casino maxi

Herkesin Bir Geçmiş’i Vardır

Sinema Eki 19, 2014 0 Yorum

Uzun zamandır methini duyduğumuz ‘Geçmiş’ filmi, nihayet seyircisiyle buluştu. Yönetmen koltuğunda 1972 doğumlu İranlı Asghar Ferhâdi’yi, daha önce ‘Elly Hakkında’ ve ‘Bir Ayrılık’ filmlerinin koltuğunda görmüştük.

İnsan ilişkilerine dair hikâyeleriyle tanıdığımız Asghar Ferhâdi, kamerasını bu sefer uzun süredir ayrı yaşayan ve boşanmaları için birkaç belgeye atılacak imzadan başka bir şeyi kalmayan bir çifte çeviriyor. 4 yıllık ayrılıktan sonra, eski karısının boşanmak için çağırması üzerine Ahmad, Tahran’dan Paris’e geri döner. Ahmad, ilkin kısa süreli olarak planlanan bu ziyaret esnasında, eski eşi Marie’nin kendinden önceki eşinden olan kızı Lucie’yle olan sancılı ilişkisinin farkına varır. Bu durumu, kızıyla konuşarak düzeltme çabasına girişir.

Yönetmen aile içi iletişimsizlik, suçluluk, parçalanmış gibi temaları, kendine has üslubu ile beyazperdeye yansıtıyor. Bize beyazperdede görmeye alışık olduğumuz kahramanlar ya da anti kahramanları değil, sıradan insanların kendi hayatlarındaki ‘kahramanlıkları’ gösteriyor, Ferhadi. Görselliğin ihtişamıyla kotarılan büyük hikâyeler yerine, hayatın doğal akışını seyreden küçük ayrıntılara odaklıyor seyircisini.

Filmdeki olgulara dağınık mekânlar, duvarların boyanması, eskiyi kapatma telaşı, eşyaların üzerindeki naylonlar, tıkalı lavabolar, eski pencere pervazları, tıklım tıklım depo, kalabalık dekor, olay akışıyla birlikte bakılınca, muhteşem bir uyumun gayet açık biçimde fark ediliyor. Filmde teknik unsurların hiçbirine çok fazla yüklenmiyor, kusursuz olamayacakları kaygısından mıdır bilinmez, her birini kararında kullanıyor. Yönetmenin argümanları dozajında kullanımı ortaya gayet sade ve samimi bir filmin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Şiddete fazlasıyla eğimli Marie, filmin en karmaşık karakter. Herkesi bir nebze anlamak mümkün ama Marie adeta bir sır küpü. Bazen gayet akılcı, bazen de duygusal bir tavra bürünüyor. Bağırıp çağırmasından sonra hemen yumuşayabiliyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Tüm bunlara rağmen içinde büyük fırtınaların olduğunu filmin başından sonuna kadar fark ediyoruz. Marie rolünde gördüğümüz Bérénice Bejo, filmin başından sonuna başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Başarısını Cannes’da ‘En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ ile taçlandırdığını da hatırlatmakta yarar var.

Ahmad ise sınırları fazlasıyla net bir karakter. Boşanma işlemlerine geliyor, tamamıyla ona odaklanıp ayrılmak istiyor Fransa’dan. Ne eski defterleri açmaya gücü kalmış, ne de açmasına neden olacak bir sevgi barındırıyor içinde. Eski kızı Lucie ile annesi arasındaki sorunları ufak bir dokunuşla halledebileceğini düşünürken birden olayların içinde buluveriyor kendisini.

Samir, başta itici bir karakter olarak geliyor. Karısı komada ama kendisi başka bir kadınla beraber yaşıyor. Sonunda yine komadaki eşine dönüşü ile seyircide masumane bir etki bırakıyor. Ferhadi, filmdeki karakterlere gayet nesnel yaklaşmış ve onların iyi mi, kötü mü olduğunu belirlememiş, topu burada seyirciye atmış.

Birçok filmde, duygu yoğunluğu yaratmak adına, müzik kullanımı abartılır ama Farhadi, filminde son sahne hariç hiçbir yerde müzik kullanmadan, seyirciyi teknik argümnlara gerek duymadan,  duygulu bir atmosfere taşıyor. Filmin içinde sık sık yaşanan bunalım ve gerilimleri müzik kullanmadan yapmak, büyük başarı. Tek başına bu tercih bile, senaryonun gücünü, olayların doğal akışını ve karakterlerin derinliğini ortaya koyuyor. Her karakter zengin katmanlardan oluşturulmuş. Bu da filmin yalnızca başrollerin değil, tüm karakterlerin üzerine eşit biçimde kurulmasını sağlamış. Çok karmaşık ilişkiler ağını basit bir şemaya oturtarak derdini anlatıyor Ferhadi. Bu yönüyle bize ‘basit’in zorluğunu da göstermiş oluyor.

Olayların muntazam akışı ve ilerleyişinden sonra veda vaktinin geldiğini hissediyoruz ve naif ancak bir o kadar sarsıcı finaliyle kendisini seyirciye yeniden hissettiriyor, Ferhadi. 130 dakika içinde birçok duygu yaşatıyor ama yine de kimin masum, kimin suçlu olduğunu kişinin kendi vicdanına bırakıp, perdeden sessizce çekiliyor.

Filmin zaaflarına gelince… Daha evvelki iki filmi ‘Elly Hakkında’ ve ‘Bir Ayrılık’ filmlerinin insanı yakalayan samimiyeti karşısında ‘Geçmiş’ daha soğukkanlı ve uzak bir film. Bunun nedeni belki de, filmin Fransa’da çekilmedir. Zira İran toplumun sıcak, neşeli tavrı değil, diğer Fransız filmlerinde de gördüğümüz, soğuk, mesafeli Fransız yaşam biçimini bu filmde de görmek mümkün.

Her işinde ortaya güzel eserler çıkaran ve büyük takdir toplayan Ferhadi kendini tekrara başladığını hissettiriyor. ‘Bir Ayrılık’ filminin üçüncü perdesi bile denebilir belki de. Fakat bunlar, yukarıda belirttiğimiz gibi, ortaya doğal, naif bir hikaye çıkmasına engel teşkil etmiyor.

Lars Von Trier’in “iyi bir film ayakkabının içinde kalmış bir taşa benzer” sözünden yola çıkarsak, bu filmi ayakkabımızın içine sıkışmış bir taşa benzetmemiz mümkün. Zira Geçmiş, bir taşın yaşattığı rahatsızlık gibi, geride bıraktığımız yaşanmışlıklara dokunup, bizi rahatsız etmeyi başarabiliyor.


bu yazı 05.03.14 tarihinde filmarasidergisi.com ‘da yayınlanmıştır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder