casino maxi

Abdullah Yıldız Hoca ile “Hz. Yusuf ve Zindan” Üzerine Konuştuk

Gündem Şub 23, 2015 0 Yorum

abdu

 

 

Hocam, Hz. Yusuf kıssasına giriş mahiyetinde başlayalım isterseniz.

Bismillahirrahmanirrahim. Bütün peygamberlerin genel manada insanlık için örnek kişiler olduğunu, rol model kişiler olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Onlar tarihin derinliklerinde kalmış şahsiyetler değildir. Günümüze güncellenerek taşınmaları gerekiyor o örnekliklerin. Elbette Kuran’ı Kerim bütün peygamberlerin hayatını bizlere bütün detaylarıyla vermiyor. Hatta bazı peygamberlerden birkaç cümleyle bahsederken bazı peygamberlerin hayatlarını çok daha detaylı veriyor. Onların hayatlarından mücadelelerinden, tevhid mücadelesinden -her bir peygamberin- ve onların başlarına gelen bir takım sıkıntılardan bahsederken belli kesitler sunuyor bizlere. Hz. Yusuf ile ilgili kıssanın bu noktada biraz değişiklik arz ettiğini görüyoruz. Hz. Yusuf ile ilgili kıssa Kur’an’ı Kerim’de bir tek surede Yusuf Suresi’nde bir bütünlük teşkil edecek biçimde çocukluğundan başlayarak tabiri caizse kıssanın sonuna, öykünün sonuna kadar bir senaryo tadında adeta, bir roman, bir öykü tadında yer alıyor. Dolayısıyla bu noktada son derece bütüncül olduğunu ifade etmemiz lazım. Bir ikincisi Hz. Yusuf’un kıssasını Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de “Ehsenü’l-Kısas” diye, kıssaların en güzeli diye isimlendiriyor. Bu tabii ki Hz. Yusuf’un kıssasının Rabbimiz tarafından bütün kıssalar güzel anlatılıyor. Rabbimizin kelamının bütünü güzel ama orada kıssaların en güzelinden kasıt –Allahu Âlem doğrusunu Allah bilir tabii ki ama- bir bütünlük teşkil etmesi, hayatının çocukluk, gençlik, zindan hayatı, krallık veya sultanlık- saltanat dönemi, yöneticilik dönemi gibi ve hayatının bütününden çıkarılabilecek dersleri içermesi bakımından. Ve tabii ki bütün peygamberler güzeldir ama birçok bakımdan güzel bir insan olması bakımından “Ehsenü’l-Kasas” dendi. Hz. Yusuf’un kıssasında dikkatimi çeken bir özellik daha var tabii ki bütün kıssayı anlatmak bu bağlamda uygun olmayabilir ama bir çocukluk devresinde bir “peygamber terbiyesi ne anlam ifade ediyor nasıl bir terbiyeden geçti o?” ikincisi bu ortaya çıkıyor ve o kardeşlerinin kıskançlığına neden olacak kadar faziletli, erdemli bir kişilik. Bu kişiliğe sahip olan Yusuf, kuyuya düşmüş olsa da, gömleği çıkarılarak üzerine sahte kan lekesi sürülmüş olsa da, mağdur edilmiş olsa da umudunu yitirmeden… 7 yaşına kadar belki, 9-10 yaşlarına kadar kesin rakam biliniyor… Çünkü yetiştiği o dönemde aldığı terbiye ile bütün bir ömür boyu ikamet üzere, tevhid üzere yürüyebilen bir genç, bir çocuk ve en zorlu dönemi de ikinci gömleği diye ifade ettiğimiz iffet gömleğini kuşandığı dönemdir ki, bir kadın fitnesi ile karşılaştığı zaman ben Allah’tan korkarım diyerek tavır alabilmesidir. Tabii ki bu zindanda da istikametini bozmayacaktır. Bu yüzden zindana girecektir. Sonra o yıllarda dünyanın en güçlü, en zengin, en varlıklı devletinin en tepe noktasına kadar geldiği zaman da istikametini bozmayacaktır. Yani kuyuya da düşse zindana da girse her türlü tehlikelerle de karşılaşsa en varlıklı zamanları da yaşasa değişmeyecektir. Bu açıdan Hz. Yusuf’un kıssası muhteşem bir örnekliktir, bütüncül bir örnekliktir.

 

Hz. Yusuf nefsine hoş gelen bir şeyi reddetti ve cezaevine girdi. Sizce bu İslami Mücadelede dava adamı için neyi ifade etmelidir?

Şüphesiz İslam davası, Tevhid mücadelesinin güzide isimleri, örnek ve önder isimleri peygamberlerdir. Onlar her konuda beşeri örneklerdir yani insani örneklerdir.  Onların da her birimiz gibi her insan gibi yeme, içme, eğlenme, dünya nimetlerinden yararlanma gibi insani ihtiyaçları olduğu gibi bir takım insani tecrübeler anlamında elbette insani ihtiyaçlar da vardır. Dolayısıyla bir dava adamı için günümüzde tevhid mücadelesine kendini adamış bir dava adamı için peygamberler muhteşem örneklerdir. Eğer onların imtihan olmaktan çıkarıp melek haline getirirsek örnek alamayız.  Bu yüzden evet o nefsinin de canının da arzuladığı insan olarak bir beşer olarak ve bir delikanlı olarak karşısındaki kadın da tuzak kurmuştu tabii ki ona Kur’an’ı Kerimdeki ifadeyle Yusuf Suresindeki ifadeyle kadın onu arzulamıştı ve o da onu arzulamıştı zaten böyle bir şey olmasaydı imtihan olmazdı. Böyle bir arzu istek böyle bir nefsinin çekmesi gibi bir olay olmasaydı iğrenç bir şey anlamında ya da ne bileyim çok tiksinç bir şey yahut zaten insanların pek arzulamadığı bir şey olsaydı bu zorlu bir imtihan olmazdı. Dolayısıyla böyle zorlu bir imtihan karşısında Hz. Yusuf’un ben Allahtan korkarım ifadesi o “maazallah”; ben Allaha sığınırım aslında iki manaya gelir o ve aynı zamanda ben Allah’tan korkarım. Böyle bir zina fiilini, böyle bir kötülüğü böyle bir felaketi; beni felakete götürecek ve benim davam için yapacağım bütün çalışmaları iptal edecek ve beni mahvedecek beni ebedi zindana (bu dünyanın zindanı hiçbir şey değil) mahkûm edecek bir davranışı ben yapamam. Bu bir tercih olarak bakın zindanı zinaya tercih eden bilinç dedik Yusuf’un üç gömleği kitabımızda.  Bu, bugünkü dava adamı için de son derce önemlidir. Tabi sadece mesele zinaya düşme tehlikesi değildir. İnsanların bütün insanlarda ortak olan bazı zaaf noktaları vardır. Mesela makam mevki de bir zaaf noktasıdır. Para pul maddi imkânlar dünya nimetleri dünya lezzetleri şehevi arzular. Şehevi arzular sadece cinsel arzular değildir elbet. Mesela Hz. Süleyman’ı da Rabbimiz atla imtihan eder. Ata olan sevgisi ve tutkusu bir imtihan vesilesi olur. Yunus peygamberi Rabbimiz kavminin tepkilerine karşı Tevhid mücadelesinde sabır göstermesini istemişken o bir an önce adeta tabir yerindeyse havlu atar ne haliniz varsa görün der döner. İşte bu bütün örneklerde aslında dava adamı için günümüzdeki dava adamları için pek çok örnekler var. Bütün peygamberler örnek. Günümüzdeki dava adamları için yani bir kadınla, parayla, makamla yahut tehditle, ölümle, hicretle, zulümle, baskıyla, işkenceyle her türlü tehditle karşılaşabilir. Ama dava adamı o bütün peygamberlerin mücadelesinden toplam bir sonuç çıkararak kendisine-bugüne taşımalı.

Hz. Yusuf davasını sürdürmek için de olsa zinayı kabul etmiyor. Buradan ne gibi çıkarımlarda bulunmalıyız?

Şöyle diyelim aslında bu konu çok basit. Hz. Yusuf böyle bir teklifi kabul edemezdi zaten (Allah muhafaza)  haşa bir peygamberin böyle bir şey yapması zaten düşünülemez ama insan olduğundan dolayı Allah-u Teâlâ bir imtihan aracı kılmıştır; böyle bir şeyi yapmış olsaydı zaten bugün Hz. Yusuf’u konuşmayacaktık. Yani Yusuf bir örnek olarak karşımıza sunulmayacaktı. Mesela Karun’u örnek verelim.  Karun, Hz  Musa’ya iman eden akrabalarından amcaoğullarından. Başlangıçta Hz. Musa’ya iman etmiş, Tevrat’ı en iyi bilenlerden. Ona görevler de vermişti ama malını mülkünü parasını koruma arzusuyla tuttu Firavunlarla zalimlerle Haman’la işbirliği yaptı. Bir işbirlikçi oldu.  Bir işbirlikçi olarak günümüze geldi. Yani bu noktada ben şu günahı işleyeyim sonra tövbe ederim demek olmaz. Bu büyük günahlar dava adamının imtihanıdır, hata yapılabilir dava adamı da hata yapıp küçük günahlar işleyebilir ama bu tür konularda ben bunu yaparsam sadece kendime değil davama da ihanet olur ve sadece insanlardan bana değil davama da laf getirmiş olurumun farkında olmalıdır. Dolayısıyla dava adamı o sorumluluk bilinciyle hareket eder. Belki böyle bir ders çıkarılabilir.

