casino maxi

Sosyal Medya

Sosyal medya + Sanal alem = Müslümanlar! “Elinde bir silah ile karşıdan gelen bir insan görseniz herhalde ona karşı hüsnü-zan etmezsiniz. Ya da aman ne hali varsa görsün diyebilir misiniz? Diyelim ki ne hali varsa görsün dediniz ve geçip gittiniz. Peki ya hedef siz seniz, o zaman ne yaparsınız?“ Günümüzün beklide en büyük sorununu kaleme almak hiçte kolay olmadı, sosyal medyanın galebe çaldığı dünyada insanlar birbirleriyle sevgi bağı kurmaksızın kişileri, kurumları daha da özelde gazeteleri, dergileri, dizileri, programları, aktörleri, başrolleri örnek alarak hayatlarına yön verdikleri bir zaman diliminde yaşamaktayız. Sanal alemde mücahit olan gerçek hayatta namaz kılmaktan aciz bir toplum, bir nesil inşa edilmekte. Sorumsuz, bireyselleşmiş fertler ve aileler nereye gittiklerinin ya da hangi bataklıkta olduklarının farkında bile değiller, kim bilir belki de durumlarından memnunlar! Evet görüldüğü gibi sorun büyük ve çıkmaza doğru gitmekte! Sanmayın ki bu yazı meseleyi çözecek; bende ki sadece bir sesleniş, bir feryat, bir haykırış beklide kimilerine göre saçmalık… Benim derdim yarın mahşer gününde kötülüklere karşı ne yaptın? sorusuna cevap verebilmektir. Yoksa kurumları, kişileri eleştirmek değil maksadım; karınca misali büyük yangınları söndürmek için taşıdığım sadece minik bir su damlasıdır ve gelen sorulara yanıt olarak hiç yoktan safım bellidir diyebilmemdir. -Bakın kişilerin veya kurumların getirdiği haberlere karşı yüce Allah(c.c) biz inananları nasıl uyarıyor; “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haberle gelirse onu “etraflıca araştırın.” Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.”(Hucurat/6) -Şimdi gelin sosyal ve sanal olarak medyanın “Toplumları, Müslümanları ve özelde Genç Müslümanları” ne hale getirdiğini hep birlikte inceleyelim; "Medyanın “Toplumlar” üzerindeki etkileri" Modern hayatın çirkin tuzaklarından biri hatta en büyüğü olan “medya” insanların zihinlerine, evlerine, ceplerine, işlerine, kısacası hayatlarının her alanına hükmedip onları istediği gibi yöneten veyahut esir alan bir kurum olmuş durumda. İyi bir hayat sürmek için gece gündüz çalışan insanlar, hayatlarını medya ile güzelleştiğini veya daha da iyi hale geldiğini sanmaktadırlar. Televizyon kanallarının başından ayrılmayan, reklamları kaçırmayan, bir kanaldan başka bir kanala geçmeyi ne kadar da çok kanlımız var dercesine yüzleri gülen bu insanlar aslında olayların yansıtıldığı, sansürlendiği kadarını görmektedirler. Hiçbir insan izlediği bir diziyi, reklamı, programları vb. şeylerin perde arkasını araştırmak gibi bir şey düşünmezler. Düşündükleri şeyler; tatil, para, gelecek, ev, araba hatta ulaşamayacağı şeylerin hayalleri… Zamanlarını “ye, iç, yat” mantığıyla devam ettirip. Bedenleri tok, ruhları aç bir şekilde modern hayatın kölesi olmaya devam ederler ve herkes boyunlarındaki kölelik zincirlerini birer takı aleti sanırlar. Hal böyle olunca onları bu durumdan kurtarmak çok zordur. Evet aslında bakıldığında insanları bilgilendirmek güzel bir davranıştır. Fakat doğru ve sansürsüz bir bilgi ile bilgilendirmek şartıyla! Maalesef şuan ki medya da böyle bir şey mümkün değil, verdikleri haberler, izlettikleri reklamlar, dayattıkları diziler ve filimler vb. şeylerin hemen hepsinde yalan, dolan ve gereksiz bir bilgi kirliliği görülmektedir. Biraz düşünmeye aklımızı kullanmaya zaman ayırmamız gerekmez mi? "Medyanın “Müslümanlar” üzerindeki etkileri" İslam dini hız kesmeden büyüyen ve milyarların inandığı bir din olmuş durumda, hal böyle olunca bu dinin hem dostları, hem de düşmanları olacaktır. Bu düşmanlıkta bir somut düşmanlık bir de soyut düşmanlık baş göstermektedir ve bana göre, sanal alem ve sosyal medya en büyük soyut düşmanlardır ve unutmayalım ki, soyut düşmandan daha tehlikeli bir düşman yoktur! Yaptığı tek şey insanlara sürekli vesvese vermektir. Tıpkı Şeytan gibi! Yıllardır Müslümanlar; sosyal medyadan uzak kalmaya çalıştılar. Hamd olsun pek azı hariç bu sınavı geçtiler. Fakat 1990’dan sonra yavaş yavaş Müslümanlarda bu sosyal medyanın örümcek ağına takılmaktan kendilerini alı koyamadılar. Müslümanların