HAYALİ RÖPORTAJ
Hayali röportajlarda bu ay konuğumuz Ebu Ala El Mevdudi. Pakistanlı mütefekkir ve dava adamı Mevdudi’yi daha önce de konuk etmiştik. Bu ay da kendisinin Hitabeler adıyla derlenen kitabı veya başka bir ifadeyle hutbelerinden bu ay ikinci röportajımızı yapmış olduk. Kendisiyle ‘tam’ ve ‘buçuk’ Müslümanları konuştuk. Röportajımızın merkezinde ise En’am Suresinin 162-163 ayetleri bulunuyor. Üstad bu ayetlerden hareketle tekraren ve tekraren kulak vermemiz gereken uyarılarını sıralıyor ve Müslüman oluşun asli şekline dair bize son derece pratik noktaları işaret ediyor.
Bizler yaşadığımız hayat itibariyle yaptığımız işleri hangi merciye havale ediyoruz veya bunların bir karşılığı olup olmadığını düşünüyor muyuz? Hayatın içerisinde dinin müdahalesine açık bıraktığımız veya bir başka söyleyişle dine teslim ettiğimiz kısım ne kadardır? Bu sorulara elbette doğru cevabı bulmalı ve o cevapla amel etme gayreti içerisinde olmalıyız. Üstad Mevdudi bu sorulara cevap mahiyetinde önemli ip uçlarını bizlerle paylaşıyor. İstifadelerinize sunuyoruz….
1- Meselemiz Müslümanlığın nasıl tamam olabileceği meselesi. Öncelikle bununla ilgili Kuran ve sünnette nasıl bir bakış açısı bulabiliriz?
Hak Teala Kuran’ı Kerim’de buyurmuştur: De ki: Benim namazım da ibadet yollarım da yaşayışım da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben böyle bir emir aldım ve ben Müslümanların ilkiyim.(En’am 162-163) Bu ayetin-i celilenin şerh ve açıklamasında Hz Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlardır: Her kim severse Allah için sevecek, her kim de düşmanlık ederse Allah için edecek, her kim de bir şey verecek olursa Allah için verecek, her kim de bir şeyden birini men edecek olursa Allah için edecek. Böyle yapan kimse, imanını kemale erdirmiş olur. Yani böyle kimse kâmil bir mümindir.
2- Bu ayetleri ve Hz Peygamber’in sözünü nasıl anlamak gerekir?
Birinci ayet-i kerimeden anlaşıldığına göre İslam ve imanın icabı şudur ki: insan kendi varlığını yaşayışını ölümünü ve her şeyini Allah için, yalnız Allah için düşünecektir. Ortağı bulunmayan Allah için düşünecektir. Böyle düşünürken, Allah’ın yanı başında herhangi başka bir husus düşünmeyecektir. Yani ne kulluk bakımından başka birisi göz önünde bulundurulacaktır, ne de yaşayış ve ne ölüm bakımından.
3- Buradan hareketle Müslüman oluşu nasıl tanımlıyor ve tarif ediyorsunuz?
Müslümanlık da iki çeşittir. Tam Müslümanlık ve buçuklu Müslümanlıktır. Bir kısım Müslümanlı vardır ki, Hak Teala’nın vahdaniyetine ve Resul-i Ekrem’in (sav) peygamberliğine ikrar verir ve din itibariyle İslamiyeti kendi dini seçmiş olur. Fakat bu kimse, bu dinini yaşayışının bir cüz’ü olarak kabul eder. Yaşayışın bir dalı diye düşünür. Bu muayyen cüz ve bu muayyen dal, İslam inançlarının yanı başında bazı ibadetler; mesela tesbih çekmek, namaz kılmak bazen Hak Teala’yı hatırlamak, bazı yemeklerde içmeklerde, bazı işte güçte men edilmiş bulunan hususlardan çekinmek ve bazı dini hususlarda az çok bağlı bulunmaktır. Bütün (tam) Müslüman ise bütün şahsiyetini kendini ve her şeyi İslam ve inancı için vermiş kimsedir. Onun bütün hususiyetleri ve her şeyi Müslümanlık içinde yoğrulmuştur. Baba ise Müslüman vasfı ile babadır. Oğul ise Müslüman vasfı ile oğuldur. Koca ise yahut da hanım ise Müslüman vasfı ile kocadır veya hanımdır. Tüccar ise, arazi sahibi ise, çiftçi ise, sanatkâr ise, işçi ise Müslüman vasfı iledir.
4- Buçuk Müslümanlar olarak nitelendirdiğiniz kimselerin hallerindeki eksikliği biraz daha açacak olursak ne ilave edebiliriz?
Fakat kendileri hakkında saydığımız bu meseleler hariç bu kimselerin yaşayışının her cephesi iman icabından ve Müslümanlık gereklerinden uzaktır. Birine karşı sevgi beslerlerse, ya kendi nefsâni isteklerinden dolayı yahut da menfaat icabı veya mesela arazi ortaklığı, hemşerilik veya buna benzer hususlar için sevgi beslerler, düşmanlık etseler hatta savaşa dahi girseler yine bunlar gibi herhangi bir dünyevi ve nefsâni meseleden dolayı savaşmışlardır ya da düşmanlık etmişlerdir. Bu kimselerin bütün işi gücü, alışı verişi, bütün ilgilendiği hususlar, çoluk çocuk meseleleri aile meseleleri, toplum meseleleri düşüp kalktıkları, konuşup görüştükleri kimselerle olan ilgileri ve her şeyleri tamamen hak rızası ile ilgisi olmayan hususlardır. Din ile alış verişi olmayan dünyevi meselelerdir.
5- Peki diyebilir miyiz ki bunlar bu halleriyle kimseye zararı dokunmaz ve kendi başlarınadır da yaşadıkları din yalnız onları ilgilendirir?
Müslümanlık gerilemiş ve bozulmuş ise bu gibilerin sayesinde bozulmuş ve gerilemiştir. Bu gibi Müslümanların teşkil ettikleri topluluk ve sözde Müslüman camia neticesindedir ki yaşayış nizamı küfrün yularına bırakılmıştır. Bugün toplumumuzda yaşanan sapıklılıklara esir olmuşlar ve az bir dini serbestlikle iktifa etmişlerdir.
6- Buna karşılık tam Müslümanın hâlini nasıl tarif edebiliriz?
Böyle bir kimsenin bütün zevkleri, bütün hoşlandığı hususlar bütün düşüncesi tasavvurları, sevgi beslemesi, rağbet göstermesi, sevmemesi, nefret etmesi her şeyi ve her şeyi Müslümanlık içindir. Bu kimsenin kalbi de kafası da beyni de gözleri de kulakları da karnı da edep yerleri de elleri de ayakları da cismi de canı da her şeyi İslam’ın hükmü altındadır. Onun ne sevgisi İslam’dan azade olur ne de düşmanlığı. Birisi ile ahbaplık eder de yakınlık gösterirse İslam için gösterecek, birine karşı düşmanlık beslerse savaşırsa yine İslam için düşmanlık besler ve savaşır. Bir şeyin yapılmasını men etmek isterse İslam’ın iktizası içi men edecektir.