 

Peki hocam, Hz. Yusuf’un zindanda iken yaptığı tebliğden nasıl dersler çıkarabiliriz? Mesela Hz. Yusuf’un zindandaki dili de dikkat çekici. “Ey benim zindan arkadaşlarım” hitabı ile bize ne öğretilmek isteniyor? Zindan hayatı üzerine biraz konuşabilir miyiz?

Şimdi şu nokta üzerinde durmak lazım; Hz. Yusuf’un zindana girişi ile ilgili bilgiler verirken Kur’ân-ı Kerim’de, Yusuf Suresi 35. Ayette “O haksızca itham edildiği halde aleyhinde de hiçbir delil olmadığı halde” yani hakkında delil yok ve itham ediliyor bu fiili işlemediği halde mağdur edilmek suretiyle hapse atıldı. Şimdi mağduriyet noktası çok önemlidir.  Eğer birtakım söz gelişi –haşa- bir hırsızlık, bir yolsuzluk, efendim bir bu manda demek ki bu bunu yapmış dedirtecek bir davranış söz konusu olsaydı gerçekten o zaman insanların onun aleyhinde konuşması noktasında hiçbir engel kalmazdı. Böyle bir durum yok. Haklı olduğu halde nahak yere haksız yere karşı taraf onu zindana attı. Bu nokta önemli. İkincisi zindana girdikten sonra insanların size bakışı “yav ne yapmış ki bu adam zindana atılıyor” olacaktır. Ama sizi tanıdıktan sonra diyecekler ki evet gerçekten bu iddia zaten sadece bir zanmış sadece bir yaygaradan ibaretmiş derler. Bu noktada Hz. Yusuf’un zindana girdiğinde tabir yerindeyse bir sıfır galip başladığını söyleyebiliriz.  Yani ya bu adam nahak yere atılmış. Bir ikincisi zindan arkadaşlarına ey benim zindan arkadaşlarım ifadesinde orda bir sıcaklık hitapta bir güzellik var. Şüphesiz davette tebliğde davetçinin sözlerine söylemlerine eylemlerine son derece dikkat etmesi lazım. Yani insanlara müşterek noktalardan ortak noktalardan hareket etmesi lazım ki birlikte mağduriyet birlikte o çileyi çekecekler.  Bu manda bu üslubu iyi kuşandığını görüyoruz. Diğer insanlarla en güzel şekilde mücadele etmek Hristiyan Yahudi ve diğer inanç gruplarıyla ama insanlara en güzel sözü söylemek en sıcak ilişki biçimini kurmak zaten bir davetçinin özelliklerindendir ve Hz. Yusuf da bunu yapmıştır.

Rüya bahsinde arkadaşlarının rüyasını yorumlamadan önce onları tebliğe çağırıyordu. Bunu nasıl algılamalıyız?                                                                                                                                 

