casino maxi

Av. Necati CEYLAN ile Müslüman Tutsaklar Üzerine Konuştuk

Gündem Mar 04, 2015 0 Yorum

“Özellikle suikastlar sonucu öldürülen kişilerin failleri bu güne kadar bulunamadı. Buna en güzel örnek “Uğur Mumcu Suikastı”dır. Ülkeyi 28 Şubat’a götürecek toplum mühendisliğinin parçasıydı. Suikastta kullanılan patlayıcı C4 ancak TSK da bulunmaktadır. Uğur Mumcu suikastı ile ilgili birçok Müslüman hiç ilgisi olmadığı halde yargılandılar, işkence gördüler, suçlu bulundular.”

 

 uhub_banglades_raporunu_acikladi13585917280_h979278

Röpörtaj: Furkan GENÇOĞLU

1946 Bolu’da doğdum. İlk ve orta tahsili Bolu’da yaptım. 1970 yılında İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdim. 1971-1972 yıllarında yedek subay olarak vatani görevimi ifa ettim.
1973 yılından beri serbest avukatlık yapmaktayım. 1977-1979 Millet Partisi Başkanlığı, 1988 –2000 tarihleri arası Hukukçular Derneği Başkanlığı yaptım. 1996 ve 2000 yıllarında İstanbul Barosu Çağrı Avukatlar Grubu Adayı oldum. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Başkanı ve Araştırma ve Kültür Vakfı’nın Başkanlığını yaptım. Birçok dernek ve vakıfta üye bulunmaktayım. Halen Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteriyim.

Sistem neden doksanlı yıllardan itibaren Müslümanların üzerinde baskılarını yoğunlaştırdı?

 

Sistem her dönem Müslümanlar üzerine baskı kurdu, sadece doksanlı yıllarda baskı kurmadı. Bu baskı sadece Müslümanlara değil toplumun bütün kesimlerine uygulanmaktadır. Bu ülkede her on senede darbe olmaktadır. Sistem darbelerle kendinin devamını sağlamaktadır. 1960, 1971, 1980 darbeleri ve 1990 yıllarda on sene dolmuş olup darbe için ortam oluşturulması gerekiyordu. Barış ve huzuru bozarak yeni bir darbeye zemin oluşturmak için her türlü çareye başvurulmuştur. Söz gelimi, 5 Ocak 1990 tarihinde irticai faaliyetlere karıştıkları gerekçesiyle, Hava Kuvvetleri’ne mensup 15 subay ve astsubay ordudan atıldı.31 Ocak 1990 tarihinde Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy, düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü. Ve yine Mart ayında Hava Kuvvetleri’nden, ‘irtica’ nedeniyle 146 subay ve astsubayın daha ordudan ilişiği kesildi. Hürriyet Gazetesi yazarı Çetin Emeç silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) Müsteşar Yardımcılığı görevinden emekli olan Hiram Abas, suikast sonucu öldürüldü. Keza 6 Ekim 1990 tarihinde Doç. Dr. Bahriye Üçok, kargoyla evine gönderilen bombalı paketin elinde patlaması sonucu öldürüldü. Bu olayı unutmam mümkün değil. -Paketi gönderen Araştırma ve Kültür Vakfı ismine benzer şekilde yazıldığından- Bende o dönem AKV’nin başkanı idim. Ancak bu kaos ortamını oluşturmak isteyen gladyonun veya diğer adı ile ergenekonun kendi bilgileri içinde olduğundan bizim yönümüzden problem oluşmadı. Zaten saldırıyı da İslami Hareket Örgütü üstlendi!

Görülüyor ki darbe ortamı oluşturmak için barış ve huzur ortamını bozacak her türlü yola başvurulmuş ve özellikle Müslümanlar hedef alınmıştır. Bu bir Gladyo’dur. Bu bir Ergenekon’dur.

Yargılamaların adil yapılmadığı ifade ediliyor. Buna örnek verebileceğiniz bir yargılama süreci var mı? 

 

Özellikle suikastlar sonucu öldürülen kişilerin failleri bu güne kadar bulunamadı. Buna en güzel örnek “Uğur Mumcu Suikastı”dır. Ülkeyi 28 Şubat’a götürecek toplum mühendisliğinin parçasıydı. Suikastta kullanılan patlayıcı C4 ancak TSK da bulunmaktadır. Uğur Mumcu suikastı ile ilgili birçok Müslüman hiç ilgisi olmadığı halde yargılandılar, işkence gördüler, suçlu bulundular. Bunlardan Abdülhamit Çelik ve Yusuf Karakuş, yedi yıl sonra Mayıs 2000 deki “Umut Operasyonu”yla kamuoyuna ”Mumcu”nun Katilleri” olarak sunuldular! Oysa Abdülhamit Çelik, ”-İşkence ettiler, öldürdüm dedim. Oysa olayla hiç ilgim yoktu. Cinayet günü, İstanbul”da düğünüm vardı!” Üstelik Ankara’ya hiç gitmedim, diyordu. Mumcu Suikastı ile alakalı olarak toplam 629 kişinin gözaltına alındığını, bunlardan 100”ü aşkın kişinin gördüğü işkencelerin ardından ”Uğur Mumcu’yu ben öldürdüm” demek zorunda kaldığını söylüyordu. Bir çok kişi İslami Hareket ve 28 Şubat sürecinde uydurulan ve varlığı yıllardır tespit edilemeyen “Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu” gibi örgütlerin yöneticisi ve üyesi olarak suçlandılar ve mahkum oldular. Sivas davası, El Kaide davası, Anadolu Federe İslam Devleti davası ve buna benzer davalarda birçok Müslüman mağdur edildi.

 

Siyasal Kürt Hareketi ve Alevi-Sol örgütlerin davalarından içeri giren mahkumlar büyük oranda tahliye edilirken, İslami davalardan içeri giren tutuklu ve mahkumların devam etmesinin sebepleri ne olabilir?

 

Ülkemizde ister sol, ister sağ, ister etnik örgütlerin faaliyetlerinden ve gelişmelerinden sistem ve özellikle batı korkmuyor. Kendi kontrolleri altında olduğundan bir tehlike söz konusu değil. Bunu bir misalle anlatmak istiyorum. ABD Başkanı George H. W. Bush (baba Bush) 1991 yılı Temmuz ayında Türkiye ziyareti oldu. Türkiye’ye geleceği günden iki gün önce Şişli ve Ümraniye’de iki sol örgütün 3 hücre evine baskın yapılarak 11 örgüt üyesi öldürüldü. Devlet örgütleri biliyor, takip ediyor, gerektiğinde bitiriyor. Genelde milletimizin değerlerine ters düşen solcu olsun, faşist olsun, ırkçı olsun, ayrılıkçı olsun bu tip bütün oluşumlar Batı nın işine geliyor, onların arkasında duruyor. Türkiye’yi ne kadar bölerlerse, birbirine düşürürse emperyalistlerin sömürüleri o kadar kolay olur.

 

Müslümanlar ve oluşumları sistemin ve batının sömürülerine engel teşkil edeceğini bildikleri için birçoğunu kontrol altında bulunsalar dahi ileride kendileri için tehlike olarak görmektedirler. Onun için Siyasal Kürt Hareketi ve Alevi-Sol örgütlerin davalarından içeri giren mahkumlar büyük oranda tahliye edilirken, İslami davalardan içeri giren mahkumları çeşitli sebeplerle tahliye etmemektedirler. Buna en güzel örnek Sivas mahkumlarıdır. Müslümanlara gelince değişik sebeplerle tahliye edilmemektedirler.

 

28 Şubatta sürecinde Müslümanların gözaltına alınması, tutuklanması yargı-asker ilişkilerine dair neler söyleyebilirsiniz?

 

28 Şubat post modern bir darbedir. Yasama, yürütme, yargı ve devletin bütün kurumları bir oldu. Birlikte hareket ederek özellikle Müslümanlar hedef alındı. Müslümanların birçok temel hak ve hürriyetleri ihlal edildi. Bu ihlallere yargı göz yumdu ve alet oldu. Ben bizzat kendim yaşadım. Akit gazetesine vermiş olduğum bir beyanattan dolayı Çevik Bir, Bağcılar C.Başsavcılığı’ na gizlilik kaydı ile Av. Necati Ceylan hakkında dava açılmasını “rica” ediyor. Ve ayrıca bilgi ver diyor. Bağcılar C.Savcısı da bu emri kendisi alt bir rütbeli asker gibi soruşturmaya, ifade almaya gerek kalmadan doğrudan Bakırköy (2).Ağır Ceza Mahkemesinde dava açarak Çevik Bir’in emrini yerine getiriyor. Bana mahkemeden duruşma günü çağrı kağıdı geldiğinde kendim avukat olduğumdan müvekkillerin duruşma davetiyesi zannettim. Bir de baktım sanık Necati Ceylan diyor. Sayın savcı benim böyle bir beyanım olup olmadığını soruşturmuyor, ifademi bile almıyor. Asker emri olduğundan hemen derhal yerine getiriyor. Yargı-Asker ilişkisi böyle olduğuna göre Müslüman tutuklu ve hükümlülerde de aynı tavır sergilendiğinden şüphemiz yoktur.

 

28 Şubat dönemi yargılamalarındaki hukuksuzluklara Türkiye’deki hukuk camiası nasıl bir reaksiyon gösterdi?

 

28 Şubat sürecinde maalesef usulsüzlükler, hukuksuzluklar yapılırken yasama, yürütme ve yargı bütün kurumları ile ya bizzat kendisi yaptı,ya da göz yumdu ya da hiç bir şey olmamış gibi davrandı. Hukuk Dernekleri ve hukukçular da çok azı istisna aynı tavrı sergilediler.

İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu YÖK kanundaki ek 17.maddeyi kanundan çıkartarak YÖK kanunu bastırarak öğrencilere dağıttı. Öğrenciler üniversiteye ve kampüslerine başı örtülü diye özel güvenlik ve polis zoru ile alınmadılar. Öğrenci okuluna girer, dersine girer eğer başörtüsü suç ise tutanakla tespit yaparsınız Disipline verirsiniz. Disiplin kurulu, okuldan uzaklaştırma disiplin cezası verirse üniversite binasına daha doğrusu üniversiteye almazsınız. Üniversiteye almamak eğitim ve öğrenimi engellemek olup suçtur. Yargıya müracaatlarımız savcılar tarafından hiç nazara alınmadı. Aynı tarzda olan İzmir Ege Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilerin şikayet üzerine “Öğretim özgürlüğünü engellediği” gerekçesi ile öğretim üyesi 2 yıl 1 ay ceza almış olup halen ceza evindedir.

Yargıda mevzuata bağlı kalan hakimlerimiz yer değiştirerek cezalandırılmışlardır. Benim bizzat başörtü ile ilgili üç davamda yürütmeyi durdurma kararı veren iki hakim yerlerinden olmuştur. Bununla da kalınmayarak adli  tatilde fikri yapılarına uygun hakimleri nöbetçi yaparak yürütmeyi durdurma kararını kaldırmışlardır.

28 Şubat sürecinde Hukukçular Derneği ve Mazlum Der, hukuksuzluğa karşı mücadele vermiştir. İnsan haklarından bahseden, hak ve hukuktan bahseden sol dernekleri sahada yoktu. Bunu söylediğimizde bizi döverken sizler seyrettiniz diyerek hukuksuzluğu onlar da seyretti.

12 yıllık Ak Parti iktidarı döneminde cezaevlerindeki Müslüman tutuklu ve hükümlülerin durumunda herhangi bir değişim oldu mu?

 

AK Parti döneminde yargıda birçok olumlu gelişmeler oldu. Bunun yanında AK parti iktidar olmasına rağmen 2010 Anayasa değişikliğine kadar iktidar olamadığını, derin güçlerin iktidar olduğunu gördük. Komisyondan çıkan kanunun tasarısını Meclise giderken yolda nasıl başka şekle dönüştüğünü hala izah edilemiyorlar. AK Partiyi 12 yıllık iktidar olarak düşünmeyelim. 2010 Anayasa değişikliğinden sonraki iktidar ve icraatlarını değerlendirmemiz daha uygun olur.

Genel olarak halen cezaevlerinde bulunan tutuklu ve mahkum Müslüman kardeşlerimiz ile ilgili neler söylemek istersiniz? 

 

İslami Hareket, Anadolu Federe İslam Devleti, Sivas Davası, El Kaide, Selam, Umut, Tahşiyeciler ve buna benzer davalardan suçu olmadığı halde mahkum olan bir çok Müslüman bulunmaktadır. Bu davalarda yeniden yargılanmanın sağlanmasını dilerim. Yoksa vebal altındayız.

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder