İslam Coğrafyası-Cezayir

‘‘Savaş devam ediyor. Ve daha, sömürgeciliğin, halkımızın sinesinde açtığı onulmaz yaralarını iyileştirmeye çalışacağımız uzun yıllar var önümüzde… İnsanların gerçekten özgürleşmelerine engel olmaya çalışan emperyalizm her yerde, beyinlerimizden ve topraklarımızdan atmak zorunda olduğumuz hastalık mikroplarını saçmaktadır… Sömürgecilik, sistemli olarak kendi dışındakileri yadsıdığı, reddettiği için yanılgı içine düşürülen insanı sürekli olarak kendi kendisine ben gerçekte kimim sorusunu sormaya zorlar… Avrupa’nın refah ve ilerlemesi zencilerin, Arapların, Hintlilerin ve sarı ırkların ölü vücutları ve akıttıkları ter üzerine inşa edilmiştir. Bunu artık görmezden gelmeye niyetimiz yok… Haydi arkadaşlar! Yolumuzu değiştirmenin zamanıdır. İçine gömüldüğümüz bu karanlığı yırtıp çıkmamız gerekiyor. Düşlerimizi, batıl inançlarımızı ve gençlikteki kan bağına dayalı yakınlıklarımızı terk etmek zorundayız. Karşılaştığı yerde, dünyanın dört bir yanında bulunduğu yerde öldürdüğü insanları anlata anlata bitiremeyen şu Avrupa’nın kuyruğunu bırakalım.’’

Frantz Fanon

CEZAYİR

Cezayir alan bakımından  Akdeniz'in en büyük, Afrika kıtasının ise Sudan'dan sonra ikinci büyük ülkesidir. Doğusunda Tunus ve Libya, güney­doğusunda Nijer, güneybatısında Mali ve Moritanya, kuzeybatısında Fas yer alır. Batı Sahra ile batıda dar bir sınırı vardır. Az sayıda doğal limanı olan Cezayir'in Akdeniz kıyıla­rındaki toprakları verimlidir. Hemen bu top­rakların arkasında Atlas Dağları'nın bir kolu olan Tel Atlasları uzanır. Daha iç bölgelerde ise, göller ve bataklıklarla birbirinden ayrılan yüksek ovalar bulunur. Güneye doğru gittik­çe Atlas Dağları'nın bir başka kolu olan Sahra Atlasları, Sahra Çölü'nün kuzey sınırını çizer. Cezayir topraklarının üçte ikisini Sahra Çölü kaplar. Güneydeki bu geniş çorak bölge, 1956'da büyük petrol yatakları bulununcaya kadar boş ve değersizdi. Gelişen petrol ve doğal gaz sanayisi Sahra'yla birlikte tüm ülkeyi büyük ölçüde değiştirdi.

İslam Öncesi Dönem

M.Ö. 1000 yıllarında Suriye sahillerinden gelen Fenikeli tüccarlar Cezayir’in Akdeniz kıyılarına yerleştiler ve burada Kartaca şehrini kurdular. Sonraları Kartaca’yı ele geçiren Romalılar m.ö. 40 yılına doğru buradaki hakimiyetlerini güçlendirdiler. Bu dönemde kıyı bölgelerinde ‘romanizasyon’ adıyla bilinen yoğun bir sömürgecilik ve zulüm siyaseti Cezayir’in iç kesimleri bu yönetimden daha uzak kaldı ve kendilerini ‘emaziğ’(hür insan) olarak tanıtan halka sonraları ‘berber’ adı verildi. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra topraklara Vandallar ve Bizanslar egemen oldu.

İslamiyetin Girişi ve Osmanlı Dönemi

7. yy.da müslüman Arapların gelişiyle halk İslamiyetten haberdar oldu. Cezayir toprakları Abdullah b. Sa’d b. Ebu Serh ile Abdullah b. Zubeyr’in emrindeki Mağribi fethetmeye gelen Müslüman Araplar tarafından fethedilmiştir. Halkı İslamiyeti kabul etmiş, İslam devletinin hâkim olduğu zamanlarda İslamiyet´in sayesinde ilerlemiş, benimsedikleri İslam kültür, medeniyet ve adetlerini ve Arapça lisanını günümüze kadar muhafaza etmişlerdir.

