Bu Bir Özeleştiridir!-2

ZEYNEP AKSU

BU BİR ÖZELEŞTİRİDİR! - 2

Hamdolsun bugünümüze. Konuşabilmemize, yazabilmemize, okuyabilmemize, istediğimiz yere gidebilmemize, istediğimizi giyinmemize, yememize,  içmemize... Hepsi için Âlemlerin Rabbi’ne hamdolsun. Şurası bir gerçektir ki çok değil bundan 15-20 yıl önce lâl ettiğimiz dillerimiz artık rahatlıkla konuşuyor. Ufak bir kelimeden sebep aylarca ceza almıyor yazarlarımız, âlimlerimiz. Girdiğimiz yerlerde rahatsız edici bakışlara da maruz kalmıyoruz artık. İstediğimiz gibi giyinip okula girebiliyoruz mesela...

 Geçenlerde bir TV kanalında-muhtemelen liberal görüşe sahip bir araştırmacı-bundan 15 yıl önce başörtülülerin Teşvikiye’de küstah bakışlardan mütevellit yürüyemediğinden bahsediyordu.  Aynı başörtülülerin dönem itibariyle aynı caddelerde rahatlıkla yürüyüp, alışveriş yapıp, kahvelerini yudumlayabildiklerini anlatarak devam etti. Böylece bakıldığında her şey yolunda gibiydi. Ama esas problemin de tam olarak burada bir yerde vuku bulduğunu birçoğumuz gözlemleyebiliyoruz. Çünkü varılan noktada birbirlerine küstahça bakabilen iki müslime kardeşin böylesi bir davranışı, Nişantaşı’nda maruz kalınan bakışlardan çok daha tehlikeli ve düşündürücü.

Evet, maalesef makam ve maddi gücü sayesinde! girebildiği ortamları, ya da giyindiği markaları kendini tanımlamada başlık olarak gören bir nesil olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumdayız. İsteklerimiz ve bir kısmımıza göre ihtiyaçlarımız! öylesi şekil değiştirdi ki, -kimimizin- ihtiyaçlarını karşılamak için batının ve bâtılın birebir kopyalanıp tesettüre bürünmüş haliyle cevaplar veren piyasamız bile oluşmaya başladı hâlihazırda. Mesela moda-tesettür dergilerimiz AVM’lerdeki meşhur kitap-müzik mağazalarının raflarında yerlerini çoktan aldılar. Bu dergiler eteğinin rengiyle, başını örteceği şalının tonunu tutturamayan genç kızlarımızın sorunlarını büyük ölçüde çözecek!  olsa da esasında çok daha büyük sıkıntılar doğuruyordu.  Bizden olan kavramların, bizden olmayan imgelerle doldurulan içerikleri, salt yeni yetişen nesillere kötü örneklik olmakla da kalmıyordu. Farklı kesimlerden de maalesef haklı eleştirilere ve belki genellemelere de sebebiyet veriyordu.

 Nasıl ki yiyeceğimiz gıdaların midemizde sıkıntıya sebep olmaması için hazmedemeyeceğimiz şeyleri yemekten kaçınıyorsak,  özümseyip hazmedemeyeceğimiz davranışlardan da kaçınmalıyız.  Zira kırmızı çizgilerimizi belirgin kalemlerle çizemediğimiz zaman, birileri onları ‘yeşil’ kılıflara büründürüp, paketlenmiş bir şekilde sunup, hazmını kolaylaştırıyor. Ve hal böyle olunca tabî olarak kendinin ve karşısındakinin değerini telefonunun, çantasının fiyatıyla ölçen gençlerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Şükür! Belki haftanın rüküşü “Mestûre” Hanım’ı beyan eden bir “cemiyet” dergimiz hala yok. Ancak, değişmezlerimizi, dokunulamazlarımızı, mahremimizi keskin bir şekilde belirleyip ona göre hareket etmediğimiz takdirde ileride olacakların ağır yükü hepimizin omzundadır, hepimizin omzunadır!