kurduğu kanallarla medyanın örümcek ağı sinsice onları pasifleştirdi ve beraberinde taviz üstüne tavizleri getirdi ve yeni nesil bundan bir hayli etkilendi hatta etkilenmekle kalmayıp bu tarz yerlerde başrol aldılar! Daha da ilerisi medya patronları bizden hamd olsun demeye kadar ilerledi. Durum vahim, durum çıkmaza doğru gitmekte. Biraz düşünmeye aklımızı kullanmaya zaman ayırmamız gerekmez mi? "Medyanın “Genç Müslümanlar” üzerindeki etkileri" Aslında bakıldığında gençler “sosyal medya” üzerinden(dergiler, gazeteler, programlar, diziler) değil de daha çok “sanal alem” diye dillerde dolaşan online sitelerden(facebook, twitter) sanal bir hayat yaşamaktalar, tabi buna yaşamak denirse. O kafe benim bu kafe senin diye gezip duran maalesef bu ümmetin kayıp çocuklarıdır! Dünyanın gerçek yüzünü görmek istemeyip sanal alemde fink atan, devlet yıkıp devlet kuran, birbirlerini tekfir eden, dünyayı kurtarıp ta kendilerini kurtaramayan, “soyut genç Müslümanlarla” karşı karşıyayız. Tabi buna Müslümanlık denirse! Sanal alemdeki mücadele aşklarının %10’nunu gerçek hayata aktarsalar kim bilir beklide şuan ahlaklı, mücadeleci bir ümmet olacağız. Fakat kimse elini taşın altına koymak istemiyor. Hatta artık sanal alem üzerinden eylemler yapılırsa hiç şaşmam; çünkü farkında olmadan Allahın rahmeti üzerimizden gidiyor. Gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmedi mi? Şeyh Ahmed Yasin’in dediği gibi “ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum” sözünde ki gerçeklik bu olsa gerek. Sanal alemin Müslümanlar üzerindeki etkisi gerçekten bir hayli fazla biraz elimizi vicdanımıza koyup; “Neye, Neden, Niçin ve Ne kadar” zaman ayırdığımızı tekrar gözden geçirelim. Yoksa bu gidişle gelecek nesil için sadece kötü örneklikten başkası olamayız. Şehid Seyyid Kutub’un dediği gibi “öncü Kuran nesline doğru” adımlarımızı atmalıyız. Eğer adımlarımızı bu yolda atmazsak yarın mahşer gününde hesabımız pek çetin olacağa benziyor. -Bende bir genç Müslüman olarak bu bataklığının içinde yaşayan biriyim, belki bu sanal aleme az zaman ayıranlardanım. Fakat ben bu durumdan gerçekten şikayetçiyim. İstedim ki önce kendimi uyarıp sonra genç kardeşlerime bir şeyleri hatırlatıp beraber el ele verip bu kötü alışkanlıklarımızdan biran önce vazgeçip hayatımızı yüce kitabımız olan “Kur’an-ı Kerim” ile yaşayalım. Gelin hep birlikte “Öncü Kuran Neslini” yeniden harekete geçirelim. -Evet mesele uzun mesele çıkmaz sokakta, fakat ne yaptığını bilen imanlı nice az topluluk bu durumu, bu yangını, bu felaketi Allah(c.c)’ın yardımıyla yok edecektir. Yapmamız gereken “imanımızı, teslimiyetimizi, samimiyetimizi, mücadelemizi” biraz daha gerçek hayata göre yapmak. -Son olarak kızıl dereli bir kabilede yaşanan hikayeyi anlatıp yazımı bitirmek istiyorum; Kızıl derelilerin adeti olsa gerek her çadırın önüne bir köpek bağlarlarmış. Fakat o çadırların yani o köyün reisi olan kişinin çadırının önünde iki tane köpek bağlanmıştır. Bir gün Reis’in torunu şu soruyu sorar; dedecim diğer çadırların önünde birer köpek bağlıyken senin çadırının önünde neden iki tane köpek bağlı ve neden birinin rengi siyah, birinin rengi beyaz? diye sorar. Reis bu soru karşısında torununun başını sıvazlar ve başlar anlatmaya; bak çocuğum der, iki köpeği bağlamamın sebebi aslında bana iki ayrı şeyleri hatırlatmalarından kaynaklanıyor. Örneğin bu siyah köpek temsili olarak bana “kötülüğü” hatırlatır. Diğer beyaz köpek ise “iyiliği” der ve susar. Torunu yine soru sorar; peki dede der bunlar hep kavga ediyorlar bunun nedeni nedir? Dede cevap verir; bu ise onların iki zıt şeyleri temsil ettiklerinden kaynaklanıyor der. Torun peki dede gün boyu süren bu kavgayı hangisi kazanıyor? Dedenin cevabı mükemmeldir; hangisini beslersen! -Evet mesele bu olsa gerek bu imtihan dünyasında biz hangi tarafı besliyoruz? Rabbim sanal ve sosyal medyanın iyi yanlarıyla vakit geçiren, orada zamanlarını harcayanlardan değil de orayı araç olarak kullananlardan eylesin. Rabbim bizleri kötülüklere karşı mücadele eden ”öncü Kuran neslinden” olan kullardan eylesin. Rabbim bu çetin dünyanın tuzaklarından her birimizi korusun…

“Bizim için habercilikte esas olan; doğru bilgiyi ahlaki kriterlere uygun bir biçimde servis etmektir.”

Ropörtaj: Furkan Gençoğlu – Orhan Özer

Dijital Medya Nedir? Dijital Medya, yelpazesi geniş ve yeni bir kavram.. Mazisi çok eski sayılmaz. İnternetin doğuşuyla ortaya çıktı. İnternet 93’te Amerika’dan dünyaya yayıldı ve tarihteki en hızlı teknolojik devrimlerinden birini gerçekleştirdi. Medyayı da değiştirdi. Sonra internet medyası ile sosyal medya gelişti. Buna Dijital Medya denildi. Geleneksel TV yayıncılığını ve geleneksel gazeteciliği de içinde barındırınca Yeni Medya kavramı oluştu. Sizin dijitalle ilişkiniz nasıl başladı? Gazeteciliğe 2005 yılında başladım. 23 yaşındayken, çıraklıktan sektöre giriş yaptım. Gerçek Hayat dergisinde stajerlik, muhabirlik, kısmen editörlük gibi vasıfları, iyi gazetecilerin yanında hakkıyla yerine getirmeye çalıştım. Dergi, o dönemin popüler sitelerinden 8sutun.com sitesini satın aldı. Kısa bir süre orada editör olarak görev yaptım. Ardından da Haber7.com sitesine geçtim. 5 yıl kadar editörlük yaptım. Haber7’de çok sayıda özel habere imza attım. Röportajlar yaptım, yazılar yazdım. Bunun paralelinde Marmara FM’de iki sene radyo programcılığı yaptım. Daha sonra Yeni Şafak gazetesi dijital alanda bir yatırım yapmayı düşündüğünü ifade ederek beni davet etti. Çok önemliydi bu. 16 yaşındayken dağıtımını yaptığım gazete Yeni Şafak. Kabul ettim ve yaklaşık 4 yıldır burada görev yapıyorum. Türkiye’de internet haberciliği geçmişi 20 yıldır. Bunun son 10 yılı ciddi anlamda hareketlidir. Tüm bu süreçlere şahitlik ettiğimi söyleyebilirim. Geleneksel Medyanın yerini artık Dijital Medya alıyor. İnsanlar artık haberin kendisini okumuyor, başlığını okuyor. Siz yenisafak.com olarak kendinizi dijital yayıncılıkta nasıl konumlandırıyorsunuz? “Geleneksel Medya bitiyor” söylentileri yaklaşık beş yıldır var fakat böyle bir durum söz konusu değil. İnsanlar hala haberi gazetelerden okuyor. Patronlar da, reklamveren de, okur da bunun farkında. Biz de bunun farkındayız. Dikkat ederseniz bir kaç istisna dışında tüm haber siteleri geleneksel medya markaları ile büyümüşlerdir. Yani yenisafak.com kendi başına bir marka değildir. Yeni Şafak gazetesinin marka bilinirliliği ile ortaya çıkmıştır. Yeni Şafak gazetesinin anlık haber portalıdır. Evet, dijital medya yavaş yavaş geleneksel medyanın yerini alıyor. Geleneksel medya da zaten “ben matbu kalacağım” diye ısrar etmiyor. Kendisini yeniliyor, şekillendiriyor. Şekillendirmese bugün yenisafak.com’da 50’den fazla personel çalışmazdı. Yeni nesil yani gençler gazete okumuyor artık tespitleri de var.. Bu çok doğru tespit… Bir nesil değişikliği söz konusu. Yani gazeteyi kağıttan okuyan neslin yerine yeni gelen yeni nesil interneti tercih ediyor. İnternette, sosyal medyada daha kısa, sıkıştırılmış, hap gibi bilgilere itibar gösteriliyor. Videolar çok izleniyor. Bir kere gündem çok hızlı değişiyor. Sabah kalkıyorsun başka bir gelişme var. Akşam oluyor başka bir durum. Biz de bu sürecin bir parçasıyız, hem yönlendireni hem yönlendirileniyiz. Bu noktada önemli hazırlıklar yaptık. Video haberciliği anlamında, infografik haberciliği anlamında ciddi yatırımlar yaptık. Politik bir gazeteyiz. Anlık habercilik yapıyoruz ve aynı zamanda analiz haberciliği yapıyoruz. Gençlerle daha interaktif ilişkiler geliştirebileceğimiz projeler üzerinde çalışıyoruz. Gençlere yönelik haber siteleri planlıyoruz. Yeni Şafak gazetesi “geleneksel gazeteciliğe artık tamam deyip” tamamen dijitalleşmeyi düşünüyor mu? Bunu biz değil Yeni Şafak okuru belirler. Yeni Şafak okuru “Artık biz kağıttan gazete okumak istemiyoruz” derse ve Yeni Şafak gazetesi dijital medyada ciddi bir güce ulaşmışsa bu düşünülebilir. Fakat şu an böyle bir durum söz konusu değil. Çünkü bu gazete çok büyük bir marka. Anadolu’nun dört bir tarafında okuru var. Dijital anlamda Türkçe’nin dışında Arapça ve İngilizce yayınlar yapsa da, günlük milyonlarca kullanıcıya ulaşsa da hala matbuat ile ilişkisi çok güçlü. Sadece gazete anlamında değil dergi anlamında da kağıt ile ciddi bir bağımız var. 7 farklı dergi çıkartıyoruz. Gençlikten, haftalık habere, yaşam, edebiyat, tarih ve ekonomiye kadar birçok alanda yayınlar hazırlanıyor. Yeni dergi projeleri yolda. Bu yayınlar ve yeni yatırımlar, Albayrak Grubu’nun kâğıttan vazgeçmek gibi bir planı olmadığını da gösteriyor.