Ege ve Akdeniz’de korsanlık faaliyetleri yapan İspanyollara karşı mücadeleye girişen Oruç ve Hızır(Barbaros Hayreddin Paşa) reislerin Yavuz Sultan Selim’in himayesine girmesiyle Osmanlı bu topraklara ilk adımını atmış oldu. Kanuni Sultan Süleyman Barbaros Hayreddin Paşa’yı Osmanlı donanmasının başına getirince Cezayir doğrudan doğruya bir Osmanlı beylerbeyliği haline geldi. 1830’a kadar süren Osmanlı-Türk hakimiyeti idari bakımdan beylerbeyiler devri, paşalar devri, ağalar devri ve dayılar devri olmak üzere dört ana dönemden oluşuyordu.

Fransız İşgali

1830 senesinde Fransızlar, çok büyük deniz ve kara kuvvetleri ile uzun savaşlardan sonra ülkeyi ele geçirdiler. Bir sömürge idaresi kuran Fransızları halk hiçbir zaman kabul etmedi, devamlı ayaklanma teşebbüsleri içerisinde bulundu. Fransa İkinci Dünya Savaşında (1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezayirliler gösterdikleri fedakârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sahip olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı. 1789 Fransız İhtilali ile her türlü hürriyetlerin yayıldığı ülke olduğu yıllarca söylenen Fransa, Cezayir’deki insanlara bu hürriyeti tanımıyordu. 1948’de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu ilan etti. Dış dünyaya karşı yapılan bu ilana rağmen burayı bir sömürge olarak idare etmeye çalışmışlar ve asla Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır. Cezayir halkına karşı yapılan sömürgeleştirme faaliyetlerini garanti altına almak için halkın alışkanlıklarını ve anlayışlarını değiştirme yoluna gitmiştir. Örneğin sosyal hayatta kadının görünümü ve rolüne dair alışılmış algıyı ters yüz etmeye çalışmışlardır.

1950 senesinden sonra Fransa’ya karşı mücadelede teşkilatlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silahlı mücadele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücadele 1962’de Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını ilan etmesiyle neticelendi.

Fransa’nın itirazlarına rağmen 10 devlet tarafından bağımsızlığını ilan etmesinin hemen ardından tanınan Cezayir, 1963 senesinde ilk anayasasını halkoyu ile kabul etmiştir. Bu anayasaya göre beş yıl için halk tarafından seçilen meclis yine beş yıl için Cumhurbaşkanını seçiyordu. Yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından meydana gelmektedir. Bu ilk anayasa mucibince seçilen ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella 16 Haziran 1965’te Albay Bumedyen tarafından bir darbe ile devrildi.

Kurulan ihtilal konseyi tarafından 1978’e kadar idare edilen ülke aynı sene kabul edilen yeni bir anayasa ile idare edilmeye başlanmıştır. 7 Şubat 1979’da Şadli bin Cedid devlet başkanı oldu. 1989’da Sosyalizme ilişkin bütün ifadelerden temizlenen, siyasal çoğunluk ilkesini kabul eden ve grev hakkı tanıyan yeni anayasa halk oylamasıyla kabul edildi. 26 Aralık 1991’de yapılan seçimlerin ilk turunda oyların %85 ini alan İslami Selamet Cephesi 288 milletvekili kazandı. Bunun üzerine seçimler iptal edildi.

16 Ocak 1992’de sürgünden dönen Budiyaf, Yüksek Devlet Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı oldu. 9 Şubat 1992’de 12 ay süreli sıkıyönetim ilan edildi. 4 Mart 1992’de İslami Selamet Cephesi yasa dışı ilan edildi. Siyasi faaliyetleri yasaklayan ve birçok kişiyi idam ettiren Budiyaf 29 Haziran 1992’de bir suikast neticesinde öldürüldü.

 

Kaynakça:

Frantz Fanon, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın Anatomisi. (Çev. K. Çileçöp), Pınar Yayınları, 1983, İstanbul.

TDV İslam Ansiklopedisi, Cezayir, 7/483-495

Frantz Fanon, Yeryüzünün Lanetlileri.(Çev. B.Doktor), Burhan Yayınları, 1984, İstanbul.

Mémoires d'un combattant, l'esprit d'indépendance, 1942-1952 (Mémoires), Messinger, Paris, 1983.

Robert Merle, Ahmed Ben Bella, Edició de Materials, 1965, p.59.

Altınoluk Dergisi, 1992-Ağustos, Sayı: 78, Sayfa: 40.

Bekir Dilekçi, Dünya Bülteni, Tarih Servisi (10.04.2011) http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=134524.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, OSMANLı YÖNETİMi DöNEMiNDE TUNUS VE CEZAYİR'İN EGİTİM VE KüLTÜR TARİHiNE GENEL BİR BAKıŞ, Prof. Dr. Sabri HİzMETLİ, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/776/9921.pdf, (10.04.2011).