            Tabi o da gerçekten önemli. Yani sadece rüyalarını yorumlamakla yetinmiyor. Çünkü insanlar onun bazı olayların arka planını okuyabildiğini gördüler. Bu arada meallerde hep rüya yorumu olarak anlam verilir “tevili ehadis” diyoruz biz ona olayların ve sözlerin yorumunu çok iyi bilen bir insan. Onu birkaç gün tanıdılar; baktılar ki olaylar, sözler rüyadaki olaylar ve sözler dahi bütün bunları çok iyi yorumluyor ve son derece güven telkin eden birisi özü sözü davranışları kibarlığı asaletiyle her bakımdan mükemmel bir insan, o zaman, bu rüyamıza ilişkin bize bilgi verir misin, dedi. Çünkü oradaki insanlar zaten onu kabullendi. Yeni insanlar girdi, onlar da, rüyamızı yorumlar mısın, dedi kısa bir süre sonra. Tabii yorumlayacağım ama yemek vakti yemeğimiz gelmek üzere gelinceye kadar size bunu anlatmış olayım fakat önce kendisinin pozisyonunu takdim etmiş olması tebliğ açısından bir zemin oluşturması son derece önemlidir. İnsanlar, sadece rüya konusunda değil, diğer konularda da görüşünüzü merak edip sorabilecek bir pozisyona hazırsa… Ve size karşı “bunun söylediklerini ben dikkate almalıyım” diyecek noktaya gelmişse, nasıl ki bütün peygamberlerin daha peygamber olmadan önceki vasıflarından biri de emin olmaktır Hz. Musa ile karşılaştıklarında, Hz.Şuayb’ın iki kızının o güçlü ve emin bir kişidir dedikleri gibi; ama arkasından mademki beni bu konumda görüyorlar, ben onlara kendi konumumu ve davamı -Tevhid bilincini- anlatayım. Bakın arkadaşlar hemen ilk en temel meseleden giriyor; Allahtan başka ilah olmadığını ona herhangi bir ortak koşmamızın yakışı kalmadığını ve bunun Allaha büyük bir haksızlık olacağını söylüyor. Şimdi bu ne demek Allah birken Allahtan başka ilah olmaması gerekirken ve bu en büyük hakikat iken ona ortaklar koşmak insan aklına da insan onuruna da yakışı kalmaz. Yani bir tek Allaha her şeyi var eden yaratan ve yöneten Allah’a kulluk etmek varken birtakım uydurulmuş tanrılara kulluk etmenin onların koyduğu kurallara uymanın veya onların karşısında eğilip bükülmenin onlara tapınmanın insanlık onuruyla bağdaşır bir tarafı yok.  Gelin bunun bir mukayesesini yapalım. En başta bununla giriş yapıyor Hz. Yusuf ki bu son derece önemli.  Yani hatta arkasından diyor ki Allaha ortak koşmamız bize yakışmaz diyor ki ben Allaha inanmayan Ahiret’e iman etmeyen bir kavmin milletini terk ettim. Bu ifade de enteresandır. Yani bir kavmin milletini terk etmek ne demek  -kavramları da çok dikkatli kullanmamız lazım çok dikkat etmemiz lazım-  kavim bir ırktır bir soy soptur yani topluluk olarak da kullanılmış tamam ama bir etnik topluluğu ifade eder fakat millet kelimesi bu topluluğun hayatına yön veren ilkeler bütünü demektir. Milleti İslam deriz o yüzden. Millet-i İbrahim ve İshak ve Yakup yani onların dinine diye çeviriyoruz ama onların yaşam biçimine hayat tarzına ve tabii ki merkezinde Tevhid Dini-İnancı olan akaid ilkelerine helal haram ve benzeri uygulamalara ibadet biçimine şeriata ve hayat tarzına uydum demektir bu. Ne yapıyor kendisinin niye farklı olduğunu niye diğer insanlardan veya o güne kadar tanıdıkları insanlardan farklı davrandığını farklı bir yaşam biçimine sahip olduğunu onlara izah ediyor. Benim temel farkım budur dolayısıyla Allaha ortak koşmak bize yakışmaz bu bize Allahın bir lütfudur insanlara fakat insanların çoğu bunun kadrini bilmez şükretmezler ve dahası düşün diyor bir tek tanrı mı yoksa her şeye hâkim ve galip olan tek bir ilahı mı ilah fikri anlayışı inancı mı doğurur yoksa birçok tanrılar mı? E bunun mukayesesini yaptığınız zaman karşıdaki insana kuranı kerimde ne diyor eğer birden çok tanrı olsaydı kâinat fesada uğrardı her biri farklı bir irade ortaya koyar çatışma çıkardı. Böyle şey olmaz. Tek bir ilah olacak ki her şeye hâkim olan güçlü olan yaratan her şeyi idare eden bir tek tanrı olacak ki alemde nizam egemen olsun. Hz Yusuf bu fikri onlara empoze ediyor çok tanrılı düşünceden putperestlikten vazgeçin tevhide gelin diyor. Evet, Allahı bırakıp da taptıklarınız sizin ve atalarınızın adlandırdıklarınızdan başka bir şey değildir sadece uydurma tanrılardır bunlara tapmak için Allahtan hiçbir delil gelmiş değildir. Ancak hüküm kanun emir ve yasak koyma veya yön verme karışma hakkı sadece Allaha aittir yoksa kendisinden başkasına kulluk etmememizi emretmiştir. Dosdoğru din budur fakat insanların çoğu bunu bilmez. Kendi dosdoğru dinini onlara bakın şu ifadelerle üç dört ayette belli temel esasları var izah ediyor. Bu aslında tebliğde önemli bir metoddur davette insanlara kendi inancımızı aktarmada çok önemli bir metoddur. Yusuf (a.s) yaptığı bir yöntemdir.

 Hz Yusuf’a sunulan zina günümüzde farklı şekillere girmiştir. Buna ne gibi örnekler verebiliriz? Ne zaman bir zinayla karşı karşıya kalır bir dava adamı ve günümüzde dava adamını bekleyen tehlikeler neler olabilir neye karşı daha tedbirli olmamız gerekir?               

 

       Şöyle diyelim günümüzde tabi ki araçlar çoğaldı. Yani batı dünyası modern dünya amaçlardan çok araçları üretmeye yöneldiği için her geçen gün yeni yeni aletler araçlar oyuncaklar tırnak içinde üretiliyor. Ve tabi ki bugün internet çağı denen görsel medya dediğimiz bir vakıayla karşı karşıyayız. İnsanlar arası iletişim çok fazla çok farklı boyutlar kazandı. Çok fazla iletişimin sıkı hale geldiği ve zinaya giden yolların da neredeyse iyice kolaylaştığı her türlü mahremiyetin her türlü gizliliğin batıdan kalktığı bir dönemde elbette zina konusunda çok daha dikkatli olmak gerekiyor. Az önce söylediğimiz gibi zina etmeyin değil de kuranı kerimde rabbimiz zinaya yaklaşmayın buyururken burada bir hikmet var çünkü etrafında dolaştığınız zaman o sizi her an içine düşürme tehlikesi besleyebilir oraya çekme cezbetme ve o tuzağa düşme gibi bir durumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Hatta bir hadisi şerifte her kralın melikin yöneticinin bir koruluğu vardır. Allah-u Teâlâ’nın da koruluğu haram sınırlarıdır ve sakın o haramlara yaklaşmayın çünkü haramın içine düşebilirsiniz. Ne demek bu koruluk örneğini neden veriliyor bu? Hani şöyle diyelim hayvanlar otlar merada dağda çayırda ama bir yer çevrilmiştir. Oraya eğer yaklaştırırsanız ve eğer orda gerekli sınırlar çevrilmiş tel engellere falan yoktur ama her an oradaki bir yere girip oradaki otları bitkileri yahut ürünleri ekinleri yeme tehlikesi vardır çünkü bu hayvanın iradesi de söz konusu değildir. Canı çektiği anda acıktığı anda oraya koşar ve onu engelleyemezsiniz. İnsanın da bu manada hayvani dürtüleri nefsani arzuları fıtri bir takım istekleri arzuları vardır ve siz eğer sanal âlemde internet dünyasında diyelim telefonla mesajla sosyal medyayla çoğaltalım diğer iletişim araçlarıyla görsel anlamda bu tür haramların etrafında dolaşırsanız ve bunlara kendinizi alıştırmaya başlarsanız bir süre sonra olağanlaşır sıradanlaşır ve bir süre sonra bunları çiğnemenin bu haramları çiğnemenin işlemenin o yasakları çiğnemenin sıradan hale gelmesi mümkündür.

Günümüzde yapmadığı işlerden dolayı iftiraya maruz kalarak cezaevlerinde tutulan Müslümanlar var. Bu geçmişte Hz. Yusuf kıssasında da göze çarpmakta. Peki, hocam, bu hep böyle mi sürecek? Ve bu iftiralara karşı Müslüman’ın duruşu nasıl olmalı?                                  

   Tabi ki orda elbette zindana atılan bir insana düşen şey sabırdır. Hz Yusuf o sabrı gösteriyor ama zindan arkadaşlarının rüyasını tabir ettikten sonra diyor ki ya beni bir hatırlatın. Bu kral bir gün öldürecek hatta onun tepesinde kuşlar uçuşacak öldükten sonra çürüyecek ve o idam edildiğinde kuşlar artık onu gagalayacak cesedini falan. Öbürü ise ikramda bulunacak krala yiyecekler sunacak bari o hayatta kalacak krala bu kadar yakın olacaksın -bu tabi ki rüya tabiri- o zaman beni hatırlatıver. Ben haksız yere buradayım en ufak bir zinam olmadığı halde ama Allah-u Teala diyor ki şeytan ona unutturdu hemen yani şeytan unutturdu nefsi unutturdu “oh kurtuldum ben gerisi önemli değil” insanlar biraz böyledir yani kendini kurtarınca bir zorluk çekerler falan o badireyi atlatıverince orda kalanları bir anda unutuverirler insanoğlunun böyle bir nankör tarafına da vurgu var orda. Öbür taraftan da Allah-u Teâlâ buyurur ki Hz Yusuf un bir çile dönemidir çile çekmesi dönemidir. Takdir buyurur çektirir fakat Hz Yusuf zindanı burada hiç bir şey yapılmaz falan değil tam tersine bugün bir kavram olan artık literatürümüze girmiş olan Medresi-i Yusufiyye’ye çevirdi. Orada insanlara tebliğ etti oradaki insanlara tevhidin hakikatini anlattı. Onlarla beraber iman edenler oldu ve o iman edenlerle beraber zindanda bir alt yapı oluşturdu adeta. O insanlar kendisine iman ettiler ve ilk ümmetini ilk iman eden Hz İsa’nın havarileri gibi ilk yakınlarını orda oluşturdu. Bu konuda detaylı bilgi verilmiyor kuranda ama bu anlaşılıyor orda. Zindanı bir mahrumiyet bilerek bir sıkıntıdır bir sabır bilerek direnişi gerektiren bir ortamdır fakat sonuçta orayı bir imkâna dönüştürmek de mümkündür. Hz Yusuf bunun en güzel örneğidir. Orayı bir eğitim mekanizmasına bir medreseye dönüştürmek mümkündür. Hz Yusuf bunu yaptı ama ilk fırsatta da bakın daha sonra evet yıllar sonra biraz gecikti ama yıllar sonra bir rüya daha kralın rüyasını öğrenince ya bunu yorumlayacak bir arkadaşım var dediğinde Hz Yusuf -bakın oradaki tavır çok önemlidir-  tamam ya oh ne güzel hemen ben çıkayım demedi evet rüyaya  ilişkin birkaç bir şey söyledi ama kral seni çağırıyor denildiğinde ben çıkmam dedi çok enteresan bir durum. Çünkü orda zindana girmiş bir insanın çıktığında hangi ortamlarda nasıl mücadele vereceğini ve nasıl tavır takınacağını öğretmesi bakımından çok önemlidir. Ve dedi ki o kadınların derdi neymiş oradaki ifadeyle o kadınlar toplansın toplanmalı benim suçsuz olduğumun benim günahsız olduğumun ve benim onlara hiçbir kötülük yapmadığımın ve tam tersine onların bana tuzak kurduğunun herkes tarafından bilinmesi lazım. Yani o günkü kamuoyunca çünkü dedikodu gazetesi işlemişti dedikodu gazetesi derdi eskiler ve Aziz’in karısı işte kendisi o evlatlığı konumundaki Yusuf’un nefsinden murad almak istedi ve bununla nasıl ilişkilendirilmişti eleştiriler vardı ama bunda Yusuf’un bir günahı yoktu bunun ortaya çıkması lazımdı ve bu ortaya çıktı ama kral da dedi ki tamam -nasıl ortaya çıktı- toplayın kadınları yargılama yapıldı hepsi dediler ki:  evet Yusuf günahsızdır hiçbir kötülüğü yoktur bütün pislik –tabiri yerindeyse- bizdedir diye söylediler. Buradan çıkarıyoruz ki zindana düşen bir insanın bu konularda yani zindana düşmek bazen dava adamları için yani bir kayıp gibi zaman kaybı gibi gözükse de bir sonraki adım için daha sonraki günler için müthiş bir imkâna dönüşebilir. Şule Yüksel Şenler abla başörtüsü mücadelesinde simge isimdir ve – 1960ların sonları muhtemelen 70 olabilir tam olarak tarihini hatırlayamadım- ama o günlerde çıkan yeni istiklal gazetesi olması lazım orada yazdığı bir yazıdan dolayı cumhurbaşkanına hakaret kabul edilir bu yani- yöneticiler belki de ismini vermiş olabilir- hakaretten dolayı hapse atılır. Bursa cezaevine girer.  Bursa cezaevine girdiğinde –kendisi anlatmıştı bunu- kadınlar koğuşu çok berbattır her türlü böyle hani maddi anlamda yani tuvaletler bilmem neler –affedersiniz- şunlar bunlar çok kötü. Hemen hapishane müdürüne çıkar ve efendim bu ne rezalet? Paspas yok şudur budur falan deyince müsaade ederseniz ben bir telefon edeyim buraları yaptırıvereyim. Biraz yok mok dediyse de ısrar eder – tabi o zamanlar orda Şule Yüksel Şenler efsane bir kişi gerçekten- Bursalı onun davasına yakın samimi Müslümanlar hemen kabul ettiler falan orayı bir iki hafta içerisinde pırıl pırıl hale getirdiler. Şule abla orda tebliğe başlar orası medrese-i yusufiyye ye dönüşür. Namaz kılanlar örtünenler vs derken bir iki ay sonra daha süresi dolmadan af çıkar cumhurbaşkanı af çıkarır onun hakkında, af kâğıdı verilir orda çağırırlar derler ki; Şule Yüksel Şenler çağırılıyorsun cumhurbaşkanı sizin hakkınızda af çıkardı çıkabilirsiniz ama imzalaması gerekiyor kâğıdı. Diyor ki “ben o kâğıdı imzalamam ne zamandan beri suçlular suçsuzları affediyorlar? Ben onları affetmiyorum. Gitmiyorum”. İki ay üç ay daha yatar ondan sonra çıkar ne kadar yattı bilmiyorum. Bu çok önemlidir. Hz Yusuf’un izzetli ve onurlu tavrı neyse – bakın bu kadınlar gelsin o mahkeme kurulsun yeniden yargılanayım ben aklanayım ondan sonra çıkayım dediği gibi- Şule ablamız da benzer bir tavır sergilemiştir. Dava adamların hepsi böyledir.

Son olarak Hz. Yusuf örnekliğinden ne gibi çıkarımlarda bulunmalıyız? Hz. Yusuf çağlar ötesindeki kardeşleri olan bizlere ne gibi dersler vermeli?                                                         

 

    Evet tabi ki şöyle diyelim Hz. Yusuf’un zindan hayatı değil sadece ve en başta söylediğimiz o üç gömlek  esprisine tekrar dönersek –bir bütünlük oluşturmuş olalım- Hz Yusuf’un hayatı bir insan için bir adamı için mesela ben çocuğumu nasıl yetiştirmeliyim, çocuklarımızı evlatlarımızı Hz Yakup Yusuf’u nasıl yetiştirdiyse biz de öyle yetiştirmeliyiz çünkü Yusuf kıssasının ilk başlarında bunlar var ne gibi mesela bir yerde der ki sıdk doğru sözlü, efendim bir peygamberin taşıması gereken birçok özelliği o yaşlarda babasından bir peygamberden alıyor tabi ki, o özellikleri kuşanıyor ama mesela evladım bu rüyanı kardeşlerine anlatma sana kötülük yapabilirler diyor o da anlatmıyor demek ki daha küçücük yaşlarda sır saklamayı öğretmiş ona gibi pek çok özelliklerle pek çok yönlerle ailesini düşünen ibadet eden doğru sözlü ve Allah’a tevekkül eden gibi birçok özellikleri o yaşlarda kuşanıyor. Son derece güzel yetişmiş. Peki delikanlılık çağında evet babasından koptu -diyelim ki 9,12, 17 ye kadar rakam dönemler var kuyuya atıldığı tarih itibariyle- hadi diyelim ki biz 12 13 yaşlarında olduğunu farz edelim- o yaşta o yıllarda alınan karakter eğitimi karakterin oluşumu için son derece önemlidir. Oradan hareketle siz her türlü zorluklara karşı o aldığınız sağlam karakterle iradeyle yapıyla her türlü tehlikeye karşı ikbalde idbarda eskilerin ifadesiyle yani ikbal en güzel dönemler idbar en aşağı dönemlerde de sarsılmadan yürüyorsunuz. Esir pazarında satılıyor ama insanlar onun bakışından daha o Aziz – aziz mısır azizi yani maliye bakanı olduğu söyleniyor- görür görmez onun farklı bir kumaş olduğunu fark ediyor. Demek ki fark ediliyor edebiyle hayâsıyla her şeyiyle ve arkasından diğer gelişmeler, zindan hayatı, zindan hayatına medar olacak şekilde zinayı değil kolayı değil nefsinin arzuladığı şeyleri değil nefse hoş gelecek şeyleri değil zor olanı ama Allah’ın koyduğu ilkeler neyse onu yapma anlamında onu tercih ediyor. Daha sonra iktidara geldiğinde de, yani Allah’ın lütfuyla zindan hayatından sonra önce maliye bakanı olduğu söyleniyor, arkasından hazine bakanı, sonra tüm ülkenin yetkilerini ele aldığında da, yani ben şöyle bir zevk-i sefa süreyim öyle güzel bir kendime atlar, arabalar, elbiseler, yiyecekler falan elde edeyim dememiştir. Hz Yusuf’un son derece sade bir hayat yaşadığı, sultan saltanat döneminde ve hatta daha önce 3 günde 1 öğün yediği söyleniyor bir rivayette. Hadi diyelim günde bir öğün yemek yiyordu ve kendisine teklif edildiği halde yani tüm yiyecekleri getirelim sana- ama ülkede kıtlık olduğu dönemde özellikle- ben insanları doyurmadan kendimin yemesi, tıka basa yemem doymuş olmam doğru değildir der ve onlarla aynı sıkıntılara talip olur. Bu açıdan baktığımız zaman Hz Yusuf’un hayatında bütünüyle önce çocukluk yetişme dönemi, gençlik dönemi, delikanlılık devri, kemal devri… Zorluklar, zindan kuyuya düşme en umutsuz zamanda umudunu kaybetmeme ama en güzel dönemlerde de şımarmama, istikametini kaybetmeme ve Tevhid üzere yürüme dediğimiz zaman o Tevhid gömleğini çıkarmama anlamında, Hz Yusuf mükemmel bir örnekliktir. O açıdan davetçilerin Hz Yusuf’un hayatını sadece Yusuf ‘un üç gömleği eseri bir simgesel örgüsel üzerindeki kardeşlerimiz gençlerimiz için yazdığımız bir kitap tekrar edilmiş çok daha detaylı ama kesinlikle sahih kaynaklardan yani öğrenilmesi lazım yoksa kalkıp da Züleyha’yla evlendirme gibi bir takım masallarla hikayelerle ondan sonra evlendi çoluk çocuk sahibi oldu nasılsa o da tövbe etmişti olabilir ama bir peygamberin ismet sıfatına hikmet sıfatına böyle düşük karakterli bir kadınla evlenmesi yakışmaz caiz değildir birçok âlimin görüşü bu istikamettedir. Öbür rivayetler evlendiğine dair rivayetler sahih İslam kaynaklarında olmadığı gibi hadislerde olmadığı gibi kurandan zaten çıkmaz böyle bir şey İsrailiyyat Yahudi kaynaklarında bile yoktur. Bu bir yerden girmiş ama bizim halk arasında o Yusuf ile Züleyha masalına dönüşmüş efsanesine dönüşmüş. Efsanelerden arındırarak sahih özetle tefsirlerle kuranla yetinmesi hadislerde de çok fazla bir bilgi yok. Buradan çıkaracağımız derslerle dava adamlarının her türlü zorluğa karşı dik duracak bir örneklik anlamında Hz Yusuf ‘u önlerine koymaları lazım.