Biz Genç Öncüler olarak yaklaşık 13 yıldır dosya dergiciliği yapıyoruz. Yaklaşık bir aylık bir süremiz oluyor. Ve daha titiz bir içerik üretme süreci geçirmemize yardımcı oluyor bu süre. Fakat internet haberciliği çok hızlı yapılmak zorunda. Enformasyon akışı çok hızlı ve bilgiyi kontrol etmek oldukça güç. İnternet haberciliğinin zorlukları hakkında neler söyleyebilirsiniz? Dediğiniz gibi bu işte en zor şey bilgiyi teyit ettirmek. Çünkü çok hızlı habercilik yapıyoruz. Bu durum bundan 5 sene önce bu kadar zor değildi fakat bir anlamda bu kadar kolay da değildi. Sosyal Medya ile hem avantajlı hem dezavantajlı iki farklı durum var. Bazı yayıncılar, bir olay twitter’a düştüyse doğrudur gibi bir yanılgıya kapılıyorlar. Bilgiyi teyit ettirmektense bu haberi önce ben gireyim anlayışı ile bilgi, haber teyit ettirilmeden yayına sokuluyor ve çoğu zaman yanlış çıkabiliyor. Gezi olaylarında bu ülkenin önemli medya organları Avrasya Maratonu fotoğraflarını “binlerce kişi köprüden geçti” şeklinde geçti. Bunlar hep twitter yanılgılarıydı, yani teyit edilmemiş sosyal medya bilgisiydi. Burada kilit durum bilgiyi teyit ettirmek. Öyle ki bazen teyit ettirdiğin bilgi dahi yanlış çıkabiliyor. İnternet haberciliği bu anlamda bir risk fakat bu riski alamazsan bu işi yapamazsın. Neyse ki düzeltme şansın da var, gazete gibi değil. Gazetede baskıya gitti mi iş bitmiştir… Gelmeden önce biraz incelediğimizde Yeni Şafak Facebook sayfasının yaklaşık 10 milyon beğenisi, Twitter hesabınında yaklaşık 500 bin takipçisi olduğunu gördük. 125 bin tirajı olan bir gazete için gerçekten muazzam rakamlar bunlar. Bu başarıya kısa bir süre içerisinde nasıl ulaştınız? Süreçten biraz bahsedebilir misiniz? Facebook hikayemiz şu; 2012 yılının sonlarında Yeni Şafak’ın dijital ayağı ile ilgili planlamalar yaparken belli araştırmalar yaptık. Sosyal medyanın bizim için çok ciddi bir güç ve araç olduğunu anladık. Türkiye’de yaklaşık 35 milyon Facebook kullanıcısı var. Dünyada nüfusuna oranla en fazla Facebook kullancısı olan ülke Türkiye. Diğer yandan da Türkiye’de yaklaşık 12 milyondan fazla Twitter kullanıcısı var. Bot hesaplar çıkarıldığında rakamlar yarı yarıya düşüyor. Fakat Facebook öyle değil. Daha taşra, daha yerel bir niteliği de var. Haberin ulaşılabilir kitlesi çok geniş. 2012’de Facebook hesabımızın yaklaşık 4 bin takipçisi varken çalışma başlattık. Facebook ile görüştük, hedef kitle analizlerimizi yaptık, kimlerin neler yaptığını inceledik. ABD seçimleri, İsrail’in Gazze bombardımanı Gezi olayları, Mısır darbesi gibi önemli gündemlere aktif yayıncılık yaptık. Bu sayede çok hızlı büyüdük. 17-25 Aralık sürecinde bir duruş gösterdik. Seçim süreçlerini çok iyi değerlendirdik. Seçimlere yönelik yazılımsal yatırımlar yaptık, dört dilde yayınlar sunduk. Yeni Şafak seçim sayfası bir seçim kütüphanesine dönüştü. Tüm bu süreçler sosyal medyayı ayrı birer yayın organları olarak kullandık. Facebook sayfamız şimdi global bir hesap. İngilizce ve Arapça sayfalarımızı açtık. Arapça’da çok hızlı büyüdük takipçisi 4 milyonu aştı. 1.5 milyondan fazla da İngilizce sayfamızın takipçisi var. Geri kalan 4.5 milyon takipçi ise Türk kullanıcılar. Twitter’da ise 500 binin üzerinde takipçimiz var. Rakiplerimize bakıyorum 1 milyon olan var, 2.5 milyon olan var. Fakat incelediğimizde aynı aktivitasyonu alıyoruz. RT sayılarımız hemen hemen aynı olur. Bu da takipçilerimizin aktif ve gerçekliğini ortaya koyuyor. Türkiye’de faaliyette bulunan bazı internet siteleri var. Bu siteler Soros’un Açık Toplum Vakıfları gibi kuruluşlarından fonlanıyorlar ve bunları şeffaf bir biçimde deklare etmekten çekinmiyorlar. Türkiye’de ciddi anlamda operasyonel habercilik faaliyetlerinde bulunuyorlar. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Cumhurbaşkanı Erdoğan, son bir kaç yıldır ‘millilik’ ve ‘yerlilik’ kelimelerini çok kullanıyor. Bizim Cumhuriyetin kuruluşundan beri fazlaca uzak tutulduğumuz iki kelimedir. Toplum milli ve yerlidir, yani dokularımız böyledir. Menderes ile başlayan ve Erbakan Hoca ile devam edip bugünlere ulaşan bir serüvenimiz var. Örneğin Erbakan hoca, Konya’dan kalkmış vekil olmuş ve millilik üzerine bir kurgu yapmış. Türkiye’de yerlilik ve millilik üzerine bir sanayi devrimi başlatan bir ekol olmuş. AK Parti iktidarında da millilik ve yerlilik üzerine atılımlar yapıldı. Atak helikopterleri, Altay tankları, İHA’lar, uydular, otomobil hikayemiz, traktör üretimimiz, sağlıkta kendi aşımızı üretiyoruz vs. Bunlar hep yerlilik ve millilik politikasının sonuçları. Şu an bir kırılmanın eşiğindeyiz aslında, toplum ve devlet olarak. Biz sömürülen bir devlet olmadık. Fakat bu ülkeyi, potansiyelini engelleyerek sömürdüler. Artık bunları kırmanın eşiğindeyiz. Böyle bir ülkede bu tip medya merkezlerinin olması da çok normal. Çünkü bunları fonlayan merkezler daha farklı ülkelerde darbeler yaptılar. Turuncu devrim dediler, kadife darbe dediler. Bu siteler gazetecilik yapıyorlar fakat tık sayıları, reklam potansiyeller ortada. Orada yazı yazanların “piyasa değerleri” de ortada. Örneğin Sputnik diye bir site var. Rusyanın resmi sitesi. Her türlü faaliyeti bu ülkede gösteriyorlar ve burada Türkiyeli gazetecilerle çalışıyorlar. Parayla oluyor bu işler. Sputnik daha iyi imkanlar sağlıyor. Basın özgürlüğü kisvesi altında sana her türlü karalama kampanyası yapma hakkı tanıyor. Yerli ve milli yayıncılık yapan medyalar, gazetecileri ise bu asla söz konusu olmaz. Aç kalır, maaşını alamaz ama fonlanmaz da. O tarz sitelerin fonlandığı ortada, neden fonlandığı da ortada. Yayın politikaları neden fonlandıklarını da gayet güzel açıklıyor. Bazı internet siteleri +18 galeriler ile tık peşinde koştururken bazı internet siteleri de haber ile ilgisiz flaş başlıklar atarak kullanıcıya ulaşmaya çalışıyor. Yeni Şafak’ın bu durumlara karşı tavrı nedir? Biz tamamen ahlaki değerler üzerinden hareket ediyoruz. Haberciliğimizi hiçbir zaman beden teşhirciliği üzerinden kurgulamadık. Yaparsak zaten okurumuz bizi kabul etmez. Bu tip bir habercilikle daha fazla okunma gibi bir amaç gütmüyoruz zaten. Fotoğraf arası habercilik yapmıyoruz. Haberi tüm gerçekliğiyle gireriz, detayını okurlarımız okur ve değerlendirmelerini yapar. Haberle ilgisiz başlık atmam, attırmam. Yeni Şafak’ın genç takipçilerine ne demek istersiniz? Bu gazetenin yaşamın her alanı ile ilgili çok kıymetli içerikler üreten değerli köşe yazarları kadrosu var. Onları takip etmeye çalışsınlar. Bir takım dosyalar analizler hazırlıyoruz. Arşiv taraması yapsınlar, sadece bizden değil her kaynaktan yararlansınlar. Türkiye’nin yakın tarihini iyi okumaya çalışsınlar. 28 Şubat gibi ağır bir süreç geçirdik. Bu süreci iyi tahlil etsinler ve bugünlerle karşılaştırsınlar. Medya kurumlarının kritik dönemlerde nerede durduklarını, nasıl tavır aldıklarını gözlemlesinler. Gençler okuyorlar, araştırıyorlar, analiz ediyorlar. Bir karar verecekler. Bizim internet sayfamızda çalışan 50 personelin yaş ortalaması 24 yani hepsi genç arkadaşlar. Geleceğimiz bu arkadaşlar. Doktor olsalar da, mühendis olsalar da, öğretmen olsalar da yani hangi mesleği icra ederlerse etsinler medyayı mutlaka iyi bilsinler. Çünkü medya çok güçlü bir belirleyici.. Medyayı iyi bilirlerse kendi alanlarında da daha başarılı olurlar.

Sosyal medya çatısı altında toplanmış birkaç kelimeden ibaret hayatlarımız artık… O kadar esiri olmuşuz ki o iki kelimenin, koca hayatlarımızı iki tanecik kelimeye sığdırmışız. Sığdırmışız da daha da kötüsü var; bunun farkında bile değiliz…  Hayatımızdan ne yaparsak yapalım geri alamayacağımız o kadar çok zamanımızı çalıyor ki…  Hayatımızı zamanımızı çala çala sosyal adı altında ne kadar da asosyalleştiriyor bizi bu masum iki kelime…  Farkında olmadan hayatımızın tek amacı, attığımız her adımı yediğimizi içtiğimizi giydiğimizi aldığımızı yaptığımızı insanlara gösterip beğenilme arzusu olmuş. Peki hiç bu dünyaya gönderiliş amacımızı düşündük mü? Adem  ile Havva’dan bu yana dünya üzerine gelen bütün insanların ortak amacı neydi? Kendini insanlara beğendirmek mi? Yediğini içtiğini giydiğini paylaşıp egosunu tatmin etmek mi? Hiç bu pencereden baktık mı olaya? Müslüman hayata dar pencereden bakamaz. Müslüman basit düşünemez. Bugün sen yediğin yemeği giydiğin kıyafeti sosyal medyada paylaşıyorsan ve onu alamayan birinin içine dert oluyorsa bu, ya da gittiğin pahalı pahalı mekanları paylaşıyor ve oralara gidemeyen bir kardeşinin kötü hissetmesine sebep oluyorsa bu yazık sana kardeşim!  Çağımızın en büyük sorunu haline gelmiş ve gençleri yozlaştıran, farkında olmadan dinimizden dilimizden kültürlerimizden değerlerimizden yavaş yavaş bir şeyler çalan bu iki kelime karşısında döneminin Bilal-i Habeşi’si gibi, Sümeyye’si gibi olacaksın. O dönemin imtihanı putperestlikse, firavunsa, cahiliyeyse teknolojide çığır aşılmış bu dönemin imtihanıysa internettir, sosyal medyadır…. Sadece zaman farklı, mekan farklı, kişiler farklı, imtihanın adı farklı ama imtihan aynı imtihan. Ve  o zamanlarda putlara tapanlar ne kadar çok olsa da putları yıkan bir İbrahim vardı. Biz de bu dönemin İbrahim’i olabilecek miyiz? Tüm mesele burada başlıyor işte. Onlar putların esiriydi ve şüphesiz ki kaybedenlerden oldular. Biz de sosyal medyanın esiri haline gelip kaybedenlerden neden olalım? Boşver bilmesinler kiminlesin ne yapıyorsun neredesin ne yiyip içiyorsun.  Birisi çıkıp bizim özel hayatımızı ayan beyan herkese ifşa etse bu bir cinayet sebebi bile olabilirken kendimiz kendi özel hayatımızı o kadar rahat sosyal medyada paylaşıp gözler önüne seriyoruz ki… Kendimizle çelişiyoruz farkında bile değiliz. Yozlaşıyoruz, kültürümüzü, bizi biz yapan değerlerimizi kaybediyoruz. Ona buna özenmekten onun bunun gibi oluyoruz. Kendimiz olmayı da unuttuk artık başkası gibi olmaya çalışıyoruz. Batının ve İslam karşıtı fikirlerin İslamiyeti ortadan kaldırmak için değerlerimizi inançlarımızı dinimizi yok etmek için bize oynadığı bu oyuna gelmeyelim. Biz sosyal medyanın esiri olmayalım bırakalım o bizim esirimiz olsun. O bizi istediği gibi kullanmasın biz onu istediğimiz gibi kullanmayı becerebilelim.  Televizyon karşısında, bilgisayar karşısında, telefon karşısında boş anlamsız zaman geçirip değerlerimizden, benliğimizden, kişiliğimizden, dinimizden, dilimizden soyutlanmayalım.   Ne diyordu şair;  ‘’Düşünün bakalım; televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihad etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır? ‘’   Enfal DEMİRTAŞ Uludağ Üniversitesi

Kanadalı İletişim Bilimci Marshall McLuhan ‘’Araç Mesajdır’’ ilkesini ortaya koymuştu. Bu slogan ne manaya geliyor ? Esas itibariyle şu anlama geliyor: Sosyal Medya ve İnternet dünyayı algılayış tarzımızda köklü bir değişikliğe sebep oldu. Dünyanın öbür ucunda olan gelişmeleri duymamızı, görmemizi ve oraya canlı bağlantı kurmamızı sağlayarak, duyu organlarımızın ulaşabildiği alanları genişletti. Eskiden gazete sutunlarından, yazılı olarak enformasyona ulaşırken artık internet ortamında video izleyerek aynı enformasyonu görebiliyoruz, programlar vasıtasıyla dünyanın önür ucuyla interaktif bir iletişim kurabiliyoruz. Böylelikle enformasyonun bize geliş biçimi mesajın kendisi haline geliyor.

Türkiye’de toplumsal yaşamda sosyal medya artık en büyük interaktif iletişim mecrası haline gelmiş durumdadır. Etrafımızda sosyal medya kullanmayan insan yok denecek kadar azdır. İnsanlar sosyal medya yoluyla fikirlerini beyan ediyor, sevdikleri müzikleri paylaşıyor, sevdikleri filmler hakkında yorum yapıyor, çektikleri resimleri paylaşıyor, bakanlara, milletvekillerine, idarecilere ulaşabiliyor ve daha bir çok işini sosyal medya üzerinden gerçekleştirebiliyor.

Sosyal Medya kullanıcı içeriğinin TA kendisidir. Geleneksel yazılı ve görsel medyada içeriği sunanlar eğitim almış profesyonellerken, sosyal medyada genel olarak profesyonel olmayan geniş kitleler içeriği oluşturur. Görsel ve yazılı medyadan en büyük farkı haber kaynağının kurumlardan, bireylere kaymasıdır. Kısacası Sosyal Medya kullanıcı içeriğinin yayıldığı, yayınlandığı, paylaşıldığı her türlü platformun genel adıdır.

Sosyal Medya kullanımı her geçen gün artmaktadır. Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) araştırmasına göre Facebook ağının toplam 1 milyar 150 milyon kayıtlı kullanıcısı var. 2013 yılında mobil cihazlardan 4.2 milyon insan sosyal ağlara giriş yapmış. İnstagram’da yer alan fotoğraflara her saniye 8000 beğeni yapılmış. RT alan tweetlerin %28’i please retweet (lütfen retweet) cümlesini içeriyor. Facebook günde 665 milyon kullanıcı sayısına ulaşmış. Twitter ‘a günde 400 milyon tweet atılmış.

Sosyal Medya dünyasında içeriği üreten biziz. İçeriği düzenleyip paylaşan editör biziz. Son merci olan genel yayın yönetmeni biziz. Sosyal ağlar aracılığıyla dağıtımını yapan biziz. Kimse bize sansür uygulayamıyor. Kimse bize onu yazma, bunu yaz, şu olmamış şöyle yap diyemiyor. Acaba sınırsız özgürlük alanımıdır bu sosyal medya ? Sosyal Medya’da inandığımız ilkelerin, yaratıcının emirlerinin hükmü kalkıyor mu ? Sosyal Medya dünyasında Kur’an inanan insanlara ne kadar yol gösteriyor ?

Sosyal Medya dünyasında dehşet bir enformasyon akışı ile karşı karşıya kalıyoruz. Anlık sevinçlerle, anlık üzüntülerle, anlık kızgınlıklarla, anlık kahkahalarla karşı karşıya kalıyoruz. Ani tepkiler veriyoruz ondan sonra verdiğimiz bu tepkiler dolayı pişmanlıklar duyuyoruz. Kur’an bir hayat tarzıdır ve iletişim ile kişilerarası iletişim ile ilgili konuda da belirli ilkeler koymuştur. Eğer Kur’an ilkelerine ve emirlerine riayet edersek toplumsal yaşamın dijital boyutu olan sosyal medya’da arkadaşlarımıza mahcup olmayız ve fitneye, fesada alet olmamış oluruz. İnsanlara zarar getirecek işlerin içine girmemiş oluruz.

Alay Edebilirmiyiz ?

—49/11 –

—Ey iman edenler!

—Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin.

—Ne mâlum? Belki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır.

—Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler.

—Belki de alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır.

—Birbirinizi, (Daha Doğrusu Kendilerinizi) Karalamayın.

—Birbirinize Kötü Lakaplar Takmayın.

—İman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması, fâsık damgası yemesi ne fena bir şeydir!

—Kim tövbe etmezse işte onlar tam zalim kimselerdir.

Başkalarının gizli hallerini araştırabilirmiyiz ?

Bu durum ülkemizin içinde bulunduğu gündem ile çok ilintilidir. Ses kayıt dinlemeleri, gizli çekilmiş video kayıtları, insanların evlerinin içlerinin izlenmesi, insanların yatak odalarına girilmesi gibi bir çok ahlaksızlıkla karşı karşıyayız. Bir kere şunu sormak elzemdir. Bir Müslüman bir insanı yasa dışı olarak gizli kapaklı bir şekilde dinleyebilir mi ? Bunu her türlü ortamda paylaşabilir mi ? Bir Müslüman bir insanın özel hayatını kameraya alabilir mi ? Bu kameraya alınmış görüntüleri izleyebilir mi ? Bu görüntüleri paylaşabilir mi ? Örneğin Deniz Baykal’ın, Cübbeli Ahmet hoca’nın, Mhp’li vekillerin olduğu iddaa edilen görüntüleri izlemek veya paylaşmak doğrumuydu ? Dindar bir haber sitesi profili olan Habervaktim.com eliyle Deniz Baykalın görüntülerinin servis edilmesi Müslümanlar için büyük bir zillet değilmiydi ? Siyasal, sosyal, iktisadi her türlü alanda temel ilkeleri belirlemiş olan kitabımız Kur’an bu konuda ne söylemiş gelin bakalım, cevapları bulalım.

—Ey iman edenler! zandan çok sakının. Çünkü zanların bir kısmı günahtır.

—Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın.

—Kiminiz kiminizi gıybet etmesin.

—Hiç sizden biriniz ölmüş kardeşinin cesedini dişlemekten hoşlanır mı?

—İşte bundan hemen tiksindiniz!

—Öyleyse Allah’ın azabından korkun da bu çirkin işten kendinizi koruyun.

—Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur). Hucurat/12

Tecessüs Haramdır.

—Tecessüs, insanların gizli hallerini araştırmak, keza onların gıybetini yapmak da bu âyetle şiddetle yasaklanmıştır. Gizli halleri araştırmak fertlere olduğu gibi devlet yetkililerine de haramdır. “İdareci, halkın mahrem ve gizli hallerini araştırırsa onların ahlâkını ve düzenlerini bozar.” (hadis-i şerif).

Uydurulmuş Haberle Konuşabilir miyiz ?

Sosyal Medya ağlarında bir çok haber ile muhatap oluyoruz. Bazı haberler doğru, bazı haberler yanlış çıkabiliyor. Hiç denetime muhatap olmayan bu ağlarda yalan, fitne ve fesadın yayılma olasılığı oldukça yüksek. Özellikle sevmediğimiz, hoşlanmadığımız kesimler ve kişiler hakkında yapılan haberlere direk olarak atlıyoruz ve paylaşabiliyoruz. İki gün sonra haberin yalan olduğu ortaya çıkınca yüzlerce kişinin önünde mahcup oluyoruz. İnandığımız ilkeler bu konuda ne diyor bakalım.

—49/6. Ey iman edenler! Eğer bir fâsık-GÜNAHKAR-SORUMSUZUN biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.

Önümüze çıkan her türlü haberi yaymak bizi fitnenin, fesadın dağıtıcısı haline getirebilir. İnsanları, toplulukları, kurumları birbirine düşürebiliriz. İnsanların birbirlerine karşı kin ve nefret biriktirmelerine sebep olabiliriz. Öyle kritik anlar olur ve öyle haberler alırız ki eğer araştırmazsak, olduğu gibi yayarsak insanların ölümlerine, yaralanmalarına dahi sebep olabiliriz.

Sorumluluk sahibi bir Müslüman yazıp yayınlayacağı haberleri ve bilgilerin kaynağını iyice araştırır. Enformasyon akışının içine kendini kaptırmaz, kendisini ve çevresini denetleyici görevi görür. Her önümüze gelen haberi nakletmek Allah’ın emirlerine ve peygamber efendimizin uygulamalarına karşı bir tutum sergilemektir. Sevmediğimiz insanlarla ilgilide mevzularda olsa, tutumumuz vahyin temel ilkelerine göre şekillenmelidir.

www.twitter.com/hayatafurkanca

  • 1