vizyonun değişmesi lazım. Bizim çok acil yerli sosyal ağ, bugün yine söylüyorum hep söyleyeceğim çünkü yerli sosyal ağ yerli otomobilden daha değerlidir, yerli arama motoru yerli otomobilden daha değerlidir. Bu projenin Türkiye gibi genç nüfusun çok fazla olduğu yerlerde acilen hayata geçmesi gerek. Bugün sosyal medyada soğuk savaş hala devam ediyor fakat biz şu anda soğuk savaşın Amerika tarafında yer alıyoruz. GENÇ ÖNCÜLER: Peki siz günde kaç saat sosyal medyayı kullanıyorsunuz? SAİD ERCAN: Şimdi benim işim olduğu için, yani ben bu işten geçiniyor, para kazanıyorum. İçinde olmam gerektiğinden dolayı günde bir 7-8 saatimi rahat alıyor ama bizim önerimiz şu yetişkinler için, özellikle oyun ve sosyal medya bağlamını da düşünürsek 2-3 saatten fazlasını geçirmelerini önermiyoruz. GENÇ ÖNCÜLER: Şu an Türkiye ortalaması 10 saate yakın. 3 saat mobil, 6 saat de masaüstü. SAİD ERCAN: Çok yüksek. Şimdi özellikle çocuklar ve gençler için, kas gelişiminin, fiziksel ve zihinsel gelişiminin olduğu yaşlar bu yaşlar. Onların burada çok daha az vakit geçirmeleri lazım. Bakıyorsunuz küçücük çocuklar gözlük takıyor, işte kas gelişimi çok sağlam olmamış, doğru düzgün yürüyemiyor.Yani çocukların yeniden sokağa, doğaya yeniden oyuna yönelmesi lazım. Ve şu çok önemli, bunu çok vurguluyorum, bir insan nasıl insan olma sanatını başka bir insandan öğrenir, robottan öğrenmez, ama artık yeni robotlar geliyor, oyuncaklar bile robot. Oynadığı oyunlar robot. Robotlardan insan olmasını öğrenemezsiniz. İnsan yok, muhatap yok karşısında, sosyal hayat bitmiş . Aile bile bitmiş. Bizim geleneğimizde ne vardır, akşam yemeği tüm aile oturur beraber yer, sohbet ederler. Şimdi o da kalktı. Şimdi onun için ölçü, denge çok önemli. Dengeyi kaçırmadan güzel bir şekilde kullanılırsa sosyal medya ciddi anlamda bir iletişim aracı. Eşyada aslında bir sorun yoktur, eşyanın kullanımında bir sorun vardır. Artık hayatımızda telefonu olmayan kalmadı, telefonla açıp birine küfürde edebilirsin, birine kardeşim sabah namazına kalk da diyebilirsin, kardeşim hadi gel sohbete de diyebilirsin. Aracı nasıl kullandığınız önemli. Sosyal medya çok sihirli bir platform, iyi kullanılırsa vezir eder ama kötü kullanılırsa rezil eder.  Bu yüzden daha dikkatli, daha özenli araştırarak ve bu işin arka planı nedir, bu platformu nasıl kullanabiliriz diye bakmamız lazım. Sosyal medya itibar yönetimidir. Yani siz çocuğunuzun bir videosunu koyduğunuzda sünnet olurken. O çocuk büyüdüğünde belki ondan utanarak hayatını yaşayacak. Bunun Avrupa’da bir çok örneği var. Onun için bir video indirirken , bir yazı paylaşırken duble checking dediğimiz iki kere düşünmek lazım. Sosyal medya ihmale gelecek, ıskalanacak bir şey değil. Bunları bilerek kullanmakta fayda var. GENÇ ÖNCÜLER: Peki Genç Öncüler okuyucusu gençlere özel tavsiyeleriniz var mı? SAİD ERCAN: Şimdi 140 karakterlik bir tweet atarsanız, mikro bir  content oluşturmuş olursunuz. Ya da bir fotoğraf koydunuz. İşte örneğin benimle çekilen bir fotoğrafınızı  aldınız  blogunuza koydunuz. İşte biz şunları şunları konuştuk, ben şu dersleri aldım, ben şu konuda katılıyorum, şu konuda katılmıyorum dediğinizde, makro bir content oluşturdunuz ve bunu Google’a sundunuz. Aslında fenomenliğe adımda attınız, içerik üreticisi oldunuz. Herkesin tükettiği bir yerde üretici olmak, çok kıymetli bir şeydir. Bir süre sonra sizin görüşleriniz yavaş yavaş paylaşılmaya başlanıyor.  Ben televizyona nasıl çıkıyorum?  Sosyal medya ve seçim yazıyorlar, Said Ercan’ın bir makalesi geliyor ve gel diyorlar. Bu sefer siz beni görüyorsunuz ve biz de çağıralım diyorsunuz. Bu iş böyle yürüyor. Mesele üretmek. Ancak üretebilirsek kazanabiliriz.
  • Said Ercan Kimdir?
Uluslararası Sosyal Medya Derneği Genel Başkanı.  Metin yazarı ve sosyal medya danışmanı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesi mezunudur. Vatandaş Gazeteciliği, interaktif sözlük ve sosyal medya araçları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Said Ercan  İstanbul Teknik Üniversitesi sürekli eğitim merkezinde eğitmenlik yapmış, konferanslar vermiştir. Yeni teknolojiler ve sosyal medya konularında makaleler yazmakta, haberler yapmaktadır. Sosyal Medya Haber Genel yayın yönetmenidir.    

  • 1