ABDÜLVAHİD YAKUP SİPAHİOĞLU
HAYALİ RÖPORTAJ
Genç öncüler dergisinde iki yıldan uzun bir süredir hayali röportajlar yapıyoruz. Öncelikle İslam ümmetinin iftiharı rahmetle andığımız isimlerin metinlerine yer verdik. Bununla beraber bu bölümde metinleriyle bizlere bir mesajı olduğunu düşündüğümüz sâir isimlere de yer verdik. Tüm bu isimlerde ve yazdıklarında öğrenebileceğimiz bir şeyler olduğunu düşündük ve umut ediyoruz ki bunda bir nebze olsun isabet etmişizdir. Dergimizin bu sayısında bütün gündemlerin üzerinde bir gündemle; insanlığa ilk günlerinden kıyamete kadar sürekli bir şeyler fısıldayan Şeytan’a yönelttik sorularımızı. Kendisiyle görüşmek için bir takım özel yöntemler aramadık. Zaten biz onu çok iyi tanıyor ve verdiği cevapları 1400 yıldan fazla zamandır okuyoruz. Dolayısıyla bu cevapları almak için kendisini bize en iyi tanıtan Kuran’a müracaat ettik.
Şeytanla röportaj aslında kulağa hoş gelmeyen bir ifadedir. Biz bu rahatsız edici işi bir anlamda kendisiyle insanlık ailesi arasındaki ilişkiyi bir de hayalî röportajlar penceresinden okumaya çalışalım diyerek yapmaya giriştik. Ayetlerin bize bildirdiklerini buraya taşıdık ve onları İslâm geleneğinin yorum ve tefsirlerinden hareketle röportaj üslûbuna taşımaya çalıştık. Ve sorduk: bizimle derdi nedir, aslında neyi amaçlıyorken neler vaat ediyor, insanla ilişki kurarken neler yapıyor, onunla varış nereyedir…..
1- İlk insandan bu yana insanlık ailesinin peşindesiniz bu daha ne zamana kadar devam edecek?
Ben kıyamete kadar sizlerle beraberim.(Hicr 36, Sad 79)
2- Bu tam olarak ne için istediniz. İnsanlarla beraber hoşça vakit geçirmek için değil herhâlde.
Tâbii ki değil. İnsanların yeryüzünde benim çağırdığım hayata uyması için böyle bir mühlet istedim. Bu süre içinde tüm çabam insanların Allah’ın yarattığı düzeni fesada vermeleri, bir işi yaparken benim emrettiğim şekilde yapmalarını sağlamak için kullanacağım bu süreyi. (Nisa 118-119)
3- Allah’ın yarattığı düzeni fesada vermek büyük iştir. İnsan aklı buna nasıl ikna olur ki?
Dediğim gibi tüm çabam o aklı saptırmak içindir. Mesela bunun güzel bir yolu insanları kuruntulara boğmaktır. (Nisa 118-119)
4- Hakikatlerin yerine kuruntuları koymak için nasıl bir taktik izliyorsunuz? Herhâlde insanı iyice sıkıştırmak lazım gelir bu işte, siz daha iyi bilirsiniz.
Tabi insanı boğmak için sıkı çalışıyorum. İnsanoğlunu dört bir yandan markaja alıyorum. Önden, arkadan, sağdan, soldan sürekli baskı yapıyorum. (Araf 17)
5- Ama burada şöyle bir sorun var. Siz insanlar gibi bir yaratılışa sahip değilsiniz. Bu önden, arkadan vs. geliş bizim bildiğimiz birbirimize gelişimiz gibi olmasa gerek. Bu dört taraflı baskıyı açıklamadan önce soralım: sizin insanla olan ilişkiniz nasıl gerçekleşiyor?
Burada önce bir yanlış anlaşılmayı düzeltmemiz gerekiyor. İnsanlar yüzyıllardır yaptıkları işi benim yüzümden yaptıklarını söyleyip suçu bana atmaya çalışıyorlar. Ben yalnızca çağırırım yani benimkisi bir nevi davettir. Tabi davetimi cazip hâle getirmek için bazı söz oyunları yaptığım doğrudur. Cazip gösteririm, yanıltırım, dikkati başka noktalara çekerim. Yani iyi reklamcıyımdır. Ama dediğim gibi sadece davet benimkisi. Sinelerinden vesvese veririm Bunu bir nevi zihninizin içindeki ses gibi düşünün. Bununla beraber yalnız çalışmam. Uzun zaman üzerinde çalıştığım bazı insanlar yeterli olgunluğa erişince benim işimi zaten yaparlar. (Nas 1-5, Enam 43, İbrahim 22)
6- İnsanlar sizin işinizi nasıl yürütüyorlar, bir nevi taşeronluk anlaşması gibi bir bağ mı kuruyorsunuz aranızda?
Hayır. Daha önce de söylediğim gibi ben bir şey yaptırmıyorum. Sadece davet ediyorum. Bazı arkadaşlar benim davetlerime uydukça bir çeşit kalp katılaşması yaşıyorlar. O noktadan sonra gösterdiğim her şey onlara süslü geliyor. Hâl böyle olunca benim yerime diğer insanları bu ‘güzelliklere’ davet ediyorlar. (Enam 43)
7- Bu noktada şu soruyu sormak icap ediyor, herkesin bu davetinize kanması mümkün mü, yani reklam faaliyetlerinizi herkes yutar mı?
İşe başlarken ben herkesi azdırabileceğimi iddia etmiştim. Ancak o gün bana verilen cevabı zaman la tecrübe ettim ve gördüm ki herkesi toptan saptırmam imkânsız. İnsanları korkutabilmem, kuruntuya boğabilmem dolayısıyla saptırabilmem için benim dostum olmaları gerekir. (Âl-i İmran 175, Hicr 42, Hicr 39)
8- İnsanlar sizinle nasıl dost olabilirler?
Benimle dost olmak çok kolaydır. Bunun için fazladan bir çaba göstermenize gerek yoktur. Beni düşman edinmemeniz kâfidir. Neticede ben sizin kötülüğünüzü isteyen biri değilim diyorum. Buna kanıp da davetlerime biraz iyimser yaklaşmanız yeterlidir. (Araf 21, Fatır 6)
9- Bu noktayı biraz açalım istiyorum. Mesela Müslümanların elinde sizi iyi tanıtan ve size karşı uyaran, sizin düşman olduğunuzu bildiren Kuran var. Buna rağmen bu dostluk ilişkisini nasıl inşa edebiliyorsunuz?
İşin burası gerçekten hassastır. İnsanlar kitabı okur, ibadete devam eder dolayısıyla zikirde devamlı olursa zaten benim için şartlar son derece zorlaşıyor. Ben de işi başında kotarabilmek için zikri unutturmaya gayret ediyorum. Böylelikle zikri unutanlar benim tarafıma, fırkama geliyorlar. (Mücadele 19)
10- Buradan sizin insanların hafızalarına müdahale edebildiğiniz sonucunu çıkarabilir miyiz?
Hayır. Baştan beri sadece vesvese vererek, davet ederek işimi yaptığımı söyledim. Burada hafızaya müdahale yok, daha çok ‘efendim bu kadar namaz yeter, bugün de kuran okumayıver, okudukların sana yeter’ gibi ifadelerle zikri bir tarafa bırakmalarını sağlamaya çalışıyorum. Veya zikre merak salan adamı ‘yahu ne gerek var, sofumu olacaksın, hoca mı olacaksın, öğrenme sorumlu olursun’ gibi ifadelerle eline kitap almaktan sakındırmaya çalışıyorum. Eğer yutarlarsa değmeyin siz bizim dostlumuza arkadaşlığımıza. Ben ne dersem onu doğru zannediyorlar. (Zümer 36-39)
11- Dostluğunuzun üzerine kurulduğu birkaç pratikten bahsedebilir misiniz? Okuyucularımıza tüyo olabilecek birkaç tane örnek aktarabilirsek güzel olur herhâlde?
Mesela israf benim için çok önemlidir. Eğer biri israf ediyorsa kardeşim gibidir. Bunun yanında kötü söz ve fısıltı da çok işe yarar. Fısıltıyla konuşmaya davet ederim ki insanlar birbirlerini üzsünler. Sözün güzelinden de sakındırmak isterim ki fesat sokma işi daha kolay olsun. (İsra 26-27, İsra 53, Mücadele 10)
12- Burada baştaki meselemize dönebiliriz. İnsanlara önlerinden, arkalarından vs. yaklaşmak nasıl oluyor bunu nasıl yapıyorsunuz?
Önce de söylediğim gibi insanlara yaklaşmam vesvese iledir. Bu ön, arka, sağ, sol da bu vesvesenin içeriği ile ilgili oluyor. Mesela önden yaklaşır onu gelmesini beklediği hesap gününde günahlarından dolayı affedilmeyeceğini söyler ümitsizliğe düşürmeye çalışırım. Arkasından gelir gerisindeki ailesinin fakirliği ile korkuturum. Sağdan yaklaşır onu överim ki böylece ne yaparsa yapsın affedileceğini sansın diye. Soldan yaklaşırım günahları güzel göstermeye onları cazip hâle getirmeye çalışırım.*
13- İnsanları kandırmak için bu yaptığınız işler nasıl sonuçlanacak. Yani insanlar hesap günü sizin yakanıza yapışmasınlar?
İnsanlar suçu bana atmasınlar. Yaptıkları işin sorumluluğu onlara aittir. O gün geldiğinde mutlaka beni bahane gösterenler olacaktır. Ama onlara vereceğim cevap bellidir. Yukarıda da söylediğim gibi ben sadece çağırdım siz de uydunuz, uymasaydınız. (İbrahim 22)
* Büyük zatlardan biri şöyle demiştir:
Her sabah şeytan dört yönden önümden arkamdan sağımdan ve solumdan bana gelir. Önümden bana geldiğinde ‘Korkma Allah gafur ve rahimdir.’ der. Allah Teala’nın ‘Şüphesiz ben tevbe ve iman edenleri ve iyi amellerde bulunanları bağışlarım.( Taha 82) ayetini okurum. Arkamdan geldiğinde, beni çocuklarımın fakirliğe düşeceği korkusu ile tehdit eder, ben de ona karşı, ‘yerde yürüyen bütün canlıların rızıkları Allah üstündedir.(Hud 6) ayetini okurum. Sağımdan geldiğinde bana beni överek yaklaşır ben de ona ‘Akıbet ancak muttakiler içindir’(Araf 128) ayetini okurum. Solumdan geldiğinde bana şehevi şeyler dünyevi arzular ile yaklaşır. Ben de ‘Onlarla arzu ettikleri şeyler arasına bir set çekilmiştir.(Sebe 54) ayetini okurum. Razi 10/315 İbn Kayyım 1/123