Hz. Yusuf zindandan çıktıktan sonra ülkeye sultan oldu dediğiniz gibi. Bu bizim için ne gibi bir örneklik teşkil edebilir yani mesela sistemin içini dönüştürerek onu yönetme gibi bir anlayış olarak bunu örnek gösteriyor musunuz?                                                                                  

           Bir ülkede İslami değişimi ve dönüşümü gerçekleştirmenin bir tane yolu yoktur yani bu sadece efendim güç kuvvet zoruyla veya şu yoluyla bu yoluyla diyemeyiz. Aslında bütün değişimler bütün dönüşümler özde temelde insanların zihin gönül kalp inanç değişimiyle başlar sonra onu ahlakla edeple diğer eylemleriyle amelleriyle devam ettirmek gerekir. Bu noktadan baktığımız zaman Hz Yusuf ‘un tabi orada yönetime gelmesinde bir takım dinamikler bir takım belirleyici unsurlar söz konusudur. Ne gibi? Bir kere o çok donanımlı bir insan babası çok iyi yetiştirmiş. Bir peygamber terbiyesinden geçmiş ahlaken edebi insani vasıfları itibariyle üslup itibariyle harama ilişmemesi itibariyle insanlara karşı çok nazik ve kibar zindan arkadaşlarına davranışlarında gördüğümüz gibi dik duruşu itibariyle sağlam iradeye sahip olması itibariyle – daha çok şey sayabiliriz- son derece kaliteli bir insan ama aynı zamanda Aziz’ in onu evlatlık aldığı o esir pazarında alıp evlatlık edindikleri zamanda maliye bakanı olduğu söylenir ki onun bütün işlerini tarlalarını hazinelerini Hz Yusuf ‘a emanet etmiştir o yönetmiştir. O yönden de bir ekonomi tecrübesi vardır yani hatta Ahmet Cevdet Paşa ‘nın tarihinde der ki o diyor buğdayları yahut ürünleri toplamayı onları korumayı ondan sonra insanlara onu daha sonra işte geri diyelim ki Cevdet bey dağıtma usulü falan o zaman biliyordu o zaman öğrenmişti. Diğer konularda da kendini yetenekli görüyordu ve çıktığında tabi olayların sözlerin yorumu anlamında tevil-i hadis dediğimiz o basirete karaktere de sahipti. Ben bunu yaparım, yani kim yapacak bunu dediğinde kim bu malları yedi sene stok yapacak yedi sene sonra da bunları dağıtacak ciddi bir planlamayı gerektirir bu ciddi bir maliye ekonomi bilgisini gerektirir bu, ben bunu yaparım. Demek ki buradan çıkarılacak sonuç eğer önümüzde yapabileceğimiz bir yani görev varsa biz yaparız diyebilmek ama Hz Yusuf ‘un hem orada hem görevi alır almaz şu andan itibaren bu ülkede tevhid dini geçerlidir şeklinde bir şey demeyeceğini diyemeyeceğini herkes bilir. Böyle bir şey denmez ama Hz Yusuf ‘un kendisinin bir haram bir günah bir şirk işlemediğini –herhalde bir peygamber çünkü bunu yapmaz- o öncelikle bu ikisi arasındaki dengeye çok iyi anlamamız lazım böyle siyah beyaz gibi meselelere bakarak olmaz yani Hz Yusuf geldiği anda şeriat ilan etti falan gibi veya tevhid inancını ilan etti herkesi de bundan sonra şirk yasaklanmıştır efendim şu şu şu günahlar haramlar yasaklanmıştır diyemeyeceğini bunun olamayacağını biliyoruz. Değişimin dinamiğine aykırıdır bu. Dolayısıyla öyle bir imkan çıktı ve onu çok iyi değerlendirdi ve ama orada elbette örnekliğiyle yaşantısıyla aldığı tedbirlerle çalışkanlığıyla onlar açken kendisi tok yatmayarak -biraz önce o örneği verdik-  onlar gibi kendisi de aç kalarak tantanaya şaşaaya lükse ihtişama yer vermeden -ne yaptı?- en güzel örnekliği sergiledi ve onun o halini görenler hızla değiştiler dönüştüler ve tevhidin tohumları Mısır’a öyle atıldı. Hz Musa çok yıllar sonra bakın yüzyıllar sonra o mirası onun bıraktığı mirası gelip orada İsrailoğullarını – Hz Yakup ‘un isminden geliyor- onları öyle kurtarmaya çalıştı kurtardı. Demek ki bu bir yöntem olarak uygulanabilir burada illa da İslam’ın bir ülkede değişimi gerçekleştirmesi Müslümanların tek bir yöntemledir o da şöyle yöntemlerledir efendim ihtilal yöntemidir devrimdir kan dökmektir tepeden aşağı özellikle de bakın tepeden aşağı yukarıdan aşağı yöntemler asla mümkün değildir. Bu öz değişim bir toplum kendi özünde olanı değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez ayeti Rad suresi 11. Ayeti de burada devreye sokulabilir diyelim ve bununla yetinmiş olalım.

 

*Genç Öncüler Dergisi “Müslüman Tutsaklar” 92. sayısında yayınlanmıştır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder