Bu Bir Özeleştiridir-III

BU BİR ÖZELEŞTİRİDİR III

İlahi Cemal’in yeryüzünde bir tecellisi olarak güzel olmak gerekir.  Her hâl ile! Tebliğ ve temsil timsali olan Müslümanların da güzelliklerine çok daha fazla önem vermesi lazım gelir üstelik. Birilerinin de söylediği gibi  “Müslümanlar her şeyin en iyisi ve en güzeline layıktır ve öylesi davranmalıdır.” Amenna!

Ancak bilirsiniz bazı kavramlar süreç içerisinde esas anlamından uzaklaşır. Ya da farklı düşünce, inanış, kültür ve geçmişe sahip kimliklerin zihin dünyalarındaki karşılığı farklı olunca yine farklı anlamlara tebdil eder. İşte ne yazık ki ‘güzel’ kavramı da bu süreçte yozlaşan, bozuşan kavramlarımızdan biri… Çünkü güzellik başta da belirttiğimiz gibi ilahi yasanın bir yansıması ve aynı zamanda bizatihi âlemlerin Rabbi’nin bizden istediği. Zira Kur’an-ı Kerim’de  ‘hulukun azîm’ diyerek methettiği Hz. Peygamber, en güzel ahlak sahibi örnekliktir. Ve yine rehberimiz Hz. Peygamber, güzel zan üzere olmamızı tavsiye ederek bir başka güzelliğe vurgu yapmıştır. İnsanlarla güzel geçinmek, güzel ticaret yapmak, güzel düşünmek, güzel yürümek, güzel bakmak, güzel giyinmek, tam anlamıyla güzel olmak bir Müslümanın vazifesidir.

Tam olarak bu noktada özellikle son zamanlarda ‘güzel’ den anladığımızı muhasebe ettiğimizde birçoğumuzun tökezlediğini görmezden gelmek mümkün değil. Çünkü zihin dünyamızdaki ‘güzel’ algısı Allah ve Resulü’nün belirlediği ‘güzellik’ten oldukça uzaklarda ve çoğu zaman taban tabana zıt.  Güzel yaşam algımız zamanın bize dayattığı, en popüler ve moda olan ‘en iyi’ye sahip olmak, o ölçüde hayat sürdürmek gibi garip bir dönüşüme uğramış durumda. Örneğin; “ filanca adam çok güzel bir hayat sürüyor” gibi basit bir cümle duyduğumuzda birçoğumuzun zihninde lüks, konfor, keyif ve haz içinde, dünyevi sıkıntılardan uzak bir yaşam tarzı canlanabiliyor.  Veya bir insanın “güzel”liğinden bahsedildiğinde; modern kalıpların belirlediği standartlara sahip,  madden güzel bir insan tahayyül edebiliyoruz. Ya da “falanca kız gerçekten güzel giyiniyor” dendiğinde; falanca kızın uyumlu, modaya uygun, ya da “tarz” giyindiğini düşünebiliyoruz.

Oysa filanca adamın güzel bir hayat sürdüğünü duyduğumuzda müminlerin özelliklerini pratize eden bir yaşam tarzı belirmeliydi zihnimizde veya güzel bir insandan bahsedildiğinde ahlakını peygamberi bir ahlaka çeviren bir Müslüman düşünmeliydik, ya da “güzel giyinen bir hanım kız” dendiğinde her yönüyle Allah’ın çizdiği sınırlar dâhilinde, Hz. Peygamber’in (s.a.v) de tehlikesine önceden dikkat çektiği “giyinik çıplaklık”a asla yanaşmayan bir mümine belirmeliydi tasavvurumuzda.

En güzel ve hak dinin mensubu mümineler olarak yine Allah’ın emrine itaat gayesiyle örtünürken çağın kandırmacalarına direnmemiz icap ediyor. Aksi takdirde modernitenin dayatmasına yenik düşebildiğimiz gibi, Allah’ın emri olan örtünün sınırlarından çok da uzaklarda, kendimizce ‘şık ve zarif’ modern tesettür kalıpları oluşturabiliyoruz. Oysa biz “Ben güzele güzel demem Allah (c.c.) güzel saymadıkça” diyebilenlerden olmalıydık.

 Malumunuz moda dergilerimiz ve tesettür defilelerimizin bir semeresi olarak moda programlarında yarışan örtülü kızlarımız da oldu mesela. Gerçi bu kadar uç örneklerle meseleyi kendimizden uzaklaştırmak, kendimizi moda ve örtüsüzlük fetişizminden beri tutmak da çok ciddi bir hata olacaktır. Zira mütedeyyin ve muhafazakâr insanların semti olarak bilinen ve çoğu zaman sosyal araştırmaların mekânı olan Fatih ve Üsküdar caddelerinde dahi örtü emrinin ‘lafız’, ‘mana’ ve ‘maksad’ından uzak örtülülere sıkça rastlamanız mümkün. İşin ilginç ve biraz kara mizah tarafı da tesettür modasını eleştirip ayrı bir ‘moda’ yaratanlarımız da az değil.  Ya da sosyal paylaşım sitelerinde kendilerine ait sayfaları, gerçekten kendi mahremleri sananlarımızın sayısı da hiçe sayılır cinsten değil. Sokakta aynı halde görseniz belki edep dışılık olarak nitelendireceğiniz bakış, duruş ve giyim kuşamla bütünleşmiş ilginç pozlar verebilen gençlerimizin sayısı da görmezden gelecek gibi değil.

Dediğimiz gibi; çok flu bir dönemdeyiz ve gerçekten karmakarışık zihinlerimiz var. Bazen öylesi hâl alıyor ki meselelerimiz, içinden çıkamayacağımızı düşünüyoruz. Kendi yorumlarımız hatalı olabildiği gibi, çoğu defa çözüme de kavuşturmuyor, ama bunu fark edemiyoruz.

Ancak diğer meselelerde olduğu gibi, örtü ve moda meselesinde de, artık kendi tevilimizi bir kenara bırakmalıyız. Özgürlük, kendini ifade edebilme, ya da feminizm gibi lüzumsuz söylem ve savunmalarla farklı cenahlara da kaydırmamalıyız mevzûyu. Örtünün kadın ve erkek tüm Müslümanlara farz olduğunun bilinciyle her birimiz giyimimiz, bakışımız, konuşmamız, yürüyüşümüz ve en önemlisi olan ahlâkımızı Allah’ın “güzel” dediği güzelliklere bürüyüp yeryüzünde mütesettir halifeler olmalıyız.